<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Balıkesir'de Haftalık Yayın Yapan Gazete</title>
<link>https://www.balikesirtakip.com</link>
<description></description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.balikesirtakip.com</copyright>
<image>
<title>https://www.balikesirtakip.com</title>
<url>
https://www.balikesirtakip.com/images/genel/yeniZveZgncelZlogo.jpg
</url>
<link>https://www.balikesirtakip.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>TAKİP’TE KALIN</title>
<description><![CDATA[<p>TAKİP’TE KALIN</p>

<p>7. kuruluş yılı Takip’in.</p>

<p>Okur için gazete, bir anlık nefestir.</p>

<p>Sayfaları çevirirsin, okursun, bakarsın…</p>

<p>Kenara koyarsın.</p>

<p>Bir günlüktür aslında gazetenin ömrü.</p>

<p>Ama sadece okur için.</p>

<p>Okur için gazete, her sabah yeniden doğar.</p>

<p>Ama gazeteler için her sabah yeni bir adım, daha ileri mesafeler, daha büyük hedefler, daha bir olgunlaşma demektir.</p>

<p>İnsan için küçük, bir gazete için, hele hele yerel basının içindeki bir gazete için ise her doğan gün ve her hafta bitmek bilmeyen sıkıntılarla mücadele edilen bir koşturmadır.</p>

<p>O yüzden yerel bir gazete için 7 hiç de küçük bir yaş değildir.</p>

<p>Temelin iyice oturduğu, kendine güvenin iyice pekiştiği, geleceğe emin adımlarla yürüyebileceğine olan inancın güçlendiği zaman dilimidir.</p>

<p>Yerel basındaki bir gazeteyi yaşatan öncelikle kazandığı saygınlıktır.</p>

<p>Eğilip bükülmüyorsan, birilerine veya bir tarafa yanaşmıyorsan yerel özelinde okur bunun değerlendirmesini çok daha yakından yapar.</p>

<p>Zira yerel gazete kentin gazetesidir.</p>

<p>Sokaktaki insanın sesidir.</p>

<p>Aileden biridir.</p>

<p>Ama ekonomik koşulların ağırlığı da dayanılmaz ötesidir.</p>

<p>Bu nedenle kentli birey, gazeteciliği layığıyla yapana da sahip çıkmalı, destek olmalıdır.</p>

<p>Destekten kastımız da abonelik ve okunurluktur.</p>

<p>Yerel gazetenin en büyük reklamı okunurluğudur.</p>

<p>Balıkesir’de son yıllarda yazılı basın haricinde özellikle internet gazeteciliği(!)nin patlama(!) yapmasıyla sayısız haber(!) sitesi oluştu.</p>

<p>Ama kirlilik de aynı oranda arttı.</p>

<p>Takip, tüm bu abuk furya içinde çizgisini bozmadan ilerleyebildiyse ve bugün yeni bir yayın yılına kavuşmanın haklı gururunu taşıyorsa bunu öncelikle gazeteciliğe olan inancına, meslek ilkelerine bağlılığa ve okurlarına borçludur.</p>

<p>Takip’i her hafta Balıkesir ve Balıkesirliler ile buluşturan yönetim kadrosundan tutun da gazetenin mutfağındakilere ve dağıtıcılarına kadar tüm emekçilerini kutluyor; nice yayın yılları diliyoruz.</p>

<p>Takip’siz kalmayın.</p>

<p>               Takip’te kalın.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//takip-te-kalin/680/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>7 Yıldır Aynı Heyecan, Aynı Kararlılıkla…</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>7 Yıldır Aynı Heyecan, Aynı Kararlılıkla…</strong></p>

<p>Yerel basın, bir şehrin hafızasıdır…</p>

<p>Sadece haber vermez; yaşananları kayda geçirir, insanların sesi olur, bazen bir sorunu gündeme taşır, bazen de bir başarıya ışık tutar. Özellikle bugünlerde, doğru ve tarafsız habercilik yapmak her zamankinden daha büyük bir sorumluluk haline geldi.</p>

<p>İşte BALIKESİR TAKİP GAZETESİ, tam 7 yıldır bu sorumluluğu büyük bir özveriyle yerine getiriyor.</p>

<p>Gazetenin Kurucusu değerli kardeşim Umut Sözen’in şu sözleri aslında bu 7 yıllık emeğin en güzel özeti niteliğinde:</p>

<p>“Takip’te kalın… Gazeteniz Takip 7 yaşında… Bu gazete emeğin alın terine yansımasıdır. Çok yol yüründü, çok emek harcandı, çok gönüllere dokunuldu…”</p>

<p>Gerçekten de öyle…</p>

<p>Kolay değil…</p>

<p>Bir yerel gazeteyi ayakta tutmak, ilkelerinden ödün vermeden yayın hayatını sürdürmek büyük bir mücadele ister. Görünenin arkasında büyük bir emek, yoğun bir tempo ve ciddi bir fedakârlık vardır.</p>

<p>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ, yayın hayatına başladığı ilk günden bu yana aynı heyecanla, aynı inançla yoluna devam ediyor. Tarafsız habercilik anlayışıyla, etik değerlere bağlı kalarak, halkın doğru bilgiye ulaşabilmesi için önemli bir görev üstleniyor.</p>

<p>Ben de gazetemizin yayın hayatına başladığı ilk günden itibaren bu ailenin içerisinde yer alıyor, 7 yıldır aralıksız yazılarımı sürdürüyorum. Geçen yıllar içerisinde Takip Gazetesi yalnızca bir yayın organı olmadı; Balıkesir’in sesi, gündemin takipçisi ve vatandaşın yanında duran güçlü bir platform haline geldi.</p>

<p>Yerel ve ulusal gelişmeleri dikkatle takip eden gazetemiz, zaman zaman şehir adına önemli konuları gündeme taşıdı, zaman zaman vatandaşın sorunlarına tercüman oldu. Bunu yaparken de hiçbir zaman doğruluktan ve basın ahlakından uzaklaşmadı.</p>

<p>Bugün dijital çağın içerisindeyiz. Haber çok hızlı yayılıyor ancak doğru habere ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. İşte böyle bir dönemde ilkeli yayıncılık yapan yerel gazetelerin değeri çok daha iyi anlaşılıyor.</p>

<p>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ de teknolojinin tüm imkânlarını kullanarak dijital dünyada gücünü artırmaya, hak ve hukuku gözeten yayın anlayışıyla yoluna devam ediyor.</p>

<p>Bu vesileyle; başta Umut Sözen olmak üzere emeği geçen tüm gazete çalışanlarını, yazar kadrosunu, gazetemizi okuyucularımıza ulaştıranları, katkıda bulunanları ve bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan değerli okuyucularımızı gönülden kutluyorum.</p>

<p>Nice yıllara…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//7-yildir-ayni-heyecan-ayni-kararlilikla/679/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SİZİN GAZETENİZ TAKİP  7 YAŞINDA</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p> </p>

<p>Yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren doğruluktan, dürüstlükten, tarafsızlıktan, objektiflikten ve güvenirlikten hiç ayrılmadık. Geçen sayılar, aylar ve yıllar sonra buralara gelmemiz bunun en büyük göstergesi oldu.  Okuyucularımızın desteği ile 7. Yılımıza ulaştık. Dün gibi geliyor ama buralara gelirken çok emek çok mücadele verdik, çok çalıştık, herkesle barışık olduk hep daha iyisi çalıştık.</p>

<p>Çok gönüllere dokunduk, herkese el uzattık, 7. Yıla adım atarken bu yolun çetin ve zor olduğunu bildik ama yılmadık. Kapımızı da gönlümüzü de herkese açtık, içeri giren de çok oldu, yanından geçip girmeyen ve giremeyen de oldu.</p>

<p>Bu uzun yolda belki düştük, sendeledik ama doğrulduk yine yolumuza devam ettik çünkü bizim gittiğimiz yolun sonu doğruluktu. Doğru sarsılır ama yıkılmaz. Duaların ve desteklerin gayretini unutmayız, unutamayız. Hep omuzumuzda bir el hissettik işte o eller büyüdü arttı ve şimdi buradayız. Belki ilk günden itibaren “Bu işi sürdüremez, “Yapamaz”, “Gazeteyi yakında kapatır”, “Nereye kadar sürdürecek ki” gibi düşünceler olmuş olabilir ama bilmiyorlarki benim işin mutfağından geldiği mi? Biz bu işe dün başlamadık, yeni gelmedik geri geldik. Sahada olmamızın izini gazetemize yansıttık, objektifimiz hep doğru fotoğrafları, kalemimiz ise hep halktan yana oldu. Kimsenin adamı olmadık, başımız hep dik oldu işte bu bizim en büyük gururumuz.</p>

<p>Sadece arkamızda okuyucularımızın ve bize güvenen insanların desteğini hissetmek ne güzel bir duygu.</p>

<p>Balıkesir Takip Gazetesi şehirde bir iz bırakmış, yerel basında adını duyuran bir gazete oldu. Gazetemizin kuruluşundan bu güne bizlerin yanında olan, desteklerini esirgemeyen, yükümüzü hafifleten, gazetemizi güçlendiren değerli insanlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Nice başarılı senelere ulaşmak dileğiyle.</p>

<p>Hikayemiz burada bitmeyecek.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sizin-gazeteniz-takip-7-yasinda/678/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AİLE AİLE; BU NASIL AİLE?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>AİLE AİLE; BU NASIL AİLE? </strong></p>

<p> </p>

<p>Önce takvimi tee seçim zamanına geri alalım.</p>

<p>Yerel seçimler öncesi bu kez galibin CHP olacağı tabir yerindeyse kabak gibi meydandaydı.</p>

<p>Hoş, Türkiye’den, Balıkesir’den ve vatandaştan kopuksanız hayaller aleminde de yaşayabilirsiniz ama biraz olsun görüyor, dinliyor, yaşıyorsanız böyle bir zaferin geleceği belliydi.</p>

<p>Hatta Karesi’de son dakika aday değişikliği dahi CHP’yi yalpalatmadı. Karesi, Altıeylül, Büyükşehir CHP olarak alındı ve büyük başarı tarihe de geçti.</p>

<p>Haliyle seçmen iradesinde; isimlerden çok, önceki dönemin yaptığı hatalar ve yılların getirdiği yereldeki yıpranma etkisiyle beraber Türkiye’nin ekonomik durumunun ve toplumsal refleksin yansımaları çok daha fazla gözlemlendi. Bununla beraber Ahmet Akın isminin önceki dönemden getirdiği bir mağduriyet yakınlığı(İsmail Ok isminin ittifak adayı olarak ilan edilmesi ve Ahmet Akın’ın Ok lehine çekilmesi), sevimliliği, Akın’ın sempatik görünümü ve CHP Genel Başkan yardımcısı olmanın biriktirdiği tanınırlık etkisi var mıydı, vardı kuşkusuz ama Ahmet Akın yerine başka bir aday CHP adayı olarak çıksaydı, örneğin ittifakla bu kez Turhan Çömez gösterilseydi; O da rahat kazanırdı. Zira ülkedeki genel kamuoyu iktidarın uygulamalarına tepkiliydi.</p>

<p>Seçimler üzerinden aylar, aylar ve aylar geçti…</p>

<p>Seçim öncesi CHP’nin kazanacağına biz yüzde 100 gözüyle bakarken seçimin ardından belli oldu ki CHP ve adaylar kazanacaklarına inansalar da kazandıktan sonra yapılacaklara olması gerektiği kadar hazır değillermiş.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü yerel yönetimlerde ekibin çok önceden hazır olması gerekir.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü göreve gelir gelmez gereksiz yere yapılan logo değişikliği ile muhalefetin eline böyle eleştiri konusu olacak malzeme verilmez.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü seçim öncesi AKP’ye yönelttiğiniz eleştirilere konu davranışları; eğer iyi bir ekibiniz ve uyaranlarınız varsa bile bile lades şeklinde yapmazsınız.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü ekip iyiyse, her işin başkanın icraatı olmadığı, icraatı yapanın BBB olduğunun altının çizilmesi gerektiği hususunda toplumsal hassasiyetlerin dikkate alınmasının bilincinde olup yeri geldiğinde de o iyi ekip, başkanla bire bir tartışabilmelidir.</p>

<p>Var mı böyle bir şey sizce?..</p>

<p>Allasen kaç defa sadece biz bu köşede altını çizdik, her bültende, her konuda, her adımda isimleri ön plana çıkarmayın BBB olarak icraatlarınızı açıklayın dedik. Ama görülüyor ki vız gelir tırıs gider misali hiçbir eleştiri kaale alınmıyor; Dünya Sanat Günü’nde giyilen önlükte, Kaya Tırmanışçılarına verilen havluda; Yakın Çözüm ekibinin formalarının arkasında, bazı belediye araçlarında BBB başkanının ismi olmasının Ahmet Akın’a faydası mı var, zararı mı, bunu düşünen bir ekip ve uyaran var mı?.. Ki, misal verelim, kaya tırmanış etkinliği madem BBB himayesinde idi ve bunun üzerinden yine bol bol reklam yapıldı da havluya isim yazılırken etkinlik alanına niye 3-5 çöp konteynerı gönderilmedi fazladan, etraf leş gibi oldu da bunun düşünülmemesi bile tuhaf değil mi?..</p>

<p>Haliyle “kafası işleyen” bir ekibin öncelikle (yerel ve milli olarak tasvir etmek gerekirse) Balıkesirliler’den oluşturulması gerekir.</p>

<p>Çünkü malzeme bol, liyakatli insanlar çoktur. Elinizdeki kaynakları ince eler sık dokursunuz ama Balıkesir’i Balıkesirliler ile yönetirsiniz.</p>

<p>Ancak Akın cephesinin bu konuda hazırlıksız olduğu, Yücel Yılmaz ekibi(oysa onlar da Yücel Yılmaz ekibi değildi)(!) ile kamu görevinin birbirine karıştırıldığı seçim sonrası ortaya çıktı ki kilit görevlerde yıllardır hizmet veren deneyimli, liyakatli pek çok ismin görev noktasında değişikliğine gidildi. Haliyle partilerle işi olmayan, particilikle alakası bulunmayan, sadece işini yapan deneyimli pek çok isim küstürüldü, kenti bilmeyen, kente yabancı nice isim ithal edildi.</p>

<p>Neden tercih bu yönde oldu anlamak mümkün değil, örneğin Akın göreve başladıktan sonra üst düzey daire başkanlarından özel olarak ilk günden itibaren brifing aldı mı, tek tek birebir görüşmeler yaptı mı; cv’lerini birebir inceledi mi, tecrübelerine baktı mı? Ne duyduk ne öyle bir bilgi geldi kulağımıza…</p>

<p>Yoksa buzdağının görünmeyen yüzünde çalışanlara liyakat ve bilgiden çok; önyargı ve fiskos gazetesiyle mi yaklaşıldı?</p>

<p>Bununla beraber kuşkusuz yeni başkan; yeni isimlerle çalışmak isteyebilir ama “işini yapana dokunmayacağım” diyorsanız “işini yapanı” da sebepsiz görevden almamanız gerekir. Çünkü bu kez Balıkesir ailenizi tümüyle kırmış ve küstürmüş olursunuz. Getirdiğiniz isimlerin de gönderdiğiniz isimlerden çok daha dolu, çok daha vasıflı, çok daha daha daha olması gerekir ki yapılan tasarrufa saygı duyulsun.</p>

<p>Böyle olmadığı için seçimin üzerinden yıllar geçti aynı konuda tartışma ve eleştiriler bitmedi.</p>

<p>Hele hele gelenlerin Balıkesir dışından olması da dikkate alındığında çok yoğun eleştirilere doğal olarak muhatap olursunuz ve bu eleştirilerin haksız olduğu da söylenemez zira getirdiğiniz üst düzey bürokratlar Balıkesir’i bilmiyorsa, tanımıyorsa; kültürünü içine almamış, kişilerini, önemli eserlerini, önemli yerlerini sayamıyor; mahallelerini, sokaklarını arşınlamamış; merkezin ve ilçelerin ihtiyaçlarından bihaberlerse, belde ve ilçeleri tanımıyorlar ve hatta ilçelerin kaç tane olduğunu, isimlerini bile sayamıyorlarsa size faydadan çok zarar verirler.</p>

<p>Böyle olunca da kenti aile olarak değil yabancılarla yönetmiş olursunuz.</p>

<p>Oysa; Balıkesir‘i yöneten bürokratların…. Balıkesir‘i dertlenen insanlar….. olması gerekir.</p>

<p>Balıkesir için dertlenen, Balıkesir’de doğup büyümüş veya yaşayarak Balıkesirliden çok Balıkesirli olmuş, onlarca yıldır Balıkesir ile yatıp kalkmış onca insan varken neden dışarıdan farklı isimler getirilmiştir, bunun anlaşılması gerçekten zordur.</p>

<p>Ayrıca ithal bürokratlar; çalışanları tanımadıkları için; karşılıklı istişare dahi yapmadan ve hatta yüz yüze bile gelmeden, kulaktan dolma bilgilerle ve fısıltı gazeteleri ile personel hakkında yorum yapar hale geliyorlarsa ve bunu sadece basın değil, bilmiyoruz Balıkesir’de duymayan kalmamışsa gerçekten bu kez bu yaşanan tabloyu sadece ithal bürokratlara fatura edebilir misiniz, yoksa siyasi tercihleri mi sorgularsınız?...</p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin personel kaynağına bakın, nice işini bilen isim sebep gösterilmeksizin görevden alındı. Kalan üç beş deneyimli liyakatli işini bilen isim de sürekli stres ve bilinmezlik içinde, “acaba ben de yarın görevden alınacak mıyım” düşüncesiyle huzursuzluğu tavana vurdurmuş durumdalar.</p>

<p>Sonuç olarak Balıkesir’i bilmeyen nice isim dışarıdan geldi. Gelenleri terazinin ayrı kefesine koyun…</p>

<p>Nice isim ise liyakat yetersizliği ile BBB başta olmak üzere Ahmet Akın’a zarar verir hale geldi. Bunu da diğer kefeye koyun.</p>

<p>Farkında mı yönetim bunun?</p>

<p>“Benim Ailem” derken, kendi bürokratlarınızı sebepsiz yere görevden alıyorsanız bunun muhasebesinin olumlu yansıması mümkün değildir.</p>

<p>Nokta atışı Balıkesir’in tüm sorunlarını bilen isimlerin bazıları kırıldıkları için emekli oluyor, bazıları kendi kabuğuna çekilir hale geliyorlar ve siz ithallerle başarı geleceğini düşünüyorsanız ve tamamen reklamasyon odaklı popülizme gark olmuş bir halkla ilişkiler yürütüyorsanız; siyaseten büyük bir hataya imza atıyorsunuz demektir.</p>

<p>Bu arada yanlış anlamalara sebep olmamak için önemle ve özellikle yazıyı bitirirken hatırlatalım… İthal olarak anılan bürokratların ne kişiliklerine ne bilgi ve birikimlerine lafımız var. Kuşkusuz bilgililerdir, kuşkusuz donanımlı ve liyakatlidirler ve kuşkusuz kendi alanlarında başarılıdırlar. Ama bu yazının anlatmak istediği zaten onların şahsiyeti değildir. “Yerelin liyakatlileri dururken ithal neden gelir ki” ve “neden benim ailem derken personele bu kadar uzaksınız” sorularıdır.</p>

<p>Tek soru soralım, farzedelim önümüzdeki seçimlerde Ahmet Akın kazamadı, ne yapacak gelenler, Akın ile beraber gitmeyecekler mi?</p>

<p>Haliyle böyle bir bakış açısının şehre fayda noktasında “doğru” olduğu söylenebilir mi?..</p>

<p>Yerel siyaset güçtür, milletvekilliği tabiri caizse “kebap iş”, belediyecilik “ateşten gömlektir”</p>

<p>Yeni yönetimler göreve geldiğinde, yeni umutlar ve çok daha fazla doğrunun hayata geçtiği günler hayal edilir. Hatalardan ders alınacağı düşünülür.</p>

<p>Bugün kollar sıvanırken; dünün hatalarının tekrarlanmaması gerekir.</p>

<p>Yapılan her bilinen hata, hayal kırıklığıdır.</p>

<p>Ve maalesef bugün “eleştiri” kavramı bile “tukaka” olarak görülürken ne desek nafile, Atalarımız söylemiş zaten en güzelini “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”</p>

<p>Aile, ailem, canım ailem, benim ailem derken.. </p>

<p>Bir çuval inciri berbat etmektir olup biten.</p>

<p>Zira Balıkesir Ailesi, BBB Başkanı Akın’ın üzerine, kendisinin de farkında olamayacağı kadar çok ve büyük “beklenti” yüklemiştir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//aile-aile-bu-nasil-aile/677/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Kabızlık İçin Çavdar Ekmeği Gerçekten Çözüm mü?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Kabızlık İçin Çavdar Ekmeği Gerçekten Çözüm mü?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Son günlerde kabızlık tedavisiyle ilgili ilginç bir öneri gündemde: çavdar ekmeği. Yeni yayımlanan bazı beslenme kılavuzlarında çavdar ekmeğinin kabızlık için yardımcı olabileceği belirtilince konu hem hekimler hem de hastalar arasında tartışılmaya başladı. Peki gerçekten çavdar ekmeği kabızlığa iyi geliyor mu?</p>

<p>Tıp dünyasında herhangi bir öneriyi değerlendirmek için dört temel soru sorulur: Dozu nedir? Ne kadar fayda sağlar? Yan etkileri var mı? Ve bu önerinin bilimsel kanıtı ne kadar güçlüdür?</p>

<p>Çavdar ekmeğiyle ilgili veriler, British Dietetic Association tarafından yayımlanan ve Journal of Human Nutrition and Dietetics dergisinde yer alan bir kılavuza dayanıyor. Bu kılavuz, kronik kabızlığı olan bireylerle yapılmış randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarını değerlendirmiştir.</p>

<p>Çalışmalarda kronik kabızlığı olan toplam 48 yetişkin incelenmiştir. Katılımcılardan yaklaşık 3 hafta boyunca günde 6–8 dilim çavdar ekmeği tüketmeleri istenmiş ve bu durum beyaz ekmek tüketen grupla karşılaştırılmıştır.</p>

<p>Sonuçlar ilginçtir. Çavdar ekmeği tüketen kişilerde dışkılama sıklığında küçük bir artış görülmüştür. Ancak bu artış oldukça sınırlıdır; ortalama olarak haftada bir bağırsak hareketinden bile daha azdır.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar başka bir duruma da dikkat çekmiştir. Çavdar ekmeği tüketen grupta şişkinlik, gaz ve karın rahatsızlığı gibi mide-bağırsak şikâyetleri daha fazla görülmüştür. Yani bir yandan dışkılama sayısında küçük bir artış olurken, diğer yandan bazı hastalarda genel bağırsak konforu kötüleşmiştir.</p>

<p>Bir diğer önemli nokta ise doz meselesidir. Her gün 6–8 dilim çavdar ekmeği tüketmek, birçok kişi için oldukça büyük bir beslenme değişikliğidir. Günlük hayatta bu kadar yüksek miktarda çavdar ekmeğini uzun süre sürdürmek pek çok hasta için zor olabilir.</p>

<p>Kabızlık yalnızca bağırsak hareketlerinin sayısıyla tanımlanan bir durum değildir. Hastalar için şişkinlik, ağrı, bağırsak hareketlerinin düzenli olması ve yaşam kalitesi de en az sıklık kadar önemlidir. Bu nedenle bir tedavi dışkılama sayısını biraz artırsa bile, genel şikâyetleri artırıyorsa her hasta için uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kılavuzlar çavdar ekmeği için kanıt düzeyini düşük olarak değerlendirmiş ve bunu birinci basamak tedavi yerine koşullu bir öneri olarak sınıflandırmıştır.</p>

<p>Peki kabızlık için bilimsel olarak daha güçlü destek bulan beslenme önerileri nelerdir?</p>

<p>Araştırmalar özellikle üç seçeneğe dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki kivi meyvesidir. Birçok randomize çalışmada günde iki kivi tüketmenin bağırsak hareketlerini artırdığı ve aynı zamanda şişkinliği azalttığı gösterilmiştir.</p>

<p>İkinci seçenek kuru erik (prune) tüketimidir. Çalışmalar kuru eriğin dışkılama sıklığını ve dışkı kıvamını iyileştirebildiğini, hatta bazı durumlarda lif takviyelerinden daha etkili olabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Üçüncü seçenek ise psilyum içeren lif takviyeleridir. Lif takviyeleri arasında psilyum, dışkılama sıklığını artırma ve dışkı kıvamını düzenleme konusunda en tutarlı bilimsel kanıta sahip seçeneklerden biridir.</p>

<p>Sonuç olarak çavdar ekmeği kabızlık için tamamen etkisiz değildir; bazı kişilerde yardımcı olabilir. Ancak mevcut bilimsel veriler, etkisinin sınırlı olduğunu ve bazı kişilerde mide-bağırsak şikâyetlerini artırabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlık tedavisinde tek bir “mucize besin” aramak yerine, liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve gerektiğinde uygun tedavi seçeneklerinin birlikte değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kabizlik-icin-cavdar-ekmegi-gercekten-cozum-mu/676/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR’İN YERLİSİ OLMAK  YIRCALI ZADE</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>-</p>

<p><strong>BALIKESİR’İN YERLİSİ OLMAK</strong></p>

<p><strong>YIRCALI ZADE</strong></p>

<p>Balıkesir’de “yerli” olmak öyle herkesin kolayca anlatabileceği bir şey değildir. Çünkü bu, sadece burada doğmakla değil; bu şehirde kök salmakla ilgilidir.</p>

<p>Asri Mezarlık kaldırılmadan önce ailemize ait mezar taşlarını almıştım. Üzerlerindeki Osmanlıca yazıları da Aydın Ayhan hocamıza okutup günümüz Türkçesine çevirdik. İşte o taşlar, sadece birer mezar taşı değil; Balıkesir’in hafızasıydı.</p>

<p>Taşlardan birinde şu bilgi yer alıyordu: Balıkesir eşrafından Yırcalı zade ailesinden Hoca Sadık Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi’nin, Giridî (Cebbar) zade ailesi ile akrabalık bağı olduğu anlaşılıyor. Bu bile tek başına, o dönemin sosyal yapısını ve aileler arasındaki ilişkileri göstermeye yetiyor.</p>

<p>Yırcalı zade Hoca Sadık Efendi, Melek zade Müderris Hafız Abdullah Efendi’nin öğrencisi. Aynı zamanda Balıkesir Müftüsü İbrahim Sadık Efendi (1856/1857-1924) olarak bilinen önemli bir isim. Mehmet Efendi de onun ile Merva Hanım’ın oğlu.</p>

<p>Aile büyüğümüz Balıkesir Müftüsü İbrahim Sadık Efendi, merhum babam Orhan Yırcalı’nın dedesidir. Dedem Hacı Hafız Necati Yırcalı ise uzun yıllar Martlı Camii’nde fahri imamlık yapmış bir isimdir. O da babamın babasıdır.</p>

<p>Bizim hikâyemiz biraz da Balıkesir’in hikâyesidir. 1700’lü, 1800’lü yıllardan 1990’lara kadar aynı mahallede, Kasaplar Mahallesi’nde yaşadık. Aynı evlerde büyüdük. Sonra aile çoğaldı, evler değişti ama şehir değişmedi.</p>

<p>Bizim bir köyümüz de yok. Karesi Sancağı’ndan beri buradayız. Yani biz bu şehrin yerlisiyiz.</p>

<p>Bugün “yerli” kavramı çok konuşuluyor. Ama aslında mesele çok basit: Aynı sokaklarda büyümek, aynı camide saf tutmak, aynı mezarlıkta geçmişini bilmek.</p>

<p>Kısacası; Balıkesir’de yerli olmak, bu şehri sadece yaşamak değil, onu hatırlamaktır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-in-yerlisi-olmak-yircali-zade/675/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇTİ ve BALIKESİR BEKLİYOR</title>
<description><![CDATA[<p>-</p>

<p><strong>ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇTİ ve BALIKESİR BEKLİYOR</strong></p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin son toplantısı yine bildiğimiz tabloyu ortaya koydu. Kürsüde konuşmalar, karşılıklı eleştiriler, verilen mesajlar… Ama artık şunu açıkça söylemek gerekiyor ki; bence bu şehirde mesele konuşulanlar değil, yapılmayanlar.</p>

<p>Çünkü üzerinden iki yıl geçti.</p>

<p>Artık “yeni geldiler, zaman tanıyın” dönemi bitti. Seçimden bu yana az bir süre geçmedi. Belediyecilikte iki yıl, bir yönetimin kendini gösterdiği, projelerini sahaya indirdiği bir dönemdir. Maalesef hâlâ başlangıç cümleleri kurmanın bir karşılığı yok.</p>

<p>Başkan Ahmet Akın mecliste yine birlik, beraberlik ve hizmet vurgusu yaptı. Siyasi ayrım yapmadan herkes için çalıştıklarını söyledi. Bu söylem doğru olabilir. Ama vatandaş artık söyleme değil, sahaya bakıyor.</p>

<p>Sahada ne var?</p>

<p>En çok konuşulan konu yollar.</p>

<p>Balıkesir’in birçok noktasında yollarla ilgili şikâyet var. Altyapı çalışmaları yapılmış, kazılar olmuş ama üstü kapatılmamış ya da geçici çözümlerle bırakılmış. Vatandaşın gündelik hayatını etkileyen en somut konu bu. İnsanlar evinden çıkıyor, arabasına biniyor ve doğrudan belediyenin performansıyla karşılaşıyor ve memnuniyet düşük.</p>

<p>Daha da önemlisi şu eleştiri giderek yayılıyor:</p>

<p>“Belediye kendi kendini idare ediyor.”</p>

<p>Yani büyük projelerle yön veren, şehri ileri taşıyan bir yönetim değil; günü kurtaran, rutin işleri döndüren bir yapı algısı oluşuyor. Bu çok kritik bir kırılma noktası. Çünkü belediyecilik sadece çöp toplamak, su vermek değildir. Belediyecilik vizyon işidir. Peki! Somut olarak ne yapıldı? İşte en çok sorulan soru bu.</p>

<p>Bugün şehirde konuşulan projelerin önemli bir kısmının önceki dönemden kaldığı ifade ediliyor. Devam eden işler var ama yeni ve “bu dönemin imzası” denilebilecek güçlü bir proje henüz net şekilde ortaya konmuş değil. Dahası, devralınan bazı işlerin bile tamamlanmasında gecikmeler olduğu yönünde eleştiriler var.</p>

<p>Bu noktada muhalefetin söyledikleri daha sert.</p>

<p>AK Parti cephesinde Yasin Sağay ve beraberindeki isimler özellikle ekonomik yükler üzerinden eleştirilerini sürdürüyor. Su fiyatları, altyapı katkı payları ve genel maliyetler gündemde. Verilen mesaj şu: “Vatandaşın yükü artıyor ama karşılığında yeterli hizmet görünmüyor.”</p>

<p>MHP tarafında Mehmet Sıray daha temkinli bir dil kullanıyor. Açık bir polemik yerine süreci izleyen bir yaklaşımı var. Ancak bu sessizlik, memnuniyet anlamına da gelmiyor. Daha çok “uygulamaya bakalım” çizgisi korunuyor.</p>

<p>CHP cephesi ise doğal olarak yönetimi savunuyor. “Çalışıyoruz, üretiyoruz” deniliyor. Ama burada bir sorun var. Bu cümle artık tek başına yeterli değil.</p>

<p>Çünkü vatandaş şunu soruyor. Nerede? Balıkesir halkının beklentisi çok net.</p>

<p>Somut proje görmek istiyor. Bitmiş iş görmek istiyor. Hayatını kolaylaştıran hizmet görmek istiyor. Siyaset üstü en temel ölçü bu.</p>

<p>Bugün şehirde üç farklı bakış var ama dengeler değişiyor. İlk dönemde verilen “kredi” giderek daralıyor. Başlangıçta “zaman tanıyalım” diyenler artık daha sorgulayıcı. Çünkü iki yıl az bir süre değil.</p>

<p>Vatandaş şunu söylüyor. “İki yıl geçtiyse, artık sonuç görmeliyim.”</p>

<p>Çünkü insanlar sadece yapılan işe bakmıyor, o işin hızına, kalitesine ve samimiyetine bakıyor. Eğer sahada güçlü bir karşılık oluşmazsa, mecliste verilen mesajların da bir anlamı kalmıyor.</p>

<p>Sonuç olarak tablo netleşiyor.</p>

<p>Konuşmalar var. Eleştiriler var. Savunmalar var.</p>

<p>Balıkesirliler ise şunu istiyor.</p>

<p>“Anlatmayın, gösterin.”</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//uzerinden-iki-yil-gecti-ve-balikesir-bekliyor/674/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AKÇAY MİDİLLİ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>AKÇAY MİDİLLİ</p>

<p>Geçen yıl eleştirmiştik BBB’nin Ayvalık’tan Midilli seferi koymasını…</p>

<p>Sebebi şuydu hatırlatalım:</p>

<p>Birincisi, zaten Ayvalık Midilli hattında birden çok firma çalışıyordu.</p>

<p>İkincisi, BBB’nin sefer saatleri sakat saatlerdi, günübirlik gidiş dönüşe uygun değildi.</p>

<p>Üçüncüsü ve sonuç olarak o cenahta ihtiyaç yoktu.</p>

<p>Ne kadar süreyle çalıştı geçen sezon ve BADO ne kadar yolcu taşıdı, kar zarar durumu ne oldu orasını Meclis üyeleri sorgulasın da…</p>

<p>Şimdi yerel medyaya gönderilen bülten haberlerden öğreniyoruz ki, bu kez doğru hat da işler hale konmuş.</p>

<p>Ayvalık’ın yanı sıra Akçay-Midilli seferleri de başlıyormuş.</p>

<p>Ayvalık için aynı eleştirilerimiz devam ediyor olsa da Akçay açısından da bu kez “bravo BBB” dememiz şart.</p>

<p>Çünkü…</p>

<p>Körfez’in kuzey hattında Midilli seferi nicedir yok ve asıl yoğunluğun yaşandığı Güre, Akçay, Zeytinli, Altınoluk, Küçukkuyu cenahı için bu yönde sefer zaruriydi.</p>

<p>Akçay Midilli bu yüzden isabetli.</p>

<p>Dahası Ayvalık’tan kalkan feribotlar Mytilini’ye yanaşırken Akçay ve Küçükkuyu hattından kalkanlar Petra limanına yanaşıyor ki bize göre bu liman çok daha avantajlı, çünkü dibinde adanın harikası Molivos bulunuyor.</p>

<p>Umarız saat ayarlaması daha aklı başında yapılır da günübirlik gel-gitlere de olanak sağlanır.</p>

<p>2019 yılından önce Küçükkuyu Midili seferleri de vardı ve büyük ihtiyacı o hat gideriyordu ancak Küçükkuyu seferlerine ara verilmesinin ardından Akçay bu bakımdan çok isabetli bir karar oldu.</p>

<p>Hoş, Küçükkuyu sonuçta Çanakkale’ye bağlı, Çanakkale de bastırır ve seferleri tekrar başlatırsa bu kez iki noktadan hareket imkanı olur ki o bile zarar değil, iki aylık yoğun körfez turizmi için alternatif kolaylık demek.</p>

<p>O nedenle BBB açısından Ayvalık ne kadar elzem değilse de Akçay seçeneği “olmayan”ı başlatmak adına o kadar faydalı bir adım olmuştur ki elbette BBB başta olmak üzere emeği geçenleri tebrik ediyoruz.</p>

<p>Bununla beraber işin popülizm tarafını bir kenara koyup belirtmeden geçilmemesi gereken bir hususu da aktarmak zorunluluğu var.</p>

<p>Her ne kadar BBB basın bülteni bizim yerel mecraya ancak düşmüşse de bakınız kesip sakladığımız bir haber küpüründe ne yazıyor:</p>

<p>Teee tam 1 ay önce, 18 Mart 2026 tarihli Milliyet Gazetesi’nin 6.sayfasındaki haber başlığı:</p>

<p>“Yunan adalarına denizden 10 hat”</p>

<p>“İstanbul Deniz Otobüsleri İDO, 2026 sezonunda Türkiye kıyılarından Yunan adalarına uzanan sefer ağını genişleterek 9 gemiyle toplam 10 hatta hizmet verecek. Yapılan açıklamaya göre sefer ağı içinde bu yıl ilk kez yapılacak Çeşme-Sakız, Akçay-Midilli, Patmos-Kuşadası hatları var.</p>

<p>Diye devam ediyor ve İDO Genel Müdürü’nün seferlerle ilgili açıklamaları yer alıyor.</p>

<p>BBB’den yapılan açıklama da şöyle deniyor:</p>

<p>“BADO modeli kapsamında gemi temini İDO tarafından sağlanacak, operasyon ise yerel yönetim ve ilgili kurumlarca yürütülecek. Böylece hatların daha etkin ve sürdürülebilir işletilmesi amaçlanıyor.”</p>

<p>Velhasıl…</p>

<p>İDO, BADO, BBB farketmez. Siyaset, popülizm, reklam olacak kuşkusuz, herkes kendi hanesine puan derdinde. Sonuçta gemi temini İDO’dansa baş aktör orası zaten.</p>

<p>Netice itibariyle Akçay-Midilli hattı hayırlı olsun…</p>

<p>Biz asıl önemli aktör İDO kısmını da not etmek istedik sadece.</p>

<p>Zira, en azından şunu söyleyebiliriz: Keşke böyle işbirlikleri artsa.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//akcay-midilli/673/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR'DE KENTSEL DÖNÜŞÜM</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BALIKESİR'DE KENTSEL DÖNÜŞÜM</strong></p>

<p>Balıkesir’de kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi tek bir nedene bağlı değil; planlama, ekonomi, mülkiyet yapısı ve yerel dinamiklerin birleştiği çok katmanlı bir sorun söz konusu.</p>

<p>1. Mülkiyet yapısının karmaşıklığı</p>

<p>Balıkesir’de özellikle eski mahallelerde hisseli tapular yaygın. Bir parselde çok sayıda hak sahibi bulunması, uzlaşma süreçlerini uzatıyor. Bir kişinin bile itirazı projeyi durdurabiliyor.</p>

<p>2. Ekonomik cazibenin sınırlı olması</p>

<p>Kentsel dönüşümün hızlı ilerlediği şehirlerde (örneğin İstanbul) yüksek rant beklentisi yatırımcıyı çeker. Balıkesir’de ise arsa değerleri ve satış fiyatları birçok bölgede maliyetleri karşılamakta zorlanıyor. Müteahhitler için risk yüksek, kâr marjı düşük.</p>

<p>3. Deprem riski algısının yeterince güçlü olmaması</p>

<p>Balıkesir, deprem kuşağında olmasına rağmen risk algısı toplumda sürekli canlı değil. Bu durum vatandaşın “aciliyet” duygusunu azaltıyor ve dönüşüm taleplerini zayıflatıyor.</p>

<p>4. Planlama ve bürokrasi süreçleri</p>

<p>İmar planı değişiklikleri, rezerv alan ilanları ve onay süreçleri zaman alıyor. Yerel yönetim ile merkezi idare arasındaki koordinasyon eksiklikleri de süreci yavaşlatabiliyor.</p>

<p>5. Altyapı ve ulaşım entegrasyonu eksikliği</p>

<p>Kentsel dönüşüm yalnızca bina yenilemek değil; otopark, yol, kanalizasyon, su ve ulaşım sistemleriyle birlikte ele alınmalı. Bu bütüncül yaklaşım sağlanamadığında projeler ya küçülüyor ya da gecikiyor.</p>

<p>6. Vatandaşın yerinden edilme kaygısı</p>

<p>Özellikle merkez mahallelerde yaşayanlar, dönüşüm sonrası aynı yerde yaşamaya devam edememe endişesi taşıyor. Kira artışları ve geçici taşınma süreçleri de ciddi bir engel.</p>

<p>7. Otopark ve yoğunluk problemi</p>

<p>Yeni projelerde otopark zorunluluğu maliyeti artırıyor. Aynı zamanda imar yoğunluğu artırılmadan dönüşüm yapılmak istenirse müteahhit için ekonomik denge bozuluyor.</p>

<p>Balıkesir’de kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi “isteksizlikten” değil, ekonomik gerçekler, mülkiyet sorunları ve planlama eksikliklerinin birleşiminden kaynaklanıyor.</p>

<p>Unutmak bazen bir konfordur. Ama bazı konular vardır ki, unutuldukça değil, ertelendikçe büyür. Kentsel dönüşüm de tam olarak böyle bir mesele.</p>

<p>Balıkesir’de sokaklar aynı, binalar aynı, risk aynı… Değişen tek şey zaman. Ve zaman, bu şehirde dönüşümün lehine değil, aleyhine işliyor.</p>

<p> Herkes soruyor: Neden bu kadar yavaş?</p>

<p>Cevap aslında rahatsız edici derecede basit. Çünkü kimse elini taşın altına tam anlamıyla koymak istemiyor.</p>

<p>Bir yanda hisseli tapuların içinden çıkılmaz düğümü. Aynı binada onlarca hak sahibi, ama tek bir karara varamayan bir yapı. Herkes haklı, herkes temkinli, herkes beklemede. Bekledikçe de binalar yaşlanıyor.</p>

<p>Diğer yanda ekonomi… Balıkesir, rantın baş döndürdüğü şehirlerden değil. Müteahhit için risk büyük, kazanç sınırlı. Bu yüzden kimse gönüllü olarak zor bir işe talip olmuyor. Dönüşüm, ideal bir şehir hayalinden çok, matematik hesabına sıkışıyor.</p>

<p>Ama asıl mesele ne ekonomi ne de bürokrasi.</p>

<p>Asıl mesele, alışkanlık.</p>

<p>İnsanlar yıllardır yaşadıkları mahalleden kopmak istemiyor. Geçici taşınma, artan kiralar, belirsiz süreçler… Hepsi birer caydırıcı unsur. “Bir şey olmaz” düşüncesi ise en güçlü savunma mekanizması. Oysa bu coğrafyada “bir şey olmaz” demek, çoğu zaman gerçeği ertelemekten başka bir anlam taşımıyor.</p>

<p>Üstelik mesele sadece binalar da değil.</p>

<p>Bir şehri dönüştürmek; yolu, otoparkı, altyapıyı, ulaşımı birlikte düşünmek demek. Ama biz çoğu zaman sadece betonla ilgileniyoruz. Altındaki sistemi ihmal ederek, üstünü yenilemeye çalışıyoruz. Bu da dönüşümü değil, makyajı getiriyor.</p>

<p>Balıkesir bir deprem şehri. Bu bir ihtimal değil, bir gerçek. Buna rağmen dönüşümün hâlâ ağır aksak ilerlemesi, teknik bir sorun olmaktan çıkıp zihinsel bir meseleye dönüşmüş durumda.</p>

<p>Çünkü biz hâlâ dönüşümü bir zorunluluk olarak değil, bir seçenek olarak görüyoruz.</p>

<p>Oysa bazı gerçeklerin alternatifi yoktur.</p>

<p>Kentsel dönüşüm ya zamanında yapılır, ya da zaman bir gü</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-kentsel-donusum/672/</link>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Mide Şikâyetleriyle Başa Çıkmak İçin İpuçları</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Mide Şikâyetleriyle Başa Çıkmak İçin İpuçları</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Mide şikâyetleri, özellikle üst karın bölgesinde rahatsızlık veya ağrı, oldukça yaygındır. Tıp literatüründe <strong>dispepsi</strong> veya halk arasında “hazımsızlık” olarak adlandırılan bu durum, yemek sonrası şişkinlik, erken doyma, geğirti ve bulantı gibi belirtilerle de kendini gösterebilir.</p>

<p>Dispepsi, sık sık <strong>reflü </strong>ile karıştırılır. Reflü çoğunlukla göğüs ve boğazda yanma ve rahatsızlık yaparken, dispepsi daha çok üst karın bölgesini etkiler. Her iki durum da yemek sonrası şikâyetleri artırabilir, ancak reflü yatmakla da tetiklenebilir.</p>

<p><strong>Dispepsinin Nedenleri</strong></p>

<p>Dispepsiye yol açabilecek pek çok faktör vardır:</p>

<p><strong>Yaşam tarzı:</strong> Yüksek yağlı veya baharatlı yemekler, alkol, sigara</p>

<p><strong>İlaçlar:</strong> Özellikle ağrı kesiciler</p>

<p><strong>Enfeksiyonlar:</strong> Mide ülserine yol açabilen <em>Helicobacter pylori</em> bakterisi</p>

<p><strong>Fonksiyonel Dispepsi (FD):</strong> Bağırsak ve beyin etkileşimiyle ilişkili, stres, diyet ve psikolojik faktörlerden etkilenebilen bir durum</p>

<p>Ancak nadiren dispepsi ciddi sorunların habercisi olabilir; mide veya yemek borusu kanseri, pankreas hastalıkları veya safra taşları gibi durumlar göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>Hangi Testler Yapılmalı?</strong></p>

<p>Dispepsi şikâyeti ile gelen hastalarda bazı “alarm belirtileri” varsa kanser riski açısından hızlıca endoskopi yapılması önerilir. Bu belirtiler şunlardır:</p>

<p>Yutma güçlüğü</p>

<p>55 yaş üstü ve kilo kaybı</p>

<p>Tekrarlayan kusma, mide ağrısı veya kanlı kusma</p>

<p>Bazı yüksek riskli gruplarda (Asya kökenli kişiler veya ailede mide/özofagus kanseri öyküsü olanlar) endoskopi yaş sınırı 40’a düşürülür.</p>

<p>Düşük riskli hastalarda ise endoskopi yerine <em>H. pylori</em> testi yapılabilir. Bu test, mide ülseri veya kronik gastrit riskini belirlemeye yardımcı olur. Kan testleri ve rutin ultrason ise genellikle gerekli değildir; ancak bazı durumlarda (örneğin IBS şüphesi, kilo kaybı, karın ağrısı) ek testler düşünülebilir.</p>

<p><strong>Yaşam Tarzı ve Diyet</strong></p>

<p>Dispepsi yönetiminde ilaç kadar yaşam tarzı da önemlidir:</p>

<p>Ağır ve yağlı yemekleri azaltmak, baharatlı yiyeceklerden kaçınmak</p>

<p>Daha küçük ve sık öğünler yemek</p>

<p>Alkol ve kafein tüketimini sınırlamak</p>

<p>Sigara bırakmak</p>

<p>Stres yönetimi ve psikolojik destek almak</p>

<p>Bazı durumlarda, özellikle şiddetli fonksiyonel dispepsi olanlarda diyetisyen desteği gerekebilir. Çok kısıtlayıcı diyetler beslenme bozukluğu riskini artırabilir.</p>

<p><strong>İlaç Tedavisi</strong></p>

<p>İlaç tedavisinde birinci seçenek halk arasında mide koruyucu olarak bilinen <strong>proton pompa inhibitörleri (PPI)</strong>’dir. Omeprazol veya lansoprazol gibi ilaçlar mide asidini azaltarak şikâyetleri hafifletir.</p>

<p>PPI’lar genellikle güvenlidir, ancak uzun süre yüksek dozda kullanıldığında bazı riskler ortaya çıkabilir:</p>

<p>Kemik yoğunluğu azalması ve kırık riski</p>

<p>B12, magnezyum ve kalsiyum eksiklikleri</p>

<p>Bağırsak enfeksiyonlarına yatkınlık</p>

<p>Alternatif olarak <strong>H2 reseptör antagonistleri (H2RA)</strong> kullanılabilir, ancak PPI’lar genellikle daha etkilidir.</p>

<p>İkinci basamak tedavilerde ise bazı <strong>antidepresanlar ve beyin-bağırsak etkili ilaçlar</strong> kullanılabilir. Cerrahi müdahale ise sadece reflüye bağlı göğüs ve boğaz şikâyetleri için uygundur; fonksiyonel dispepsi hastalarında önerilmez.</p>

<p><strong>Özetle</strong></p>

<p>Dispepsi, hem genel pratisyenlerde hem de uzman hekimlerde sık görülen bir durumdur. Çoğu hasta <strong>fonksiyonel dispepsi</strong> yaşamaktadır, ancak alarm belirtileri göz ardı edilmemelidir. Endoskopi ve ultrason gibi testler düşük riskli hastalarda sınırlı rol oynar. PPI’lar güvenli ve etkilidir, ancak uzun süreli kullanımda dikkatli olunmalıdır. Diyet, yaşam tarzı ve psikolojik destek de tedavinin önemli parçalarıdır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mide-sik-yetleriyle-basa-cikmak-icin-ipuclari/671/</link>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>“KURUMSAL KİMLİK” SORUNU</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>“<strong>KURUMSAL KİMLİK” SORUNU</strong></p>

<p>BBB’nin medya, tanıtım, reklam, basın, afiş vs işleri nasıl yapılıyor bilmiyoruz ama açık olan bir husus var ki bu alanda büyük bir “kurumsal kimlik” ve “ben” dili sorunu yaşanıyor.</p>

<p>Bilmiyoruz Sayın Ahmet Akın bu olup bitenin ne kadar farkında ama bizim anlamadığımız daha basit bir husus var; görünen tablo karşısında örneğin başkanın yüksek kurmayları, örneğin partisinin yönetimi, örneğin partili milletvekillerinden hiç mi uyarı veya dostane ikaz gelmiyor?</p>

<p>Yahut ne bilelim, aklı selimi ve sağduyuyu işleterek Başkan Akın’ı dostane uyaracak hiç mi bir yakını, sadıcı olmaz?</p>

<p>Yani her şey normal, yapılanlar harika mı?</p>

<p>Neden böyle diyoruz; çünkü son günlerde yerel basında da pek çok mecrada eleştiri konusu olan hususları yenileyeceğiz.</p>

<p>Sayın Akın, sanki 2 yıldır BBB başkanı değilmiş de bir seçim çalışması içindeymiş gibi sadece ve sadece kendi ismi, kendi fotoğrafı, kendi sözleri ile kenti, haliyle eyalet gibi tüm vilayeti kaplamış durumda.</p>

<p>Yani ortada BBB yok sadece Ahmet Akın var.</p>

<p>30 bin kişiye iftar veren de, aşırı yağışlarda BASKİ’yi sahaya indiren de, yerli üreticiye el uzatan da, Ondan Market açan da, belediye olarak bir elin verdiğini(!) diğeri görmeden gizli(!) yardım yapan da, velhasıl her ne varsa, ne olup bitiyorsa hepsi O. BBB yok hiç, yapılan her şey Ahmet Akın şahsında. Çünkü verilen imaj, yazılıp çizilen hep böyle ve basın bülten dili de öyle.</p>

<p>Yani Stan Lee geldi Marvel evrenindeki gibi bir kahraman da Balıkesir için yarattı, böylesine bir algı!</p>

<p>Mazhar Fuat Özkan'ın “Peki peki anladık..." diye başlayan, "Sen neymişsin be abi! Aa!” diye biten bir şarkısı vardı, yerli milli uyarlama yaparsak o gözden de bakabiliriz!</p>

<p>BBB resmi internet sitesine ve basına gönderilen bültenlere baktığınızda bu “ben” dilini; “olağan sınırları olağanüstü aşmış şekilde” farkediyorsunuz.</p>

<p>Keza afiş, reklam ve foto kısmına baktığımızda da…</p>

<p>İnanılmaz derecede ölçüsüz bir fotoğraf kullanımı var. İnanılmaz derecede her ilanda “Ahmet Akın” isminin ön plana çıkarılması var.</p>

<p>Tek “Hoş geldin Ramazan” ve “Ramazan Bayramı” kutlamalarına fotoğraf koymadılar, onda da düşünün Balıkesir’in tüm ilçelerini, beldelerini, merkezi, adım başı, iki metre öteyle bilboard reklamları, foto olmadığı için bu kez üç bilboardlık devasa büyüklükteki kutlamalar…</p>

<p>Gerek var mı?..</p>

<p>Reklama bu kadar bütçe; sokağa atılan ve aslında “ailenizin” parası değil mi?..</p>

<p>Rica ediyoruz lütfen boş bir vaktinizde internet başına geçin, rasgele belediye sitelerine tıklayın, belediyenin kurumsal olarak ötelendiği ve başkanın böylesine ön plana çıkarıldığı başka bir belediye var mı?</p>

<p>Önyargılı olmayın, büyük şehirlerden başlayın biraz vakit harcayın, sitelerin haber ve duyuru kısımlarına bakın; aradaki uçurumu göreceksiniz kolaylıkla.</p>

<p>Soralım, otobüslerde başkanın fotoğrafı hem de uçuk bir devasa boyutta olur mu?</p>

<p>Koyarsan olur elbet.</p>

<p>Olmalı mı, doğru mu, şık mı diye sormak gerek tabi ki.</p>

<p>Market açıyorsunuz, market poşetinde başkanın ismi olur mu?..</p>

<p> </p>

<p>Yani bir Allah’ın kulu, daha doğrusu çevresindeki bürokratlardan biri, onlar korkudan gık çıkaramıyorsa bir partili yönetici, onlardan ses yoksa bir milletvekili demez mi “Başkanım, poşete isminiz yazılmasın, yazılacaksa tek market adı olsun, ötesi doğru değil, çok tepki alır” demez mi?</p>

<p>Şimdi her yer trol, sevgili troller de saldırmasın hemen, “market açılmış da poşete mi takıldınız” diye yaygara koparmasınlar…</p>

<p>Evet marka olarak market ismine ve açılışın ötelenişindeki zaafiyete de takılırız poşetin üstüne ne yazıldığına da… Aynen de öyledir, yapılan hizmeti tam yapmaya gayret ederken lüzumsuz yere kendi ürettiğiniz sorunla eleştirilerin odağı olur ve düşüncesizliğin faturasını çekersiniz çünkü sonra. Gerek var mı böyle acemiliklere?</p>

<p>Gerçekten aklınızı nereye saldınız merak ediyoruz, peynir alıyorsun, Ahmet Akın isminin poşette işi ne, kimin düşüncesi, kimin fikri ve kimin onayıyla?!</p>

<p>Neresinden bakarsanız bakın, şaşılacak, akla ziyan bir durum.</p>

<p>Herhangi bir ilana, bilboarda bakın…</p>

<p>BBB küçücük, ince ve zayıf bir karakter…</p>

<p>Ahmet Akın ismi kalın, koyu ve büyük…</p>

<p>Bir de şu seçim zamanından kalan sloganlar var.</p>

<p>“Balıkesir Benim Ailem”, “Ahmet Akın herkese yakın” gibi…</p>

<p>Yanlış.</p>

<p>Bunlar seçim zamanı kullanılır, gayet güzel etki de yapar ve yapmıştır.</p>

<p>Ama “ben” diline bu kadar sarılmak ve hala vazgeçmemek belli bir noktadan sonra vatandaşı boğar…</p>

<p>Örneğin “Balıkesir Benim Ailem” sloganını, seçim sonrası şöyle değiştirmek gerekirdi:</p>

<p>“Balıkesir: Büyük bir aileyiz” veya “Balıkesir, biz aileyiz”</p>

<p>Keza, “Ahmet Akın herkese yakın” deyişi de “BBB; herkese yakın” olmalıydı.</p>

<p>Bu dil, kurumsal kimlik açısından sorunlu ve zaman içinde bumeranga dönüşecek tehlikeli bir dildir.</p>

<p>Muhalefetken eleştirdiğiniz her şeyi, fazlasıyla yapar hale geldiyseniz bunun yakışığı kalmaz.</p>

<p>Önceki dönem Yücel Yılmaz’ı da bilboardlarda kendini her ön plana çıkardığında eleştirmiştik, hatta birisi vatandaş gözünde mizah konusu olmuştu, Başkan güya belediyenin temizlik işleri çalışanları gibi sessiz ve gizli kahramanlarını onore etmek istemiş, devasa bilboardlarda “Belediyenin Gizli Kahramanları” sloganıyla onların fotoğraflarından karma yapılmıştı ama işgüzar reklamcılar afişin en ortasına devasa bir Yücel Yılmaz fotosu kondurmuşlardı.</p>

<p>E nerede kaldı gizli kahramanlar?..</p>

<p>Geçenlerde Akın’ın gençlerle yaptığı söyleşi sohbet de bu şekilde reklamlandırılmış, öğrenciler arka planda, aynı Yılmaz gibi en ortada devasa Akın fotoğrafı.</p>

<p>Düşüncesizlik mi, öngörememe mi bilmiyoruz ama biraz sadeliğe ve geri plana çekilmeye gerek var.</p>

<p>Herkes BBB başkanının kim olduğunu biliyor.</p>

<p>Yahu, otobüs güzergah değişikliği duyurusunda bile aynı kalıp kullanılıyor. Falan numaralı otobüs güzergahları değişmiştir dersin, altına BBB yazarsın veya BBB yazmana da gerek yok sadece BTT yazar geçersin…</p>

<p>Böyle basit bir duyurunun altına bile, BBB, BTT, Ahmet Akın, Balıkesir Benim Ailem dörtlüsünü kondurmanın gereği var mı?..</p>

<p>Veya ne bilelim üst geçit asansörünün duvarında Ahmet Akın afişine gerek var mı; bunun sağlıklı muhasebesi yapılamıyor mu?..</p>

<p>On On kafelerimiz var ya, On On kafelerde Ahmet Akın’ın çerçeveli fotoları karşılıyor sizi…</p>

<p>Kafede, restoranda böyle bir tablo komik kaçmıyor mu?..</p>

<p>“Bu tesis BBB tarafından işletilmektedir” diye bir yazı koyarsın girişe, yeter.</p>

<p>"Kurumsal Kimlik" başkan da olsa isimlere indirgenemez, indirgenmemelidir.</p>

<p>Takvim, seçim zamanlarında değildir artık ve hizmet süresi hızla ilerlemektedir.</p>

<p>Bu minvalde, yine örnek verelim ki daha iyi anlaşılsın…</p>

<p>Onlarca yılın ayıbı olan Kitap Fuarı’nı hayata geçirirken sizi elimiz kızarana kadar ve sonuna kadar alkışlarken fuara geldiğimizde Atatürk posterinin yanında aynı devasalıkta Başkan posterini görünce bu kez vatandaş olarak yaşanan “bu kadar da olmaz” hayal kırıklığının farkında mı üst yönetim acaba?..</p>

<p>“Balıkesir emanettir” derken, kamu yönetiminde reklam israfını görmezden gelmek “işini en iyi yapmak” demek midir?</p>

<p>Kurumsal kimlik, vatandaşla iletişimi güçlendiren, yapılan hizmetleri öne çıkaran, değerleri ortaya koyan, kentin ve kentlinin kültür unsurlarını yansıtan görsel unsurların bütünüdür.</p>

<p>Bugüne kadar görülen o ki Yücel Yılmaz döneminde var olan ve defalarca eleştirdiğimiz reklamsal ve algısal haller; Ahmet Akın döneminde azalır diye beklerken katlanarak artan ve artarken ipin ucu epey kaçan hazin bir tabloya dönüşmüştür.</p>

<p>Daha hazini; merkezde 6 Eylül, Karesi ve BBB olarak üç belediyeyi gözlemleyebildiğimize göre reklama gark olan ziyadesiyle BBB’dir ki aslında BBB’nin kurumsal kimliği ön plana çıkarıp başkan kimliğini mümkün olduğunda arka plana çekip görünmez olması ve diğer ilçe belediyelerini de takip ederek aynı hataları gördüğü an onları “abi ve başkan” sıfatıyla uyarması olmalıyken maalesef böyle bir yaklaşımın hiç tercih edilmediğini görüyoruz.</p>

<p>Görünmez kahraman olmak, görünürde olmaktan her zaman yeğdir.</p>

<p>Kurumsal kimlik dediğimiz kavram veya olgu; “ciddiyeti” ve “okuduğunu bir kez daha okuyup anlamayı” da gerektirir.</p>

<p>Belediyelerin basın bültenlerini, açıklamalarını, icraatlarını dağıtılmadan önce  Başkan okuyor mu?..</p>

<p>Zira bunlardaki dil de propaganda aracı değil, gerçekleri vatandaşa aktarma aracı olmalıdır.</p>

<p>O yüzden dilin de kurumsal olması ve temsil, ağırlama, açılış vs haller dışında kişilerden bağımsız kamu ciddiyetini yansıtması gerekir.</p>

<p>Yine örneklendirelim…</p>

<p>Eğer Sayın Yasin Sagay ile Sayın BASKİ Genel Müdürü karşılıklı açıklamalar yapıyorsa, siyasi kişilik olan Yasin Sagay’ın söylemleri daha özgürdür ama yerel basına gelen açıklamada “BASKİ Genel Müdürü iddiaları çürüttü” başlığı kullanılmaz, kullanırsanız kamu kurumunu siyaset arenasına indirgemiş olursunuz…  Şöyle denir: “BASKİ Genel Müdürü iddialara açıklama getirdi” veya “Genel Müdür cevap verdi” dersiniz.</p>

<p>“Çürüttü” derseniz hem dilin kalitesini düşürürsünüz hem kurumsal kimlikten bihaber olduğunuz ortaya çıkar. Tek kelimelik hatanın ciddiyet açısından çok yönlü hatalar ve yanlışlar boyutu da kendiliğinden ortaya çıkar.</p>

<p>Bu ve sayısız örnek var iki yıldır Balıkesir’in yaşadığı…</p>

<p>Deli gibi reklam, foto furyasına gerek yok.</p>

<p>Hassasiyet özlemi ve sadelik ararken vatandaş, dolu yağar gibi reklamsal ortamın içine düştü kent.</p>

<p>Yazının en başına dönelim, BBB ve bağlı kuruluşlarında reklam, açıklama ve iletişim ve görsel alanda olağanüstü var olan “ben” dili ile Başkan’ın her daim ön plana çıkarılması zaman içinde Sayın Akın’a en çok puan kaybettirecek husus olacaktır, bir kenara not edin lütfen.</p>

<p>Sessiz ilerlemek ve görünmez olmak market poşetinde koyu karakterli isim olmaktan çok daha iyidir.</p>

<p>Kurumsal kimlik sadece görsellik, imaj, reklam demek değildir. Kurumsal kimlik, belediyenin hedefleri, geleceğe yönelik davranış biçimleri, yatırım planları ve iz bırakacak adımlar demektir.</p>

<p>Dolu yağdırırcasına aşırı reklam ve abartılı içerikler ise zaman içinde ilgi kaybı, yorgunluk ve rahatsızlığa yol açar. Keza bu durum kısa bir süre sonra en çok reklam verene zarar verir.</p>

<p>BBB yönetimi ve Sayın Akın bu durumun ne kadar farkında; onları onlardan çok düşünen naçizane bir sadıçları olarak; bunu da biz sormuş olup takdiri de kentliye bırakalım..</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kurumsal-kimlik-sorunu/670/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇÇölyak ve Gluten: Sağlıklı Bir Yaşam İçin Bilmeniz Gerekenler</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Çölyak ve Gluten: Sağlıklı Bir Yaşam İçin Bilmeniz Gerekenler</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>Bu hafta sizlerle çölyak hastalığını paylaşmak istedim. Çünkü ben 26 yıllık çölyak hastasıyım. Çok acılar çok sıkıntılar çektim. Şimdiki gibi seçenekler yoktur, ekmek yoktu, un yoktu, makarna yoktu…Hayatımı zorlaştıran ve genç bir kız olarak sosyalleşmemi engelleyen bir hastalık oldu. Ama neyse ki artık toplumsal farkındalıklar arttı ve hayat biraz daha kolaylaştı bizler gibi hastalar için…İşte bu nedenle sizlerle son güncel literatürlerden elde ettiğim bilgileri paylaşmak istedim.</p>

<p>Gluten, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Çoğumuz için zararsız olsa da, bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. İşte bu hastalıklardan en bilineni çölyak hastalığı.</p>

<p>Çölyak hastalığı, vücudun glutenle karşılaştığında kendi bağırsak hücrelerine saldırdığı bir otoimmün hastalıktır. Yani bağışıklık sistemi, yanlışlıkla kendi ince bağırsağını “düşman” olarak algılar. Bu durum, bağırsakta hasara, besin emiliminde bozukluklara ve zamanla kansızlık, kemik zayıflığı gibi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Çölyak hastalığı herkeste aynı şekilde görülmez. Bazı kişilerde belirtiler hafif olabilir, bazıları ise ciddi şekilde etkilenir. Deri yoluyla kendini gösterebilir (örneğin kaşıntılı kabarcıklar), sinir sistemiyle ilgili belirtiler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Tanı ve Testler</p>

<p>Çölyak şüphesi olan kişiler, öncelikle kan testleriyle değerlendirilir. Bu testler, vücudun gluten karşısında ürettiği özel antikorları ölçer. Kan testlerinin yanı sıra ince bağırsak biyopsisi de genellikle tanı için gereklidir. Önemli bir not: Tanı için testler, kişinin hâlâ glutenli gıda tüketiyor olması şartıyla yapılmalıdır. Eğer kişi önceden glutenli gıdaları kesmişse, özel testler ve bazen kontrollü bir gluten diyeti gerekebilir.</p>

<p>Tedavinin Temeli: Glutensiz Yaşam</p>

<p>Çölyak hastalığının tedavisi basittir: hayat boyu glutensiz diyet. Gluten içeren ekmek, makarna, kek gibi gıdalar tamamen çıkarılmalı; buğday, arpa ve çavdar içeren her türlü yiyecekten uzak durulmalıdır. Yulaf ise, glutenle kontamine değilse çoğu çölyak hastası tarafından güvenle tüketilebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken noktalar:</p>

<p>Yiyeceklerin hazırlanmasında ayrı mutfak araçları kullanmak veya iyi temizlenmiş araçlarla yemek hazırlamak, gluten bulaşmasını önler.</p>

<p>Gluten içermeyen gıdalar genellikle daha pahalıdır; ancak marketlerde ve internet üzerinden kaliteli seçenekler bulunabilir.</p>

<p>Diyetisyen desteği almak, diyetin doğru uygulanmasını ve besin eksiklerinin önlenmesini sağlar.</p>

<p>Vitamin ve Mineral Takviyeleri</p>

<p>Glutensiz diyete geçen kişilerde bazı vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir:</p>

<p>Demir ve folat: Kansızlığı önler.</p>

<p>B12 vitamini: Sinir sağlığı için önemlidir.</p>

<p>D vitamini ve kalsiyum: Kemik sağlığını korur.</p>

<p>Çinko ve bakır: Büyüme ve metabolizma için gereklidir.</p>

<p>Bu nedenle yeni tanı almış her çölyak hastasının kan testleriyle besin eksiklikleri kontrol edilmelidir.</p>

<p>Takip ve Kontrol</p>

<p>Çölyak hastalığında takip çok önemlidir. Hastaların başlangıçta sık aralıklarla, sonrasında ise yılda bir veya iki yılda bir kontrole gitmeleri önerilir. Kontrollerde hem diyet uyumu hem de bağırsak sağlığı değerlendirilir. Kemik yoğunluğu ölçümü ve kan testleriyle, olası komplikasyonlar erken tespit edilir.</p>

<p>Aile bireyleri de risk altındaysa, onlara da zaman zaman tarama testleri yapılabilir. Bazı çölyak hastalarında dalak fonksiyonları etkilenebilir; bu durumda aşılar (pnömokok gibi) gündeme gelir.</p>

<p>Yavaş İyileşenler ve Dirençli Çölyak</p>

<p>Bazı hastalar, glutensiz diyete rağmen uzun süre iyileşme göstermez. Bu kişilere yavaş yanıt veren çölyak hastaları denir ve durumları titizlikle takip edilmelidir. Daha nadir ama ciddi bir durum da dirençli çölyak hastalığıdır; bu kişiler, özel merkezlerde uzman gastroenterolog ve hematolog eşliğinde tedavi edilmelidir.</p>

<p>Çocuklar ve Gençler</p>

<p>Çölyak çocuklarda da görülebilir. Bazı durumlarda tanı için biyopsi yerine yüksek antikor seviyeleri ve genetik testler yeterli olabilir. Çocuklarda gluten diyeti uygulaması, büyüme ve gelişme açısından kritik önemdedir. Gençlerde ise erişkin bakımıyla koordineli geçiş sağlanmalıdır.</p>

<p>Glutene Hassasiyet (NCGS)</p>

<p>Çölyak dışında bazı kişilerde, gluten yediklerinde karın ağrısı, şişkinlik, yorgunluk gibi belirtiler görülür. Buna non-coeliac gluten sensitivity (NCGS) denir. Bu kişilerde testler çölyak ve buğday alerjisini dışladıktan sonra glutensiz diyetle belirtiler hızla düzelir.</p>

<p>Sonuç olarak:<br />
Çölyak ve glutenle ilişkili rahatsızlıklarda en önemli adım erken tanı ve glutensiz diyettir. Kan testleri, biyopsi ve düzenli takip, hastaların yaşam kalitesini artırır ve komplikasyon riskini azaltır. Diyetisyen desteği ve hasta eğitimine önem verildiğinde, çölyak hastaları sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ccolyak-ve-gluten-saglikli-bir-yasam-icin-bilmeniz-gerekenler/669/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOSYAL MEDYASIZ YAŞAYAMAYANLAR</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>SOSYAL MEDYASIZ YAŞAYAMAYANLAR</strong></p>

<p> </p>

<p>Bir zamanlar insanlar birbirine yüz yüze kızardı. Kırgınlıklar göz göze gelerek yaşanır, gönüller yine göz göze gelerek alınırdı. Şimdi ise başka bir dünya var, sosyal medya.</p>

<p> Artık tartışmalar ekran üzerinden yapılıyor. Bir söz söyleniyor, altına yorumlar geliyor, cevaplar yazılıyor, tartışma büyüyor. İnsanlar birbirine kızıyor, sitem ediyor, hatta küsebiliyor. Üstelik çoğu zaman aynı şehirde, hatta aynı mahallede yaşadıkları halde hatta çok iyi arkadaş olanları bile var.</p>

<p> Sosyal medya, iletişimi kolaylaştırdı deniyor. Doğru. Ama aynı zamanda duyguları da yüzeyselleştirdi. Yazılan bir cümle, çoğu zaman niyetinden farklı anlaşılıyor. Bir yorum, bir bakışın yerini tutmuyor. Ses tonu yok, mimik yok, his yok. Ama buna rağmen en büyük tartışmalar burada yaşanıyor.</p>

<p> Daha ilginci ise şu. İnsanlar artık sosyal medyasız yapamaz hale geldi. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakılıyor, gün içinde sürekli kontrol ediliyor. Kim ne paylaşmış, kim ne yazmış, kim kime ne demiş… Sanki hayatın merkezine yerleşmiş bir takip hali.</p>

<p>Birine kızan, hemen paylaşım yapıyor. Cevap bekliyor. Cevap gelmeyince daha da kızıyor. Bazen tek bir cümle günlerce süren bir küslüğe dönüşüyor. Oysa belki de yüz yüze konuşulsa beş dakikada çözülecek meseleler, ekran başında büyüyüp içinden çıkılmaz hale geliyor.</p>

<p> Sosyal medya aynı zamanda bir sahneye dönüştü. Herkes kendini anlatıyor, savunuyor, gösteriyor. Ama bu sahnede gerçek duygular ne kadar yer buluyor, işte asıl soru bu.</p>

<p> Belki de en büyük sorun, insanların artık susmayı unutması. Her düşünceyi paylaşma ihtiyacı, her olaya yorum yapma isteği… Oysa bazı şeyler konuşulmadan da anlaşılabilir, bazı kırgınlıklar sessizlikle de geçebilir.</p>

<p> Sosyal medyasız yaşayamayan bir toplum haline mi geliyoruz? Belki de evet. Ama asıl mesele şu: Bu kadar bağlantının içinde neden hâlâ bu kadar kopuğuz?</p>

<p> Çünkü bazen en güçlü iletişim, ekrandan değil, gözlerden kurulur.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sosyal-medyasiz-yasayamayanlar/668/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>NADİR KARAAĞAÇ’IN ŞİİR DÜNYASI  Alparslan Ayral</title>
<description><![CDATA[<p><strong>NADİR KARAAĞAÇ’IN ŞİİR DÜNYASI</strong></p>

<p><strong>Alparslan Ayral</strong></p>

<p> </p>

<p>Uzun yıllar Balıkesir’in siyasi hayatında söz sahibi olan Nadir Bey’in bir de yabana</p>

<p>atılmayacak şairlik yönü vardır.</p>

<p>Şiirlerini mani sadeliğinde yazan Karaağaç, vatan sevgisini, hizmet aşkını ve manevî hayatı</p>

<p>tema olarak ele almıştır. Farklı konuları dile getirdiği şiirlerinde olaylara realist bir bakış</p>

<p>açısıyla bakar.</p>

<p>Şiirlerinin büyük bir kısmında birleştirici, uzlaştırıcı bir üslup vardır.</p>

<p>(…)</p>

<p>Türkiye’de cumhur</p>

<p>Yükselen değer</p>

<p>Emperyalist güçler</p>

<p>Bizi bölmek ister.</p>

<p>Kimi şiirlerine çok yönlü kişiliği yansır. Gelişmeleri, sosyolog titizliğinde inceler.</p>

<p>İş ve siyaset adamlığı; sivil toplum yöneticiliği mantığı, şiirlerine yansır.</p>

<p>Seksen öncesi ülkemizdeki kargaşayı insanî bakış açısıyla değerlendirir. Doğru olanı</p>

<p>anlatmaya çalışır. Bu yönüyle didaktik bir üslubu tercih eder.</p>

<p>Anarşiye sapanlar</p>

<p>Kendisinden korkanlar</p>

<p>Aşağılık duyguyla</p>

<p>Saldırır sağa sola</p>

<p>Kıyarlar masum cana</p>

<p>Çalışmayı bilseydi</p>

<p>İlimle yetişseydi</p>

<p>Gelişirdi güveni</p>

<p>Cinayet işlemezdi</p>

<p>Şiirin son dörtlüğünde insanca yaşamanın cehaleti yenmekle olacağını sade bir dille anlatır.</p>

<p>Hep birlikte olalım</p>

<p>Cehaleti kovalım</p>

<p>Bilgiyle donanalım</p>

<p>İnsanca yaşayalım</p>

<p>Aşk şiirleri doğaçlama söylenmiş gibi içten ve doğadır</p>

<p>Mısraların akışında zorlama yok. Okuma kolaylığı ve iç ürperti uyandıracak güce sahip.</p>

<p>Aşka tövbe demedim</p>

<p>Sevildikçe sevenim</p>

<p>Sensin neşem, kaderim</p>

<p>Defalarca söyledim</p>

<p>Karaağaç’ın kul kavramını iç dünyasında yaşadığını anlatan ve hakikatin Tanrı’ya sığınmak</p>

<p>olduğuna yönelik şiirleri de var.</p>

<p>Bu durumu sohbetlerinde bir siyasetçi stratejisi dışında samimi bir Müslüman olarak çoğu</p>

<p>zaman dile getirir.</p>

<p>Yaratana hürmetle</p>

<p>Yaşadığın sürece</p>

<p>Sevgi doğar kalbinde</p>

<p>Son verirsin kedere</p>

<p>Nadir Bey’in şiir dünyasını gazete köşe yazılarına sığdırmak mümkün değildir. Gelecekte bir</p>

<p>döneme çalışmalarıyla hayat veren şairin siyasî hayatı yanında şiirlerini de akademisyenler</p>

<p>inceleyebilir. Ankara’da bazı siyasilere metin yazarlığı yaptığım dönemde Balıkesir’den</p>

<p>kendilerine rey toplayacak iki kişiden biri olarak adı geçmekteydi.</p>

<p>Şiirlerinin büyük bir kısmının yer aldığı “Duygulu İzlenimler, Şiirsel Söyleşiler ”adlı 79</p>

<p>sayfalık kitabı Havran Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıkmıştır.</p>

<p>Balıkesir’in bir dönemini analiz edebilecek son nesilden olan Nadir Bey’e sağlık ve esenlik</p>

<p>dolu nice yıllar dilerim.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//nadir-karaagac-in-siir-dunyasi-alparslan-ayral/667/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞAPKADAN TAVŞAN, AVM’DEN BBB ÇIKARMAK… </title>
<description><![CDATA[<p><strong>ŞAPKADAN TAVŞAN, AVM’DEN BBB ÇIKARMAK…  </strong></p>

<p>Her önünden geçtiğimizde içimizin “cızzz” ettiği bir bina.</p>

<p>Sadece bina da değil, çevresindeki eklentileri, ek yaşam alanları ve hatta küçük bir açık hava tiyatrosu ile beraber dev bir kompleks.</p>

<p>Önceki yönetimin affedilmez hatasıdır, Yay/Ada’yı sözleşme süresi devam ederken geri almak…</p>

<p>İkinci affedilmez hatasıdır, yıllarca boş bırakmak, iktidar gücü varken AVM zincirlerinden biriyle görüşüp burayı yine AVM olarak hayata geçirememek…</p>

<p>Geçen yönetimin ve şimdiki yönetimin affedilmez hatasıdır… Aylar ve aylar boyu çürümeye bırakmak…</p>

<p>Eski yönetimin hatalarından ders almayan yeni yönetim de özellikle çevrenin inanılmaz konut yoğunluğunu ve giderek devam eden/edecek konut yapılaşmasına rağmen bölgenin ve kentin ihtiyaçlarını nazara almaksızın, vatandaşa da bir mikrofon uzatmaksızın küt diye “bu AVM’yi BBB yapacağım” diyerek karar alarak ve bilahare kendi çapında yavaş yavaş tadilata başlayarak affedilmez hatalar zincirine yenilerini eklemeye devam ediyor.</p>

<p>Oysa, tamam arkada iktidar gücü yok da İstanbul BBB desteğiyle ve ikili görüşmelerle bir zincir AVM’yi getirmek için ne kadar çaba harcandı gerçekten sokağın çok merak ettiği hususlardan biri bu nokta. Yani hiç mi kent ihtiyacını, vatandaşın talebini görmüyor duymuyorsunuz?.. Hiç mi kentin şehrin öte ucundaki bir AVM’ye muhtaç olmasıyla kangren hale dönen trafiği ve yoğunluğu görmüyorsunuz?</p>

<p>Yani rahmetli Sabri Uğur’a “helal olsun” bir kez daha o zaman, zira Yay/Ada da Balıkesir’in kaşına gözüne bakıp AVM kurmadı burada, ikili görüşmeler, ikna turları, cazip olanaklarla geldi, kendi gitti AVM’nin, hala Yay/Ada diyoruz baksanıza yadigar!</p>

<p>Dönelim.</p>

<p>Eski yönetimin hatalarını devam ettiren yeni yönetim şapkadan tavşan çıkararak BBB yapıyor bu güzelim biçilmiş ve hazır kaftanı.</p>

<p>Politika’daki haberi okuyunca yine bu konuya eğilmeden duramadık, Politika’nın haberine göre ofis bölme, asma tavan ve alçı levha alınacakmış, ihale açılmış, parça parça ihaleler soru işareti oluşturuyormuş, maliyetlerin şeffaflığı, toplam harcama kalemi ve kamunun kaynak kullanımında etkinlik başlıklarında eleştiriler yoğunlaşıyormuş…</p>

<p>Kim takar ki eleştirileri!</p>

<p>Ama soralım, sormak görev.</p>

<p>BBB’nin bina ihtiyacı varsa, elinde de bir sürü uygun yer varken… Neden BBB’nin büyüklüğüne, şanına, 50 yıllık ihtiyaca uygun devasa bir BBB binası için temel atmaz?...</p>

<p>Yavru 6 Eylül Belediyesi kendi binasını yapıyor, önceki yönetim temel attı, şimdiki yönetim de yavaş yavaş da olsa ilerliyor.</p>

<p>Kendine ait yerde, kendine ait projeyle, kendine ait bir hizmet binası. Olması gereken de bu, doğru olan da bu.</p>

<p>Yav AVM’den BBB yaratmanın maliyeti neye patlar farkında mısınız?..</p>

<p>Tek pencere yok, pencereyi geçin, üst katta dev sinema salonu, restoranlar, cafeler, en alt katta market yeri, tüm AVM’nin mağaza konseptine uygun yapılması…</p>

<p>Şimdi bunların hepsini kırıp döküp kamu hizmet binasına dönüştürüyorsunuz öyle mi?</p>

<p>BBB’nin bina ihtiyacı varsa uygun ve şehri açacak bir araziye 50-60 yıllık ihtiyaca göre dev bir BBB inşaatına temel ataydınız; projenizi buna göre yapaydınız ve bu projeyi hayata geçireydiniz…. Şehirde iz bırakırdınız, 50 yıl anlatılacak eseriniz olurdu.</p>

<p>Bunu yapmak varken AVM’yi BBB’ye çevirmek…</p>

<p>Yay/Ada’yı unutmayan çoktur, düşünün içerisinin AVM konseptli halini…Şimdi buradan kaç paraya mal olacağı şimdiden tahmin edilemeyen kamu hizmet binrası…</p>

<p>Politika, daha çoook ihale haberi yapar…</p>

<p>Daha çooook eleştirilir!</p>

<p>İlk cümleyi alıp son cümle olarak bitirelim…</p>

<p>Her önünden geçtiğimizde içimiz “cızzzz” ediyor.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sapkadan-tavsan-avm-den-bbb-cikarmak/666/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BUSE TELLİOĞLU ALTINDİŞ</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BUSE TELLİOĞLU ALTINDİŞ</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’den çıkan bazı hikâyeler vardır;  özellikle ticari başarıyı temsil eder. Buse Tellioğlu Altındiş işte tam da böyle bir hikâyenin günümüzdeki güçlü temsilcilerinden biri.</p>

<p> </p>

<p>Köklü bir üretim geleneğinin içinde yetişmiş bir isim. 1950’li yıllarda temeli atılan aile girişimciliği, 1980’lerden itibaren sanayi kimliği kazandı ve bugün Tellioğlu Gıda çatısı altında Türkiye’nin önemli gıda üreticilerinden biri haline geldi. Bu uzun yolculukta yeni kuşağın vizyonu belirleyici oldu. Buse Tellioğlu Altındiş, bu vizyonun en görünür yüzlerinden biri.</p>

<p>Onu farklı kılan yalnızca yönetim pozisyonu değil. Üretimi bilen, sahayı tanıyan ve ihracatın dinamiklerine hâkim bir profil çiziyor. Geleneksel değirmencilik kültürünü modern yönetim anlayışıyla birleştirme çabası, şirketin büyüme çizgisinde net biçimde hissediliyor. Yerel bir markayı ulusal ve uluslararası ölçekte temsil edebilmek ciddi bir perspektif gerektirir. Bu perspektif, onun yönetim anlayışında belirgin şekilde görülüyor.</p>

<p> Aynı zamanda kendi girişimi olan Bonatelli markasıyla üretime farklı bir yorum kattı. Yerli tahıl, sürdürülebilirlik, kalite ve geleneksel üretim disiplinini bir araya getiren bir yaklaşım benimsedi. Bu, yalnızca ticari bir marka oluşturma çabası değil; değer temelli bir üretim anlayışının yansımasıdır. Kadın liderliği de burada bir unvandan ibaret değil, üretimin merkezine konulan bir bakış açısıdır.</p>

<p> Buse Tellioğlu Altındiş’in bir başka önemli yönü ise kadın girişimciliğine verdiği destek. İş dünyasında aktif rol alırken aynı zamanda yeni girişimcilerin önünü açma çabası göstermesi, liderliğinin sosyal tarafını ortaya koyuyor. Sadece kendi şirketi için değil, bulunduğu şehir ve bölge için de sorumluluk üstlenen bir duruş sergiliyor.</p>

<p> Sanayide sürdürülebilir büyüme, sadece kapasite artırmakla olmaz. Kurumsallaşma, vizyon, insan kaynağına yatırım ve uzun vadeli strateji gerektirir. Çok kuşaklı bir aile mirasını bugünün rekabet koşullarına uyarlayabilmek kolay değildir. Bu noktada Buse Tellioğlu Altındiş’in temsil ettiği çizgi; geçmişten güç alan ama geleceğe odaklanan bir yönetim anlayışını ifade ediyor.</p>

<p> Balıkesir gibi üretim potansiyeli yüksek bir şehirde, sanayinin içinde yetişmiş bir kadın liderin ulusal ölçekte adından söz ettirmesi önemlidir. Bu başarı yalnızca kişisel değildir; yerel kalkınma, kadın istihdamı ve sürdürülebilir üretim anlayışı açısından da anlam taşır.</p>

<p> Kimi isimler şirket yönetir. Kimi isimler bir vizyon taşır. Buse Tellioğlu Altındiş, her iki alanda da dikkat çeken bir profil olarak Türk gıda sektöründe güçlü bir yer edinmiş durumda. Bu da gösteriyor ki üretim kültürüyle yoğrulmuş liderlik, kalıcı değer üretmeye devam ediyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//buse-tellioglu-altindis/665/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mezoterapi İğneleri Ağrı Tedavisinde Etkili Mi; Kimlere Yapalım, Kimlere Yapmayalım?</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>Mezoterapi İğneleri Ağrı Tedavisinde Etkili Mi; Kimlere Yapalım, Kimlere Yapmayalım?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Son yıllarda ağrı tedavisi denince en sık duyulan uygulamalardan biri mezoterapi. Açıkcası ben de hastalarıma çok sık mezoterapi yapıyorum. Peki mezoterapi nedir, kimlere yapılır, gerçekten işe yarar mı? En önemlisi de şu: Mezoterapi her ağrıyı geçirir mi? Mezoterapi, çok düşük dozlarda ilaçların ağrılı bölgeye veya çevresindeki yumuşak dokulara küçük enjeksiyonlarla uygulanmasıdır. Burada amacımız ağrılı dokuda dolaşımı artırmak, inflamasyonu azaltmak, kas spazmını çözmek, lokal iyileşme yanıtını desteklemektir. Yani mezoterapi, tüm vücudu etkilemekten çok sorunun olduğu noktaya odaklanmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Peki en çok hastalarıma yapıyorum derseniz işte sorunun cevabı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">En sık kullanıldığı durumlar:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Boyun ve sırt ağrıları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Omuz ağrıları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Bel ağrısı (kas ve yumuşak doku ağırlıklıysa)</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Diz ve kalça çevresi ağrılar</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Tendinitler</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Kas zorlanmaları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Miyofasyal ağrı sendromu-Kulunç</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Yani mezoterapi, daha çok kas, bağ ve yumuşak doku problemlerinde işe yarar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapinin avantajı şudur:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">İlaç doğrudan problemli bölgeye verilir</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Sistemik yan etkiler daha azdır</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Kas gevşemesi ve ağrı azalması daha hızlı olur</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Ağrı azaldığında hasta:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Daha rahat hareket eder</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Egzersiz yapabilir hale gelir</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Günlük yaşamda korunma şansı artar</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Yani mezoterapi, çoğu zaman iyileşmenin kapısını açar. Ve bu uygulama sonrası eğer siz ağrılı bölgeniz için uygun hareket ve kas güçlendirme egzersizlerinizi yapıyorsanız hatta mezoterapi kalıcı rahatlama bile sağlayabilir. Ama iğne sonrası kilo vermeniz gerekiyor ama siz kilo vermiyorsanız, egzersiz yapıp kas zayıflığı düzeltilmiyorsanız ve duruş bozukluğunuz var ama göz ardı ediyorsanız ağrınız tekrar başlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi tabii ki bir mucize değil ama etkili bir yöntemdir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi doğru hastada ve doğru bir şekilde yapılırsa ağrıyı azaltır, hareketi kolaylaştırır ve diğer tedavilere zemin hazırlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi ağrının türüne göre değişmekle birlikte genellikle 3–6 seans arasında planlanır. “Bir seans yaptırdım, geçmedi” demek çoğu zaman erken bir yargıdır. Mezoterapi bir süreçtir, tek iğneyle bitmez.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi, ağrı tedavisinde ne abartılmalı ne de küçümsenmelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Doğru hastada, doğru yerde, doğru sıklıkta uygulandığında<br />
etkili ve güvenli bir yöntemdir. Ama unutulmaması gereken şudur:<br />
Mezoterapi tek başına değil, doğru tanı ve doğru yaklaşımla anlam kazanır. Ağrıyı susturmak değil, nedenini doğru ele almak kalıcı rahatlama sağlar.</span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mezoterapi-igneleri-agri-tedavisinde-etkili-mi-kimlere-yapalim-kimlere-yapmayalim/664/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gecenin Sesi  Ramazan Davulcuları</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Gecenin Sesi</strong></p>

<p><strong>Ramazan Davulcuları</strong></p>

<p> </p>

<p>Ramazan geceleri yalnızca sahur sofralarıyla değil, kendine özgü bir sesiyle de hatırlanır. O ses, sokak aralarında yankılanan davulun ritmidir. Kimileri için nostalji, kimileri için çocukluk hatırası, kimileri için de hâlâ süregelen bir gelenektir. Ramazan davulcuları, yıllardan beri süregelen bir âdetin taşıyıcılarıdır; mahalle kültürünün, toplumsal hafızanın bir parçasıdır.</p>

<p> Eskiden saatler, alarmlar, telefonlar yokken insanları sahura kaldıran bu ses bir ihtiyaçtan doğmuştu. Zamanla yalnızca bir işlev olmaktan çıkıp kültürel bir sembole dönüştü. Kapı önlerinde bekleyen çocuklar, pencereden uzatılan küçük bahşişler, davulcunun söylediği maniler… Hepsi bu ayın ruhuna karışan ayrıntılardır. Modern hayatın hızına rağmen bu geleneğin hâlâ sürmesi, toplumun geçmişle bağını koparmadığını gösterir.</p>

<p>Elbette her gelenek gibi bunun da ölçüsü, saygısı olmalıdır. İnsanların huzurunu gözetmek, işi bir hatıra olarak sürdürmek, bu geleneği yaşatanların sorumluluğudur. Çünkü gelenekler ancak karşılıklı anlayış ve saygıyla değerini korur.</p>

<p> </p>

<p>Ramazan davulcusunun dilinden düşmeyen bir mani de bu kültürün ayrılmaz parçasıdır:</p>

<p> Davulum çalar gece,</p>

<p>Uyandırır hece hece,</p>

<p>Kalkan bulur bereketi,</p>

<p>Ramazan’dır başlı başına yüce.</p>

<p> Bugün teknoloji sahur vaktini hatırlatabilir. Ama davulun sesi yalnızca bir hatırlatma değildir; geçmişten bugüne taşınan bir hatıradır. Bu yüzden Ramazan davulcuları, sadece sahura kaldıran kişiler değil, aynı zamanda kültürün yaşayan izleri olarak görülmelidir. Gelenekler yaşadıkça toplum hafızası canlı kalır; Ramazan geceleri de o tanıdık sesle anlamını biraz daha derinleştirir.</p>

<p>-</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//gecenin-sesi-ramazan-davulculari/663/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAŞKANIN BÜTÜN ADAMLARI</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BAŞKANIN BÜTÜN ADAMLARI</strong></p>

<p>Diye bir film vardı, yaşı ilerlemiş olanlar, orta yaşta da sinemaya ilgi duyanlar izlemiştir…</p>

<p>Tee 1976 yapımı, bol ödüllü, Robert Redford ve Dustin Hoffmanlı…</p>

<p>Yazının başlığı aslında “Başkanın talimatlarıyla” olacaktı ama şak diye “Başkan” kelimesini yazarken bu film geldi aklımıza, nostalji olsun diye başlığa taşıdık filmi…</p>

<p>Başkanın bütün adamlarının Başkana yardımcı olması gerekir.</p>

<p>Zira yönetimler ekip işidir.</p>

<p>Tek kişinin ne her şeye yetişmesi mümkündür ne her şeyi bilmesi.</p>

<p>Cumhurbaşkanının da, bakanların da, belediye başkanlarının da yardımcıları, danışmanları olması olağandır ve olağanlığın dışında olmazsa olmazdır.</p>

<p>Özele inelim yerel yönetimlerde de idare, ekip işidir.</p>

<p>Ekip başkanın her şeyidir.</p>

<p>Ekip iyiyse başkan parlar. Ama ekip hata yaparsa yıpranan da başkan olur…</p>

<p>Nereye geleceğiz; “Başkanın talimatıyla” tarafına…</p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesine bakmanızı öneririz…</p>

<p>Biz Ankara başta olmak üzere pek çok il ile karşılaştırdık ve hatta Karesi ile Altıeylül sitelerine de baktık…</p>

<p>BBB sitesi sanki seçime hazırlık sitesi gibi bol reklamlı, eleştirilecek tonlarca içerik dolu…</p>

<p>Her cümle, her haberde Sayın “Ahmet Akın”ın isminin kullanılması abartılı reklam ve kurumsal dilin unutulmasıdır.</p>

<p>Örneklendirelim:</p>

<p>“Başkan Akın’ın talimatıyla sahadan ayrılmayan BASKİ……”</p>

<p>“Başkan Akın’ın talimatıyla dere yataklarına hızlı müdahale….”</p>

<p>“Başkan Akın’ın yarıyıl armağanı çocukları da aileleri de sevindirdi.”</p>

<p>“Başkan Akın Berat Kandili’nde hemşehrilerini unutmadı”</p>

<p>Sayısız örnek…</p>

<p>Çok yoğun bir şekilde ismin ön plana çıkarılması…</p>

<p>Sanki seçim çalışması gibi…</p>

<p>Oysa BBB sitesi kurumsal olmalı ve kurum dili kullanılmalıdır.</p>

<p>Ne Başkan Akın çocuklara armağanları cebinden vermektedir ne de Berat Kandili ikramları yine cebindendir…</p>

<p>Bu dil yerine Balıkesir Büyükşehir Belediyesi kullanılsa çok daha doğru ve özellikle Sayın Akın için çok daha faydalı olacaktır…</p>

<p>Bu örnekler dışında olması gereken şekilde yazılmış haber, duyuru ve bilgilendirmeler de var ama özellikle “başkanın talimatlarıyla” haberlerini görünce şok olduk. Ne yani Başkan talimat verince mi BASKİ müdahale ediyor? Böyle bir ifadeden Sayın Akın’ın haberi yoksa kötü, haberi varsa çok daha kötü!</p>

<p>Sayın Akın; web sitesindeki haber dilini görmediyse bir bakmasını tavsiye ederiz…</p>

<p>Biz gerçekten O’nun adına rahatsız olduk.</p>

<p>Ki kendisi görmediyse onca yardımcı, danışman da bu dilden rahatsız olmamış mıdır bunu da anlamış değiliz…</p>

<p>Kurumsal sitelerde böylesine reklama ihtiyaç yok, bu dil gerçekten sorunlu.</p>

<p>Herkes kimin BBB Başkanı olduğunu biliyor ama son bir örnek verelim:</p>

<p>“Başkan Akın’dan ihtiyaç sahibi emeklilere müjde: Kentte sağ elin verdiğini sol elin görmediği bir sistem kuran BBB Başkanı Akın, ihtiyaç sahibi emeklilerin yüzünü güldürecek bir projeyi daha hayata geçirdi”</p>

<p>Habere bakın, gülücük atın, neresini düzeltelim…</p>

<p>Birincisi müjdenin sahibi aslında Akın değil BBB… İkincisi, kentte sağ elin verdiğini sol elin görmediğini gören bir sistem kuran… Nasıl bir sistemmiş bu, nasıl kurulmuş?... BBB yardım ediyor, sağ elin verdiğini görüyor işte cümle alem… Akın projeyi hayata geçirdi… Akın mı geçirdi BBB mi?..</p>

<p>Sağ elin verdiğini sol el görmeyecekse bizden naçizane tavsiye… Gerçekten yapılan yardımları gizli, sessiz ve ilan ile reklama boğmadan yapın. Emin olun fısıltıyla yayılan vatandaş takdiri ve duası milyon kat etkili olup reklam amacına kat be kat fazlasıyla ulaşmış olacaktır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//baskanin-butun-adamlari/662/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MR TEMİZ AMA BENİM AĞRIM VAR: NEDEN?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>MR TEMİZ AMA BENİM AĞRIM VAR: NEDEN?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Yıllarca en çok gördüğüm hasta tablom: Elinde kalın bir dosyayla odaya giriyor. MR’lar, tomografiler, raporlar…Hepsi tertipli, hepsi “normal”. Daha oturmadan söylüyor: “Hocam, herkes bana bir şeyin yok diyor ama ben iyi değilim.” İşte modern tıbbın en zor cümlelerinden biri budur. Görüntüler temiz, peki ya ağrılar? Tıp, son yıllarda görüntüleme teknolojilerinde büyük bir ilerleme kaydetti.<br />
MR’lar netleşti, cihazlar güçlendi, raporlar detaylandı. Ama bir sorun var: MR, insanın hayatını göstermez. MR’da eklem düzgündür ama hasta sabah yatağından kalkamaz. Disk fıtığı yoktur ama bel ağrısı vardır. Kaslar sağlam görünür ama kişi gün sonunda tükenmiştir. Ve hasta şu soruyu sorar: “Eğer her şey normalse, ben neden böyleyim?”</p>

<p>Ağrı sadece görünen bir şey değildir ve ağrı her zaman yırtık, fıtık ya da iltihap demek değildir. Sinir sistemi, bağ dokusu, kaslar ve beyin ağrıyı birlikte üretir. Bazen sorun, bir dokuda değil; algı ve yüklenmede yatar. Ama bu, hastaya anlatması en zor gerçektir.<br />
Çünkü görünmeyen bir şey, çoğu zaman “inanılmaz” bulunur. MR temiz çıktığında sıkça söylenen bir cümle vardır: “Bir şey yok, psikolojiktir.” Bu cümle hastayı rahatlatmaz, aksine yaralar.<br />
Çünkü hasta şunu duyar: “Sen uyduruyorsun.” Oysa gerçek bu kadar basit değildir. Ağrının sinir sistemiyle ilişkili olması, hayal olduğu anlamına gelmez. Ama biz bu ayrımı anlatamadığımızda, hasta kendini yalnız hisseder. Hastalar neden daha çok yorulduğunu söylüyor?</p>

<p>Son yıllarda polikliniklerde en sık duyulan şikâyetlerden biri:<br />
“Eskisi gibi değilim.” İnsanlar daha çabuk yoruluyor, daha az dayanıyor, daha fazla ağrı hissediyor. Bunun nedeni yalnızca hastalıklar değil.</p>

<p>Hareketsizlik</p>

<p>Stres</p>

<p>Uykusuzluk</p>

<p>Sürekli alarm halinde bir sinir sistemi</p>

<p>MR bunların hiçbirini göstermez. Ama hayatı bozar. Tedavi sadece görüntüye göre yapılmaz. Gerçek tedavi, yalnızca MR’a bakarak planlanmaz. Muayene, hikâye, yaşam tarzı, beklenti…Hepsi birlikte değerlendirilir. Bazen hastaya verilecek en önemli şey yeni bir tetkik değil, doğru bir açıklamadır. “Bu ağrı neden var?” “Ne zaman geçer?”<br />
“Ne yaparsam azalır, ne yaparsam artar?” Bu sorular cevap bulmadıkça, MR temiz olsa da hayat düzelmez.</p>

<p>İyi olmak ne demek? İyi olmak, sadece raporların normal olması değildir. İyi olmak;</p>

<p>Sabah daha rahat uyanabilmek</p>

<p>Gün içinde tükenmemek</p>

<p>Korkmadan hareket edebilmek</p>

<p>Ağrının hayatı yönetmemesi demektir</p>

<p>Ve bu hedef, bazen ilaçla, bazen egzersizle, bazen de doğru bilgilendirmeyle sağlanır. Tıp, yalnızca gördüğünü değil,<br />
duyduğunu da ciddiye aldığında iyileştirir. Belki de artık şunu söylemenin zamanı gelmiştir: “Raporların güzel, ama gel senin hayatına bakalım.” Çünkü asıl mesele, oradadır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mr-temiz-ama-benim-agrim-var-neden/661/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>   ESKİ BAKKALLAR YENİ MARKETLER</title>
<description><![CDATA[<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"><o:p> </o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><b><span style="font-size:10.0pt">ESKİ BAKKALLAR YENİ MARKETLER</span></b><span style="font-size:10.0pt"><o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><b><span style="font-size:10.0pt"> </span></b><span style="font-size:10.0pt">Günümüzde bir markete giriyorsunuz; raflar baştan sona çeşit çeşit ürünle dolu. Aynı şeyin beş markası, üç boyu, iki light versiyonu… Seçmekten yoruluyor insan. Oysa çok değil, birkaç on yıl önce Balıkesir’de alışveriş dediğimiz şey bambaşka bir ritüeldi. Mahallenin köşesinde bakkal vardı ve hayatın nabzı biraz da orada atardı.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt">Biz ne yerdik diye sorulduğunda aklıma gelen ilk şey sadelik oluyor. Kahvaltı dediğiniz; beyaz peynir, zeytin, domates, ekmek. Öğlen sofrada çoğu zaman ev yemeği olurdu; mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav. Akşam yine aynı düzen. Mevsim ne verirse onu tüketirdik. Yazın karpuz, kavun; kışın turşu, tarhana. Şimdiki gibi her mevsim her ürün yoktu. Portakal kışın gelirdi, çilek yazın beklenirdi. Beklemenin de bir tadı vardı.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Mahalle bakkalı ise yalnızca alışveriş yapılan yer değildi. Balıkesir’in sokaklarında herkesin tanıdığı, selam verdiği bir esnaf figürüydü. Kapıdan girince raflar sınırlı ama yeterliydi. Cam kavanozlarda şekerler, sakızlar, leblebi; teneke kutularda bisküviler; açıkta satılan peynir ve zeytin; tartılarak verilen pirinç, bulgur, makarna. Ekmek sabah erkenden gelirdi. Tüp gaz, kibrit, çay, sabun, deterjan… Çocukların göz hizasında renkli şekerler olurdu. Defter veresiye hesabını tutardı. Ay sonunda ödenir, güven ilişkisi sürerdi.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Bugün aynı mahallelere bakıyorum. Büyük zincir marketler çoğaldı, ışıklar daha parlak, ürün daha bol. Ama o bakkalın yerini dolduran pek bir şey kalmadı. Balıkesir’in eski mahallelerinde hâlâ direnen birkaç tanesine rastlamak mümkün, fakat sayıları azaldı. Çünkü alışveriş artık hızlı, pratik ve kişisel bağdan uzak bir işleme dönüştü. Kasada kimse sizi isminizle çağırmıyor. Veresiye defteri yok, hal hatır soran da pek yok.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Eski ile yeniyi karşılaştırırken meseleyi yalnızca ürün çeşitliliği olarak görmek eksik olur. Bugün bolluk var, seçenek var, erişim kolay. Ama geçmişte de paylaşım vardı, samimiyet vardı. Bakkalın önünde edilen sohbet, çocukların harçlıkla aldığı tek şekerin verdiği mutluluk, komşunun eksik malzemeyi birbirinden istemesi… Bunlar raflara sığmayan değerlerdi.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Zaman değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Balıkesir de değişiyor. Fakat insan bazen o dar dükkânın kapısını aralamayı, içerideki tanıdık yüzü görmeyi, tartının kefesinde yalnızca alışveriş değil güvenin de tartıldığı günleri hatırlıyor. Modern rafların arasında dolaşırken akla düşen soru belki de şu: Çeşit arttı ama biz neyi kaybettik? <o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt">-<o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//eski-bakkallar-yeni-marketler/660/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Balıkesir’de Güvenliğin Adı: İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Balıkesir’de Güvenliğin Adı: İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’de huzur ve güvenlik denildiğinde, bu sorumluluğu omuzlarında taşıyan isimlerin başında İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman geliyor. Sessiz ama kararlı bir duruşla yürütülen emniyet hizmetlerinin arkasında, uzun yıllara dayanan bir birikim ve tecrübe var.</p>

<p> Şükrü Yaman, 1969 yılında Ankara’da doğdu. Aslen Çankırı Ilgazlı olan Yaman, meslek hayatına disiplinin ve eğitimin ön planda olduğu Polis Koleji’nde başladı. Buradan mezun olduktan sonra Polis Akademisi’ni tamamlayarak 1992 yılında Emniyet Teşkilatı’nda göreve adım attı. Eğitim sürecinden itibaren sadece sahada değil, idari ve stratejik alanlarda da kendini yetiştiren bir çizgi izledi.</p>

<p> Meslek hayatı boyunca Türkiye’nin farklı illerinde önemli görevler üstlendi. Asayişten organize suçlarla mücadeleye, eğitim kurumlarından merkez teşkilatına kadar pek çok kritik noktada sorumluluk aldı. Yurt dışında da görev yaparak uluslararası güvenlik tecrübesi kazandı. Almanya ve Avusturya’daki görevleri, ona farklı bakış açıları kazandırırken Türkiye’yi temsil etme sorumluluğunu da beraberinde getirdi.</p>

<p> İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı şehirlerde, sadece rakamlarla ölçülen başarıların değil, vatandaşla kurulan ilişkinin de önemli olduğunu gösterdi. Konya ve Diyarbakır gibi farklı sosyolojik yapıya sahip illerde edindiği tecrübe, güvenlik hizmetlerinde dengeli ve soğukkanlı bir yönetim anlayışını ön plana çıkardı. Özellikle organize suçlarla mücadele alanındaki çalışmaları, mesleki kariyerinin en dikkat çeken başlıklarından biri oldu.</p>

<p> Balıkesir’e atanmasıyla birlikte bu birikimi kente taşıyan Şükrü Yaman, güvenliği sadece polisiye tedbirlerle sınırlı görmeyen bir anlayış sergiliyor. Önleyici hizmetler, toplum destekli polislik ve kurumlar arası işbirliği, yönetim anlayışının temel taşları arasında yer alıyor. Sokakta hissedilen güven duygusu, çoğu zaman görünmeyen ama istikrarlı bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor.</p>

<p> Emniyet teşkilatında uzun yıllar görev yapmış, farklı coğrafyalarda sorumluluk üstlenmiş bir isim olarak Şükrü Yaman, Balıkesir’de devlet ciddiyetini ve kamu düzenini temsil eden önemli bir figür. Güvenliğin sadece bugünü değil, yarını da kapsayan bir mesele olduğunun farkında olan bu yaklaşım, kentin huzuruna katkı sunmaya devam ediyor.</p>

<p> Sonuç olarak Balıkesir İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman, eğitimle başlayan, tecrübeyle olgunlaşan ve sorumluluk bilinciyle şekillenen bir meslek hayatının temsilcisi. Sessizce yürütülen bu görev, kentin sokaklarında hissedilen huzurun en somut göstergesi olarak karşımızda duruyor.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-guvenligin-adi-il-emniyet-muduru-sukru-yaman/659/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİLE BİLE LADES: TAŞIMALI!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BİLE BİLE LADES: TAŞIMALI!</strong></p>

<p>Muhteşem eğitim politikalarımız sonucunda geldiğimiz nokta belli biliyorsunuz, izliyorsunuz, yaşıyorsunuz…</p>

<p>Durmaksızın değişen müfredat, yap boz haline gelen sınav sistemleri, öğrenmekten ziyade ezbere zorlanan nesiller…</p>

<p>Umudunu daha ortaokul sıralarında sınav stresi arasında yok etmeye başlayan öğrenciler.</p>

<p>Atatürk’ü usul usul çıkarmalar…</p>

<p>Ders kitaplarından, karnelerden, okul köşelerinden…</p>

<p>Eğitim dışı her tür konuya girerek yılbaşı kutlamasında bile öküz altında buzağı arayan bir yaklaşım…</p>

<p>Neresinden bakarsanız bakın cılkı çıkan bir eğitim sistemi.</p>

<p>Karı havada görmeden okul tatil etmeler, 10 Kasım’a ara tatil denk getirmeler…</p>

<p>Türkiye’nin hava ve akıl şartlarına aykırı bir öğretim yılı takvimi yaparak okulları Eylül başında açıp Haziran’ın sonunda kapamalar, dönem içlerine saçma sapan ara tatiller koymalar…</p>

<p>Bakınız bu yıl okullar teeee 26 Haziran’da kapanıyor.</p>

<p>Peki fiiliyatta nasıl durumlar okullarda?</p>

<p>Ortak MEB sınavları bitince ara ki bulasın okulda öğrenci.</p>

<p>Manzara böyle de bilmez mi Milli Eğitim bu tabloyu…</p>

<p>Eğitimin ahı çoktan gitti vahı kaldı mı o da meçhul.</p>

<p>Bir de bu harika tablonun ortasında efsane taşımalı sistemimiz var, unutulabilir mi?..</p>

<p>Müthiş eğitim politikamızın sonucu olarak eşsiz Milli Eğitim Bakanlığı ve netice olarak iktidar, yıllar önce köy okullarına kafayı takıp binlerce köy okulu kapattı.</p>

<p>Kapatılan bölgelerde taşımalı eğitime geçildi.</p>

<p>Ama kapatılır mı okul köyde yav?</p>

<p>Maliyet hesapları ortaya kondu, her köye öğretmen gitmesine gerek yokmuştan tutun da siyasete gerekçe mi yok kendince di mi?</p>

<p>Oysa her köy okulu ve her öğretmen o köye ışık demektir.</p>

<p>Ötesi, lamı cimi yok.</p>

<p>Binlerce köy; ışıksız yıllardır.</p>

<p>Peki gider çokluğundan dem vuran siyasi bakış açısı taşımalı maliyetleri karşısında ne durumda şimdi?</p>

<p>Kara kara düşünür vaziyette.</p>

<p>Çünkü taşıma maliyetleri kara delik olmuş MEB bütçesinde.</p>

<p>2025 yılında taşımalı eğitim gideri 14 milyar TL seviyelerine gelmiş, iyi mi!?</p>

<p>2020 yılında bütçeden taşımalı eğitim için ayrılan kaynak 2 milyar bile değilken 2025 yılı itibariyle “taşıma yoluyla eğitime erişim gideri” ismiyle kamunun yaptığı harcama 14 milyar TL bandında.</p>

<p>Okul kapa tasarruf et, her köyde okula gerek yokmuş falan!</p>

<p>Ne tasarruf ama!</p>

<p>Köyleri okulsuz ve öğretmensiz bırak..</p>

<p>Taşımalıyla kendi kendine lades yap.</p>

<p>Harcamanın haddi hesabı yok, köyleri de okul ışığından yoksun bıraktın, sonuç olarak memnun olan tek köylü ve tek öğrenci yok!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//bile-bile-lades-tasimali/658/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>65 YAŞ SONRASI BESLENME ÖNERİSİ   ASLINDA HERKES İÇİN GEÇERLİ</title>
<description><![CDATA[<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">65 YAŞ SONRASI BESLENME ÖNERİSİ </span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">ASLINDA HERKES İÇİN GEÇERLİ</span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 1. Günlük temel prensipler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Az tuz, az şeker</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Kızartma yerine haşlama, fırın, buğulama</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Küçük ama sık öğün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Akşam yemeği hafif ve erken-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">2. Sabah (kahvaltı)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 adet haşlanmış yumurta veya sebzeli omlet</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1–2 dilim tam buğday veya çavdar ekmeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Az tuzlu beyaz peynir veya lor</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytin (5–6 adet)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Domates, salatalık, yeşillik</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 tatlı kaşığı zeytinyağı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Şekersiz çay veya ıhlamur</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Not: Reçel, bal ve beyaz ekmek alışkanlık hâline getirilmemeli.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">3. Ara öğün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 avuç çiğ badem, ceviz veya fındık</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">veya</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 porsiyon mevsim meyvesi-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 4. Öğle yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytinyağlı sebze yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">(kabak, pırasa, taze fasulye, enginar)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 kase yoğurt veya ayran</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 3–4 kaşık bulgur veya tam tahıllı pilav</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Mevsim salatası</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Haftada 2 gün baklagil (mercimek, nohut, kuru fasulye) önerilir.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 5. İkindi</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 kase yoğurt veya kefir</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">veya</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 dilim tam buğday ekmeği + az tuzlu peynir-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">6. Akşam yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Hafif protein:</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">ızgara balık, haşlanmış tavuk veya sebzeli yemek</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Bol sebze</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Ekmek mümkünse tüketilmemeli</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Akşam yemeği en geç 19.00–19.30.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">7. Gece</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Papatya, rezene veya melisa çayı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Açlık varsa 1 küçük kase yoğurt-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">8. Haftalık mutlaka yer alması gerekenler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Balık: haftada 2 kez</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Yoğurt/kefir: her gün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Yeşil yapraklı sebzeler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytinyağı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Ceviz ve badem</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Kurubaklagiller-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">9. Su tüketimi</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Günde en az 1,5 litre</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Susamayı beklemeden içilmeli-</span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//65-yas-sonrasi-beslenme-onerisi-aslinda-herkes-icin-gecerli/657/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> “YARININ SUYUNU BUGÜNDEN KORU”</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>“YARININ SUYUNU BUGÜNDEN KORU”</strong></p>

<p> </p>

<p>Doğru söze ne denir?</p>

<p>Lakin…..</p>

<p>Lakine geçmeden önce de büyük bir parantez açalım…</p>

<p>3. Dünya Savaşı’nın su sebebiyle çıkacağı pek çok siyasal analizci tarafından yıllardır ileri sürülüyor…</p>

<p>Bugün dünyanın kovboyu haline gelen hukuk dinlemez Trump petrol gibi zenginliklerin peşindeyken asıl önemli olan en bulunmaz değer su, çok yakın bir zamanda dünyanın bir numaralı önceliği haline gelecek.</p>

<p>Ki bu noktada özellikle Türkiye açısından durumun çok vahim bir boyutta olduğu da su götürmez bir gerçek.</p>

<p>Daha da acısı, hani eskilerin tabiriyle ve eskiden “sudan ucuz” denirdi ya artık böyle bir tanımlama yapmaya da imkan yok. Su şimdiden pahalı, sadece evinize gelen faturalardan bahsetmiyoruz, bakkaldan, marketten aldığınız sular, evinize gelen damacanalar da daha da pahalanacak, çünkü bitiyor.</p>

<p>Şimdi musluğu açıp şaldır şaldır akıtıyoruz ya umarsız…</p>

<p>Bahçeleri ve araçlarımızı yıkıyoruz ya…</p>

<p>Şebeke suyu hepsi…</p>

<p>Oysa Türkiye’nin suyu bitiyor.</p>

<p>Nice gölümüz kurudu ve kurumaya devam ediyor, barajlarımız SOS durumunda…</p>

<p>Üç gün sel oluyor, sanmayın barajlara faydası var.</p>

<p>Kar yağmıyor, kar da lazım.. Yağmurun da çokça ve sindire sindire yağması gerek…</p>

<p>Velhasıl yapılması gereken tek şey suyu bilinçli kullanmak, mümkün olduğunca az kullanmak, israf etmemek ve ne merkezi idare ne yerel idareler yarının hesabını sağlıklı yapıyor ya o yüzden aslında şimdiden tehlike çanları çalan şehirlerde azar azar, hayatı sekteye uğratmayacak şekilde kesintiler yapmak gerek.</p>

<p>Lakin popülizm su sıkıntısının önüne geçiyor, sanki suyumuz hiç bitmeyecek gibi bir hal…</p>

<p>Büyük parantezi kapayalım, başlığa dönelim..</p>

<p>“Yarının suyunu bugünden koru”</p>

<p>BBB’nin bilboardlarında suyun konu edildiği ve güzel mesaj veren bir uyarıyla karışık çağrı.</p>

<p>Lakin…</p>

<p>Çağrı böyleyse BBB’nin de buna uygun hareket etmesi gerekmez mi?..</p>

<p>Misal, orta refüjler…</p>

<p>Özellikle şehirler arası yollar, hatta artık şehir içi arterler…</p>

<p>Körfezin pek çok bölümünde orta refüjlerin epey bir kesiminde ponza taşı döşendi, sade mi sade, su israfını önleyen, az ve dayanıklı bitki içeren, çim olmayan güzel düzenlemeler…</p>

<p>Bunların yaygınlaştırılması, 120 km hızla giderken orta refüjlerdeki çime kimsenin puan verdiği yok çünkü, tümüyle ponzaya dönülmesi gerek.</p>

<p>En taze örnek Çay Deresi ve Ahmet Toprak Caddesi düzenlemeleri yapıldı di mi yenilerde…</p>

<p>Neden yine çim ve yüzlerce bitkiye büründü orta refüj?..</p>

<p>Çim demek su demek, ponza taşı ile sade bir süsleme yap, suyu az emen dayanıklı ve yerli/milli ve de ucuz fıstık çamı koy refüje…</p>

<p>Hem görsellik olsun, hem cebinde para kalsın, hem sadelik gelsin ve en önemlisi çim sulama ile giden, heba olan suyun önüne geçilsin…</p>

<p>Ayrıca böyle bitki ile çim aynı zamanda ne demek; işletme, bakım maliyetlerinin artması demek, kesme, budama, biçme, gübre giderleri, sök çıkar, yenile, işçilik vs vs.. Bu külfete ne gerek var buna da bakmak gerek.</p>

<p>Yap ponza, bakma bir daha arkana!</p>

<p>BBB; “yarının suyunu bugünden koru” derken, aynı hassasiyeti kendisi de göstermeli ki örnek teşkil etsin…</p>

<p>O yüzden Ahmet Taprak Caddesi’nde bu fırsat kaçırıldı, kaçırılmanın ötesinde neden su istemeyen bir düzenleme öngörülmedi bunun değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Aynı gerekçelerle hangi bölge olursa olsun viyadük gibi yerlerde de acilen çimden vazgeçilmesi şart.</p>

<p>Tabii bu çağrımızda sadece ve zorunlu olarak park ve dinlenme alanlarını istisna tutuyoruz, tutmak zorundayız, çünkü parklar ve dinlence alanları insanların nefes aldığı yegane mekanlar, haliyle buraları çimsiz ve yeşilsiz olmaz.</p>

<p>Yerel idarelerin refüj ve viyadük yerine park alanlarında yeşile, çime yoğunlaşması gerek, refüjler sade süslemeyle az su isteyen bitkilerle şekillendirilmeli.</p>

<p>Keza; ülke genelinde barajların hali ortada, birkaç gün yağmur yağdı diye elbette sevinelim de Balıkesir’in kaç günlük suyu var?… İlçelerin durumu nasıl, yaz aylarında turizm ile patlayan nüfusa, Körfez’e ve Marmara’ya nasıl yetecek su?..</p>

<p>Balıkesir’i besleyen depolardan çıkan su, hanelere gelene kadar ne kadar kayıp yaşıyor?</p>

<p>Biliyoruz altyapı yılların ihmaliyle berbat durumda ve BBB ile BASKİ önceliği altyapı yenilemelerine veriyor ama BBB’nin elini büken parasızlık malzeme, araç alımını da sekteye uğratıyor, bunu da biliyoruz.</p>

<p>Oysa BASKİ’nin ve BBB’nin itfaiye gibi acil su timi kurması gerek. BASKİ arızalara yetişemiyor, çünkü personel, malzeme, araç sıkıntısı had safhada ve bunun sorumlusu da kuşkusuz bugünün idaresi değil, yılların getirdiği ihmal.</p>

<p>Ancak şu an “su”dan bahsediyorsak muhatap tabi ki bugünün yönetimi.</p>

<p>Bazı illerde su kesintileri oluyor planlı, saatli, Bursa’da kısa bir süre oldu şimdi yok ama Yalova’da su kesintisi arkadaşlarımızın aktardığına göre düzenli olarak sürüyor ve günlük yaşam bireyler açısından epey sıkıntılı sürüyor.</p>

<p>O yüzden suyun muhasebesi çok iyi yapılmalı, gerekiyorsa ve çok tepki de alacak olsa da aylar sonrası hesap edilip bugünden azar azar kesinti modeli bile uygulanabilir.</p>

<p>Hiç kimse istemez su kesintisini…</p>

<p>Ama “işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına” di mi?..</p>

<p>Su israfına ve suyun bittiğine yönelik BBB’nin de sürekli vatandaşı bilinçlendirmesi, okullardan tutun halka açık pek çok konferans ve seminer gibi etkinlikler planlayarak bu konuda vatandaş dikkatinin hiç yok olmamasını sağlaması gerek…</p>

<p>“Yarının suyunu bugünden koru.”</p>

<p>Su bitiyor.</p>

<p>Birkaç ay sonra bahar, yaz…</p>

<p>Sonrası tufan olmasın…</p>

<p>Yarının suyunu bugünden koru deniyorsa; öncelik kamunun örnek olması ve bu konuyu sürekli vatandaş gündeminde tutmak olmalıdır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//yarinin-suyunu-bugunden-koru/656/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> SÜREKLİ YORGUNUM: İYİ DE NEDEN?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>SÜREKLİ YORGUNUM: İYİ DE NEDEN?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>“Biraz dinlen geçer.” “Yaş ilerliyor.” “Çok kafaya takıyorsun.” “Eskisi gibi enerjim yok, normal herhalde.” Bu cümleleri duymayan yok. Benim hastalarımın çoğu hep yorgun ve ağrılıdır. Peki sürekli yorgun olmak gerçekten normal midir? Aslında tamam herkes yorgun, ama her yorgunluk aynı değildir. Günün sonunda yorulmak normaldir. Çalışırsınız, koşturursunuz, akşam bitkin düşersiniz. Ama sabah uyanıp hâlâ yorgunsanız…<br />
Dinlenseniz de toparlanamıyorsanız… Hafta sonu bile “kendime gelemedim” diyorsanız…Bu artık basit bir yorgunluk değildir. Bu, kronik yani devamlı olan bir yorgunluktur.</p>

<p>Kendini sürekli yorgun hissetmek aslında tembellik değildir. Toplumda büyük bir yanlış algı var ki o da yorgun olan kişi isteksiz, üşengeç, hayata tutunamayan biri sanılıyor. Oysa kronik yorgunluk yaşayan insanlar, çoğu zaman en çok çabalayanlardır. İsterler ama yapamazlar. Başlamak isterler ama güçleri yetmez. Dinlenirler ama yenilenemezler. Bu tembellik değil, bedenin tükenmişliğidir.</p>

<p>“Uyusam da Geçmiyor” diyorsanız dikkat edin kendinize. Kronik yorgunluğun en önemli özelliği şudur: uyku işe yaramaz. Gece uyursunuz, sabah kalkarsınız ve sanki hiç yatmamış gibisinizdir. Üstelik buna sıklıkla şunlar eşlik eder:<br />
– Konsantrasyon güçlüğü<br />
– Unutkanlık<br />
– Kas ve eklem ağrıları<br />
– Baş ağrısı<br />
– Tahammülsüzlük<br />
– İç sıkıntısı</p>

<p>“Herkes Yorgun” demek işin kolayıdır. Evet, herkes yorgun. Ama herkes sürekli yorgun değil. Kronik yorgunluk, kişinin işini, ilişkilerini, günlük yaşamını bozar. Bir noktadan sonra kişi kendini suçlamaya başlar: “Ben mi güçsüzüm?” “Bende mi sorun var?”  İşte en büyük zarar burada başlar.</p>

<p>Peki neden sürekli kendimizi yorgun hissederiz? Kronik yorgunluk tek başına bir hastalık değildir; çoğu zaman bir işarettir.</p>

<p>Altında;<br />
– Kansızlık<br />
– Tiroid hastalıkları<br />
– Vitamin-mineral eksiklikleri<br />
– Romatizmal hastalıklar<br />
– Kronik inflamasyon<br />
– Uyku bozuklukları<br />
– Depresyon veya tükenmişlik sendromu<br />
olabilir.</p>

<p>Ama bakılmadan bilinmez. “Geçer” denerek anlaşılmaz. En tehlikelisi şudur: yorgunluğun normal kabul edilmesi. Kişi alışır, çevresi alışır ve kimse sorgulamaz. Oysa beden,<br />
“Bir şeyler yolunda gitmiyor” demektedir. Bu sesi bastırmak değil, duymak gerekir. Birçok kişi sırf yorgun diye maalesef doktora gitmez. Ya da gider ama yorgunluğunu anlatmaya çekinir, gereksiz görür. Oysa yorgunluk, en önemli klinik belirtilerden biridir. Ciddiye alınmalıdır ve araştırılmalıdır. Gerekiyorsa tedavi edilmelidir. Bu bir lüks değil, gerekliliktir.</p>

<p>Nedeni bulunabilen bir durum olan yorgunlukla yaşamak zorunda değilsiniz. Yani sürekli yorgun olmak kader değildir, yaşın gereği değildir, hayatın bedeli değildir.Bir sorun varsa, çözümü de vardır. Ama önce kabul etmek gerekir: bu bir karakter sorunu değil,<br />
bir sağlık sorunu olabilir. Yorgunluk, en çok ihmal edilen ama en çok şey anlatan şikâyetlerden biridir.</p>

<p> </p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//surekli-yorgunum-iyi-de-neden/655/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>CUMA NAMAZINDA CEP TELEFONU</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>CUMA NAMAZINDA CEP TELEFONU</strong></p>

<p>Cuma namazları, haftanın en kalabalık vakti. Aynı safı paylaşan yüzlerce insan, aynı duaya “amin” demek için camide buluşuyor. Ne var ki kalabalık arttıkça bir başka manzara da daha görünür hâle geliyor: Hutbe okunurken cep telefonuna gömülen cemaat.</p>

<p>Oysa hutbe, cuma namazının ayrılmaz bir parçası. Dinlenmesi sadece bir edep meselesi değil, dinî bir sorumluluk. Hutbe okunurken konuşmamak, başkasını meşgul etmemek ve dikkati dağıtmamak gerektiği açıkça ifade edilmiş. Buna rağmen hutbe sırasında mesaj yazan, sosyal medyada dolaşan, hatta sessizce oyun oynayan insanlara rastlamak artık şaşırtmıyor.</p>

<p>İşin dikkat çekici tarafı, bu alışkanlığın yalnızca gençlerle sınırlı olmaması. Eskiden “gençlik işte” diyerek geçiştirilen manzara, bugün her yaştan insan için geçerli. Yaş ilerliyor ama telefon elde kalıyor. Hutbe sürerken bir yandan ekrana bakıp bir yandan imamın sesini arka planda bir uğultu gibi duymak, neredeyse normalleşmiş durumda.</p>

<p>Bir de çalan telefonlar meselesi var. Namaz esnasında yankılanan zil sesleri, sadece dikkati dağıtmıyor; caminin ruhuna da zarar veriyor. İlk zamanlar dönüp bakılan bu seslere, şimdi çoğu kişi alışmış gibi. Oysa alışmak, doğru olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Burada mesele sadece teknoloji değil. Mesele, camiye hangi bilinçle girdiğimiz. Cami, gündelik hayatın devam ettiği bir mekân değil; gündelik hayatın dışına çıkılan bir mekân. Telefonu sessize almak, hatta mümkünse kapatmak, hutbeyi dikkatle dinlemek, etrafımızdaki insanlara saygı göstermek aslında zor şeyler değil. Ama bunlar niyet gerektiriyor.</p>

<p>Camide özellikle cuma günü nasıl olunmalı sorusu tam da burada anlam kazanıyor. Camiye girerken aceleyle değil, farkındalıkla girmek gerekiyor. Hutbe okunurken susmak, dinlemek, düşünmek gerekiyor. Yanımızdakini rahatsız edecek her davranıştan kaçınmak, ibadeti bireysel bir alan gibi görmemek gerekiyor. Çünkü cami, birlikte yapılan bir ibadetin mekânı.</p>

<p>Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Hutbeyi dinlemeye niyetli değilsek, cuma vaktinde neden camideyiz? Eğer camideysek, oranın adabına uygun davranmak zorundayız. Aksi hâlde bedenimiz camide, zihnimiz bambaşka yerlerde dolaşıyor demektir.</p>

<p>Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil. Ama en azından haftada bir saat, cuma vaktinde, telefonu cebimizde susturmak mümkün. Belki de asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz sessizlik ve biraz dikkat. Hem kendimize hem de bulunduğumuz mekâna karşı.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//cuma-namazinda-cep-telefonu/654/</link>
<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Ağrı Kesiciyle Yaşamak Normal Değildir!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Ağrı Kesiciyle Yaşamak Normal Değildir!</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>Son yıllarda sessiz bir alışkanlık yayıldı: Ağrı kesiciyle günü kurtarmak. Başı ağrıyor, ağrı kesici, dizi sızlıyor, ağrı kesici, bel tutuluyor, ağrı kesici…Çantada var, çekmecede var.<br />
Hatta bazı evlerde şeker gibi ikram edilir hâle geldi. Ama kimse şunu sormuyor: Bu ağrı neden geçmiyor? Ağrı kesici, adından da anlaşılacağı gibi ağrıyı keser ancak nedeni çoğunlukla bazı hastalıklar hariç ortadan kaldırmaz. Ama biz ağrı kesince sorunu çözdüğümüzü sanıyoruz oysa sadece sesi kapatıyoruz. Ağrı sustukça, hastalık konuşmaya devam ediyor.</p>

<p>Unutmayalım ağrı, vücudun alarmıdır yani “Burada bir sorun var” demektir. Alarmı kapatıp uyumaya devam ederseniz, yangın sönmez. Ağrı kesiciyle yaşamak, yangın alarmının pilini çıkarmaya benzer. Sessizlik vardır ama tehlike sürer. Bugün bazı insanlar için ağrı kesici içmeden güne başlamak zordur; “İçmezsem duramıyorum” der. Bu cümle çok tehlikelidir. Çünkü bu noktada sorun artık sadece ağrı değildir. Vücut ilaca alışmıştır, ağrı eşiği düşmüştür ve artık sorunumuz kalıcı olup ilaçlara da dirençli hale gelmiştir.</p>

<p>İşte bu nedenle “ama bu basit bir ağrı kesici” demek çok doğru değildir. Unutmayın aldığınız her ilacın bedeli vardır. Ağrı kesicileri içtiğimizde karşılaşacağımız en önemli sorunlar; mide sorunları, böbrek yükü, tansiyon problemleri, kalp riskleri sayılabilir.</p>

<p>Ağrılı durumlarda aslında sorun ağrıyı tedavi etmek değildir, ağrının nedenini bulup onu tedavi etmektir. Örneğin bel ağrısı mı var; neden duruş bozukluğu mu? Kas zayıflığı mı?<br />
Stres mi? Romatizmal bir durum mu? Diz ağrısı mı var; neden Kilo mu? Kas dengesizliği mi?<br />
Kireçlenme mi?... Bunları ayırt etmeden içilen her ağrı kesici, zaman kaybıdır.</p>

<p>Yani ağrı kesiciyle ertelenen tedavi, zorlaşır. Bugün bir egzersizle düzelebilecek bir sorun,<br />
yarın iğne ister, ertesi yıl ameliyat konuşulur. Çünkü vücut beklemez. Ağrı bastırılsa da süreç ilerler. Ağrı kesici, sorunu ertelemeyi çok iyi öğretir.</p>

<p>Eklem ağrılarınız bir varsa hekime gitmemek için bahaneniz olmamalıdır. Birçok hasta şunu söyler: “Ağrı kesiciyle idare ediyorum.” der. Ama idare etmek, iyileşmek değildir. İdare etmek, sorunu halının altına süpürmektir. Ama halının altı bir gün kabarır.</p>

<p>Tabii ki bu şu anlamada gelmesin ağrı kesici düşman değildir, ama unutmayalım ki dost da değildir. Yerinde, kısa süreli ve doğru amaçla kullanıldığında faydalıdır. Ama yaşam biçimi hâline geldiğinde zararlıdır. Sürekli ağrı kesici içiyorsanız, asıl sorun ağrı değil, ağrıyı ciddiye almamaktır. Ağrıya kulak verin, susturmayın, dinleyin. Çünkü vücut bağırıyorsa,<br />
anlatacak bir derdi vardır.</p>

<p> </p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//agri-kesiciyle-yasamak-normal-degildir/653/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ELEKTRİK FATURASI ÇOK GELENLER DİKKAT!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>ELEKTRİK FATURASI ÇOK GELENLER DİKKAT!</strong></p>

<p> </p>

<p>Elektrik faturası artık ev ekonomisinin sessiz ama en ağır yüklerinden biri oldu. Ay sonunda elektrik faturası gelince yaşanan tedirginlik neredeyse ortak bir duyguya dönüştü. Kira, gıda, akaryakıt zamları konuşulsa da elektrik faturası çoğu zaman “yapacak bir şey yok” denilerek geçiştiriliyor. Oysa var. Hem de sanılandan daha fazla.</p>

<p>DAĞITIM VE TEDARİKÇİ ŞİRKETİ FARKLILIĞI</p>

<p>Bugün Türkiye’de milyonlarca abone, elektriği tek bir yerden almak zorunda olduğunu sanıyor. Dağıtım şirketiyle tedarikçi kavramı birbirine karışmış durumda. Oysa herkes aynı kablolardan, aynı sayaçtan elektrik kullanıyor. Değişen tek şey, elektriği hangi firmadan satın aldığınız. Bu da vatandaşa tanınmış yasal bir hak.</p>

<p> Aylık yaklaşık 150 kilovatsaat ve üzeri tüketimi olan aboneler serbest tüketici sayılıyor. Yani pazarlık yapma, daha düşük birim fiyatla elektrik alma hakkına sahip. Özellikle tüketimi yüksek hanelerde bu fark ayda yüzlerce liraya kadar çıkabiliyor. Bu yüzden faturaya bakarken toplam tutardan çok, kilovatsaat birim fiyatına dikkat etmek gerekiyor. Asıl yük orada.</p>

<p> Piyasada Enerjisa, CK Enerji, Zorlu Enerji, Aksa Enerji, Limak Enerji gibi birçok tedarikçi serbest tüketicilere özel indirimli teklifler sunuyor. Ancak burada vatandaşın dikkatli olması şart. Birim fiyat kaç lira, bu fiyat sabit mi, kaç ay geçerli, ek hizmet ya da dosya bedeli var mı, erken ayrılmada ceza uygulanıyor mu? Bu sorular sorulmadan yapılan anlaşmalar, sonradan pişmanlık yaratabiliyor. Küçük yazılar, büyük faturalar doğurabiliyor.</p>

<p> Şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Tedarikçi değiştirirken elektrik kesilmez, sayaç değişmez, karanlıkta kalınmaz. Sadece sözleşme değişir. Buna rağmen bu hakkı kullananların sayısı hâlâ sınırlı. Alışkanlıklar ve bilgi eksikliği, vatandaşı en pahalı tarifeye mahkûm ediyor.</p>

<p>ELEKTRİK TASARRUFU NELER YAPILMALI?</p>

<p>İşin bir de kullanım boyutu var. Elektriği pahalı alıp pahalı kullanıyoruz. Üç zamanlı sayaç olmasına rağmen çamaşır ve bulaşık makineleri gündüz çalışıyor. Kullanılmayan televizyonlar, modemler, küçük ev aletleri prizde bekliyor. Eski buzdolapları ve derin dondurucular fark edilmeden faturayı şişiriyor. Sonra da her ay aynı cümle kuruluyor: “Bu ay da çok geldi.”</p>

<p>  Elektrik faturası kader değildir. Okunur, karşılaştırılır, sorgulanır ve gerekirse tedarikçi değiştirilir. Birkaç telefon görüşmesi, birkaç teklif talebi bile ciddi tasarruf sağlayabilir.</p>

<p> Ay sonunda gelen faturayı sadece ödemekle yetinmeyin. İnceleyin, alternatifleri araştırın. Çünkü bugün en pahalı elektrik, sorgulanmadan kullanılan elektriktir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//elektrik-faturasi-cok-gelenler-dikkat/652/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR’DE TANIDIĞIM DOST GÖNÜLLÜ İNSANLARDAN    (AV. FEVZİ ŞEN)</title>
<description><![CDATA[<p>BALIKESİR’DE TANIDIĞIM DOST GÖNÜLLÜ İNSANLARDAN</p>

<p> </p>

<p>(AV. FEVZİ ŞEN)</p>

<p> </p>

<p>Alparslan AYRAL</p>

<p> </p>

<p>Hepimiz faniyiz. Ölüm kapıya dayanıncaya kadar çoğumuz bunun farkına bile varamayız.</p>

<p>Ebedî evine kimse; malını- mülkünü, şöhretini götüremez.</p>

<p>Fakat iyi isimle anılabilir veya eserleriyle ölümsüzleşir.</p>

<p>Fevzi Şen Beyi tanıdıktan sonra sohbetlerimiz, fanilik duygusunun idraki içinde insana,</p>

<p>topluma nasıl hizmet etmeli çerçevesinde dolaşmıştır.</p>

<p>Aslında onu yıllar öncesinde hayırsever kuruluşlar içindeki çalışmalarıyla tanıdım.</p>

<p>Müdürlüğümüzün kültürel etkinliklerine katıldığında Balıkesir için yapılacak çalışmalar</p>

<p>üzerine konuşurduk.</p>

<p>Kültürel miraslarımızın korunması ve nesillere aktarılmasını kültür politikalarıyla</p>

<p>gerçekleşeceğini anlatırdı. Balıkesir’in mimari yapılarının, şehir kültürünün gereği gibi</p>

<p>korunamadığından, sahip olunan değerlerimiz konusunda yeterli bilinç oluşturulamadığından</p>

<p>yakınırdı.</p>

<p>Balıkesir’in gelecek tasavvuru konusunda haklı kaygıları vardı. Çünkü Balıkesir’ son elli</p>

<p>yılı içinde kültürel potansiyeli, bireysel ve sosyal kazanımlara dönüştürülememiştir.</p>

<p>Sivil mimari yapılar; konaklar yıkıldı, tarihi yapıların etrafında estetik duyularımızı rahatsız</p>

<p>edici binalar yükseldi ve ata yadigârı tarihi eserler çirkin binalar arasında kayboldu.</p>

<p>Fevzi Bey, şehir hatıralarının teker teker yok olması karşısında üzüldüğünü söyler maddî ve</p>

<p>manevî katkılara hazır olduğunu gönülden dile getirirdi.</p>

<p>Bu hassasiyetin kamu görevlisi ve vatandaş dayanışmasının gerekliliğini ortaya koyması</p>

<p>bakımından bir zamanlar kültür kenti, şadırvanlar diyarı diye anılan Balıkesir için önemi</p>

<p>vardır.</p>

<p>Şehir estetiğinin kaybolmaması, her seviyedeki insanın sorumlu olması gereken varlık</p>

<p>nedenlerimizdendir.</p>

<p>Bilindiği gibi geçmişinden güç, ilham almayan geleceğin kurulması mümkün değildir. Bunu</p>

<p>her sohbetimizde dile getiren Fevzi Bey’in vakıf ve derneklerinin kuruluşuna öncülük etmesi</p>

<p>de önemli hizmetlerindendir.</p>

<p>Fikirleriyle çeşitli katkılarıyla bu kuruluşlarda başkan ve yönetici olmayı başkasına</p>

<p>bırakmış; emek harcayanları desteklemiştir. Sessizce hizmet etmeyi tercih etmiştir.</p>

<p>Toplumsal ilerlemenin ve çağdaşlaşmanın gerekleri konusunda hukukçu olarak görüşleri</p>

<p>değerlidir. Demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarındaki duyarlıklarından onu tanıyan</p>

<p>herkes etkilenmiştir.</p>

<p>Samimi, güler yüzlü hoşgörülü yaklaşımlarıyla, bulunduğu ortama seviyeli bir renk katan</p>

<p>Fevzi Bey, başarılı avukatların yetişmesinde emeği vardır.</p>

<p>Balıkesir’in sosyal, kültürel ve siyasî, hayatına değer katmak, gelişmesini sağlamak</p>

<p>yönündeki çalışmalarda Fevzi Bey, sadece bir avukat olarak değil iş adamı olarak da gönüllü</p>

<p>olmuştur.</p>

<p>Adaletin önemi konusunda dile getirdiği fikirler, tecrübe yoğunluğunu göstermektedir.</p>

<p>Kırmadan dökmeden gelişmeleri sorgulayan tarafı, onun geniş çevre edinmesini sağlamıştır.</p>

<p> </p>

<p>Kendisine ve diğer degerli hukukçulara ait seçkin dosyalardan oluşan “Hukuk Dosyaları</p>

<p>Müzesini gerçekleştirdiği takdirde örneği olmayan önemli bir hizmet başarılmış olacaktır. Bu</p>

<p>müzeden sadece hukukçular faydalanmayacak, müze Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki</p>

<p>şer’iyye sicilleri gibi Balıkesir’in geçmişindeki sos-ekonomik ve kültürel hayatına ışık</p>

<p>tutacaktır.</p>

<p>Gelecekte Balıkesir’in tarihinde iz bırakacaklar arasında anılacağına inandığım değerli</p>

<p>hukukçu ağabeyimize sağlık, huzur ve esenlik dolu nice yıllar dilerim.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-tanidigim-dost-gonullu-insanlardan-av-fevzi-sen/651/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>-  BALIKESİR; İZMİR, BURSA VE İSTANBUL ARASINDA SIKIŞIP KALDI MI? </title>
<description><![CDATA[<p>-</p>

<p><strong>BALIKESİR; İZMİR, BURSA VE İSTANBUL ARASINDA SIKIŞIP KALDI MI?</strong> </p>

<p>Haritaya baktığınızda Balıkesir’in yeri insanı kıskandırır. Bir yanında İzmir, diğer yanında Bursa, biraz ileride İstanbul. İki denize kıyısı var, verimli toprakları var, turizmi var, tarımı var, sanayisi için uygun alanları var. Ama iş algıya gelince tablo değişiyor. Sanki Balıkesir, bu üç büyük şehrin arasında sıkışıp kalmış bir geçiş noktası gibi görülüyor.</p>

<p>İzmir denince akla ticaret, liman, yaşam kültürü geliyor. Bursa sanayiyle, İstanbul güç ve merkez olma haliyle anılıyor. Peki! Balıkesir neyle anılıyor. İşte asıl sorun burada başlıyor. Balıkesir’in çok şeyi var ama güçlü bir hikâyesi yok. Ya da daha doğrusu, anlatılan bir hikâyesi yok.</p>

<p>Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Balıkesir gerçekten sıkışıp mı kaldı?, yoksa kendi potansiyelini ortaya koymak için yeterince çaba mı göstermiyor. Cevap ikisinin ortasında bir yerde duruyor ama ikinci ihtimal daha ağır basıyor.</p>

<p>Balıkesir çoğu zaman komşu şehirlerin gölgesinde kalmayı kabullenmiş gibi davranıyor. İzmir büyürken seyrediyor, Bursa sanayisini geliştirirken izliyor, İstanbul çekim merkezi olurken yol üstü olmayı yeterli görüyor. Oysa Balıkesir sadece geçilen bir şehir olmak zorunda değil. Ama bunun için önce kendine ne olmak istediğini sorması gerekiyor.</p>

<p>Şehirlerin kaderini sadece coğrafya belirlemez. Vizyon belirler. Balıkesir’in sorunu kaynak eksikliği değil, yön eksikliği. Tarımda marka olabilecek ürünleri var ama markalaşma zayıf. Turizm potansiyeli yüksek ama dağınık ve plansız. Sanayi gelişebilir ama net bir strateji yok. Üniversite var ama çok hızlı büyüyemiyor. Hepsi var ama hiçbiri güçlü bir iddiaya dönüşemiyor.</p>

<p>Daha acı olanı ise şu: Balıkesir çoğu zaman başkaları için fırsat üretiyor. İstanbul’dan kaçan geliyor, İzmir’den arsa alan yatırım yapıyor, Bursa’dan sanayici depo kuruyor. Ama bu hareketliliğin merkezinde Balıkesir’in kendi aklı, kendi planı, kendi hedefi pek görünmüyor. Şehir büyüyor ama yönsüz büyüyor.</p>

<p>Peki! Balıkesir’in hiç mi çabası yok. Elbette var. Yerel yönetimler, kurumlar, iyi niyetli girişimler mevcut. Ama bu çabalar ortak bir vizyona dönüşmediği sürece etkisi sınırlı kalıyor. Parça parça işler yapılıyor ama büyük resim eksik. Oysa Balıkesir’in ihtiyacı olan şey, İzmir gibi olmak ya da Bursa’yı taklit etmek değil. Kendi kimliğini netleştirmek.</p>

<p>Balıkesir tarım şehri mi olacak, turizm şehri mi, sanayi mi, yoksa hepsini dengeli yürüten bir merkez mi. Bu sorunun cevabı netleşmeden atılan her adım günü kurtarır ama geleceği kurmaz. Ve zaman hızla geçiyor. Komşu şehirler yol alırken, Balıkesir beklerse gerçekten sıkışıp kalır. </p>

<p>Belki de Balıkesir’in en büyük sorunu şudur: Potansiyeline inanıyor ama potansiyelini savunmuyor. Oysa şehirler cesaretle büyür. Kendi iddiasını ortaya koyan şehirler kazanır. Balıkesir’in artık bir geçiş noktası değil, bir varış noktası olmayı istemesi gerekiyor.</p>

<p>Aksi halde sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Balıkesir sıkışıp kalmadı, sıkışmayı kabullendi.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-izmir-bursa-ve-istanbul-arasinda-sikisip-kaldi-mi/650/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KEMİK ERİMESİ SESSİZ BİR HIRSIZDIR: ÖNLEM ALMAK TEDAVİDEN KOLAYDIR!</title>
<description><![CDATA[<p><strong>KEMİK ERİMESİ SESSİZ BİR HIRSIZDIR: ÖNLEM ALMAK TEDAVİDEN KOLAYDIR!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>İnstagram-profdrnilaysahin</p>

<p> Kemik erimesi, tıpta “osteoporoz” olarak adlandırılır ve adeta sessiz bir hırsız gibi yıllar içinde kemiklerden güç çalar. Hastalarım bana her yerim ağrıyor kemik erimem mi var diye başvururlar ama ne yazık ki kemik erimesi başlangıçta hiçbir belirti vermez; ne ağrı olur ne şişlik. Ancak bir gün, basit bir düşme veya ani bir hareketle kırık oluştuğunda fark edilir. Oysa o noktaya gelene kadar kemikler sessizce zayıflamıştır. Ben annemde bunu yaşadım. Hiçbir şikayeti yokken bir yerden eliyle destek alırken el bileğini kırdı ve ardından bizi çok zorlu bir süreç karşıladı. O nedenle kemik erimesini önemsemek gerektiğini hem annemde hem de hastalarımda gördüm.</p>

<p>Kemik dokusu, sanıldığı gibi cansız değildir; aksine sürekli yenilenen, yaşayan bir dokudur. Genç yaşlarda yapımı yıkımından fazladır, bu sayede kemikler güçlenir. Fakat özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun azalmasıyla kemiklerde yıkım süreci hızlanır. Erkeklerde de yaşla birlikte benzer bir kayıp görülür. Yetersiz beslenme, hareketsiz yaşam, sigara, fazla kafein, D vitamini eksikliği ve bazı ilaçlar kemik erimesini daha da hızlandırır.</p>

<p>Osteoporozun en büyük riski kırıklardır. Kalça, omurga ve el bileği kırıkları, hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür, hatta bazen bağımsız yaşamı sona erdirir. Ancak iyi haber şu: Kemik erimesi önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalıktır.</p>

<p>Korunmanın ilk adımı dengeli beslenmedir. Günlük kalsiyum ve D vitamini alımı, kemik sağlığının temel taşıdır. Süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, badem, susam ve kuru incir kalsiyum açısından zengindir. Güneş ışığı ise D vitamini için en doğal kaynaktır; her gün 15-20 dakika güneşlenmek bu açıdan büyük fayda sağlar. Güneşten uzak kalınan dönemlerde ise D vitamini düzeyinin ölçülmesi ve gerekirse hekim önerisiyle takviye alınması gerekir.</p>

<p>İkinci adım harekettir. Düzenli yürüyüş, merdiven çıkmak, hafif ağırlık çalışmaları veya dans gibi yer çekimine karşı yapılan aktiviteler kemikleri güçlendirir. Hareketsizlik, sadece kasları değil kemikleri de tembelleştirir. Bu nedenle “yaşlandım, hareket etmeyeyim” düşüncesi tam ters etki yapar; hareket ettikçe kemikler yaşlanmaya direnir.</p>

<p>Sigara ve aşırı alkol tüketimi kemik erimesini hızlandırır. Ayrıca fazla kafein, asitli içecekler ve yüksek tuz tüketimi de kalsiyum kaybını artırır. Yani kemik sağlığı yalnızca ilaçla değil, yaşam biçimiyle korunur.</p>

<p>Kemik yoğunluğu ölçümü (DEXA) 50 yaş üzeri her kadına ve risk faktörü olan erkeklere önerilir. Ailesinde osteoporoz öyküsü olan, erken menopoza giren, uzun süre kortizon kullanan veya düşük kilolu bireyler daha yüksek risk altındadır. Bu gruptakiler düzenli kontrol yaptırmalıdır.</p>

<p>Unutmayalım, kemik erimesi fark edilmediği sürece ilerler; ama erken yakalandığında durdurulabilir. Kemiklerimizin gücü, yaşam kalitemizin güvencesidir.</p>

<p>Kemik erimesi sessiz bir hırsızdır — ama siz kapınızı erken kapatırsanız içeri giremez.<br />
Bugün alınacak önlemler, yarının kırıklarını engeller. Sağlam kemikler, sağlam bir gelecek demektir.</p>

<p><strong>-</strong></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kemik-erimesi-sessiz-bir-hirsizdir-onlem-almak-tedaviden-kolaydir/649/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Balıkesir’in Sokaklarında Büyüyen Bir Neslin Hikâyesi</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Balıkesir’in Sokaklarında Büyüyen Bir Neslin Hikâyesi</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’de doğdum, büyüdüm, okudum. Bu şehir, çocukluğumun tüm izlerini hâlâ sokaklarında saklayan bir yer benim için. İnsan bazen hatırladıkça gülümser ya, işte Balıkesir’i düşündüğümde yüzüme hep öyle bir tebessüm gelir.</p>

<p> </p>

<p>Biz küçükken mahalle aralarında ayı gezdirir, oynatır, sonra da para toplarlardı. “Kader Kısmet” isimli bir çekiliş vardı, ne çıkacağını merakla beklerdik. Hepimizin elinde bir mantar tabancası, özellikle dini bayramlarda patlatıp dururduk… Mahalle maçları ise hayatımızın merkezindeydi.  Kasaplar Mahallesinde oturduğumuz için özellikle “Namık Kemal İlkokulu’nun önü”, bizim için adeta bir futbol sahasıydı.</p>

<p> Süpermarket mi? Cep telefonu mu? Bunlar bizim lügatımızde yoktu. Mahalle bakkalları  vardı: Turan Bakkal, Coşkun Bakkal, Donbay… Herkesin saç modeli “alaburus” olurdu; o zamanın imkânları sınırlıydı ama mutluluk boldu. Frenk gömleği giymek ise bir ayrıcalıktı.</p>

<p> Sünnet düğünlerinde, aile zenginse , oğluna bisiklet hediye ederdi. Saat ve bisiklet o kadar ulaşılmazdı ki, bu iki hediye sünnetlerin en büyük heyecanıydı.</p>

<p> İlkokuldan sonra herkes ya sanayiye çıraklığa gider, ya berberin, terzinin, marangozun yanına verilir veya ortaokul-liseye devam ederdi. Sanat okulunu bitirenler ise toplumda ayrı bir yere sahipti; SEKA’ya veya Ağır Sanayi Fabrikası’na girme ihtimalleri çok yüksek olurdu. O yıllarda lise seçeneği de belliydi.</p>

<p>Ya Balıkesir Lisesi’ne, ya Koray Lisesi’ne gideceksin.</p>

<p>Sanatkâr olacaksan, Sanat Okulu, muhasebeci olacaksan Ticaret Lisesi…</p>

<p>Başka da seçenek yoktu zaten.</p>

<p> O zamanlar AVM yoktu, Avlu yoktu;  Atatürk Parkı’na “fuar alanına”, lunaparka gidilirdi. Köylerden akın akın gelenler olurdu.</p>

<p> Şan Sineması ve Emek Sineması, şehrin en büyük eğlence merkezleriydi. Şan Sineması’nda Sezen Aksu’yu, Melike Demirağ’ı, Berkant’ı izlediğimi hiç unutmam. Şehir Kulübü’nde de Enis Fosforoğlu’nu seyretmek ise bambaşka bir keyifti.</p>

<p> Belediye otobüslerinden 2 numaraya biner, sarı 25 kuruşu kumbaraya atar, Çimento Fabrikası’na kadar giderdik. O yol bize dünyanın en uzun mesafesi gibi gelirdi. Şoför “geri dönüş için tekrar 25 kuruş” dediğinde kızardık ama yine de dünyanın en mutlu çocuklarıydık.</p>

<p> Bilez, 9 kiremit, çelik çomak… Hepsi hayatımızın bir parçasıydı. Ailelerimiz çelik çomağı “tehlikeli” diye yasaklardı ama biz yine bir şekilde oynardık. Şimdiki On Burda’nın (AVM)olduğu yer bize çok uzak gelirdi. Çarşı ise hayatın kalbiydi. Eski Hasan Baba Çarşısı, bizim AVM’mizdi adeta.</p>

<p> Eski Çamlık ve Şevket Kermen’in gazinosunu anmadan geçmek olmaz. Oradan da kimler geldi, kimler geçti!</p>

<p> Yıllar aktı, zaman değişti, insanlar değişti. Çocukluğumuz da, gençliğimiz de güzeldi. Şimdi yavaş yavaş yaşlılık sürecine girmiş olsak da, Balıkesir’in bize bıraktığı hatıralar hiç eskimiyor.</p>

<p> Ama bir şeyi söylemeden geçemeyeceğim:</p>

<p>Balıkesir’i seviyorum.</p>

<p>Yalnız bir tek şeye kızıyorum:</p>

<p>Bu şehre sonradan gelip ev alan, yazlık alan, çocuklarını burada evlendiren, iş güç sahibi olan ama sonra dönüp “biz Balıkesirlilere kızanlara!”</p>

<p>İnsana, yaşadığı, ekmek yediği şehre saygı duyması gerekmez mi?</p>

<p>Balıkesir’in her köşesi, her sokağı bir anı benim için.</p>

<p>İşte ben o anıların içinden büyüyüp gelmiş bir Balıkesirli olarak, bu şehri sevmeye devam ediyorum ve devam edeceğim. </p>

<p>ALABURUS: Kafanın her tarafı üç numara iken ön tarafında bir tutam saç bırakılır. Fransızca fırça anlamına gelen kelime.</p>

<p>FRENK GÖMLEĞİ: Yakası kravat takmaya uygun, çoğu uzun kollu, ceket ya da yelek altına giyilen erkek gömleği.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-in-sokaklarinda-buyuyen-bir-neslin-hik-yesi/648/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 10:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> DOĞRU BESLEN, İLTİHABI SUSTUR!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>DOĞRU BESLEN, İLTİHABI SUSTUR!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>İnstagram-profdrnilaysahin</p>

<p>Bana hastalarımın hemen hemen hepsi hangi tanıyı alırsa alsın hep hocam ne yiyelim, içelim diye soruyor. Bu gerçekten çok güzel bir soru. Çünkü yediğimiz içtiğimiz şeyler bizim hastalıklarımız elbette etkilemektedir. Özellikle son dönemlerde iltahaplı romatizmadan tutun nörolojik hastalıklara kadar pek çok hastalığa neden olan inflamasyon yani iltahap yemekten çok etkilenen bir durumdur. Hata hastalıkların çoğu ilk dönemlerde vücutta başlar ama biz bunu hissetmeyiz. Örneğin iltahaplı romatizma hastalıkları vücutta oluşmaya başlar ancak biz bunu yıllar sonra hissedebiliriz. Çünkü hastalıkların çoğunda ilk dönem ne belirgin bir ağrı olur ne de dikkat çeken bir belirti. Ama vücudun içinde görünmeyen bir savaş sürmektedir: iltihap yani inflamasyon. İltihap aslında kötü bir şey değildir. Vücut kendini savunurken, hasarlı dokuyu onarmak ve mikroplarla savaşmak için bu mekanizmayı kullanır. Ancak sorun, bu savaşın bitmemesidir. Kronik inflamasyon denen bu durum, artık bizi korumak yerine içten içe yıpratmaya başlar.</p>

<p>Bugün şeker hastalığından kalp damar hastalıklarına, obeziteden eklem ağrılarına, hatta bazı kanser türlerine kadar pek çok rahatsızlığın temelinde bu sürekli düşük düzeydeki iltihap hali vardır.<br />
Kısacası, modern çağın sessiz düşmanı budur. Ve bu düşmanı susturmanın en güçlü yolu, ilaç dolabından değil, mutfak rafından geçer.</p>

<p>Bilim artık biliyor ki, yediğimiz her lokma ya bu savaşa benzin döküyor ya da ateşi söndürüyor. İltihabı artıran besinler bellidir:</p>

<p>Şekerli içecekler, tatlılar, beyaz un ve hazır gıdalar</p>

<p>Kızartmalar, işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis)</p>

<p>Aşırı doymuş yağlar ve trans yağlar</p>

<p>Buna karşılık, iltihabı azaltan yani vücudun dengesini yeniden kuran yiyecekler de vardır:</p>

<p>Zeytinyağı, ceviz, badem gibi sağlıklı yağlar</p>

<p>Somon, uskumru gibi omega-3 kaynakları (veya bitkisel olarak keten tohumu, chia)</p>

<p>Renkli sebze ve meyveler: brokoli, yaban mersini, nar, ıspanak</p>

<p>Fermente gıdalar: yoğurt, kefir, turşu</p>

<p>Baharatlar: zerdeçal, zencefil, tarçın</p>

<p>Bu besinler yalnızca mideyi doyurmaz; bağışıklık sistemini dengeler, hücreleri korur ve metabolik iltihabı yatıştırır.</p>

<p>İltihabı susturmak büyük değişimlerle değil, küçük ama kararlı adımlarla olur. Günde bir öğün fast food yerine evde zeytinyağlı sebze yemek, şekerli içecek yerine su veya bitki çayı içmek, gece atıştırması yerine bir avuç ceviz yemek daha sağlıklı olacaktır. Bunların her biri vücudunuzun içindeki savaşta dengeyi değiştirir.</p>

<p>Ayrıca yeterli uyku, düzenli egzersiz ve stres yönetimi de bu savaşın görünmeyen silahlarıdır. Çünkü stres hormonları ve uykusuzluk da tıpkı kötü beslenme gibi inflamasyonu körükler.</p>

<p>Bir hekim olarak şunu net söylüyorum: Sağlıklı olmak için evet genetik önemlidir ama sadece genetik yeterli olmayabilir. Her gün tabağımıza koyduğumuz yiyeceklerle de sağlık durumumuzu belirliyoruz. İşte bu nedenle sağlıklı beslenerek iltihabı susturmak, yaşam kalitemizi artırmak, eklem ağrılarından kurtulmak, zihinsel berraklığı kazanmak mümkündür. Ama bunun anahtarı bilinçli tercihler yaparak doğru beslenmektir.</p>

<p>Vücudunuzda yorgunluk, şişkinlik, eklem ağrısı, ciltte matlık gibi bulgular varsa bunların hepsi “Ben iltihap içindeyim” mesajıdır.<br />
Ve biz doğru beslenmeyi seçtiğimizde, o savaş sessizce kazanılır. İyileşmek, bir tabakla başlar. Bugün tabağınıza ne koyarsanız, yarın onu ekersiniz.</p>

<p>Hepinize sağlıklı beslenmeli günler dilerim…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//dogru-beslen-iltihabi-sustur/647/</link>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 10:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> ÖĞRETMENLERİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUYUZ?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>ÖĞRETMENLERİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUYUZ?</strong></p>

<p>24 Kasım Öğretmenler Günü…</p>

<p>Yılın bir günü, öğretmenlere teşekkür etmek için güzel bir vesile. Fakat aslında mesele, o teşekkürün yalnızca bir kutlama cümlesi değil, eğitim hayatımızın merkezindeki bu insanların sesine gerçekten kulak verebilmek önemli.</p>

<p>Bugün o sese biraz yakından bakalım.</p>

<p><strong>Mesleğin Değeri ve Saygınlığı</strong></p>

<p>Öğretmenlik, bir ülkenin geleceğine yön veren en kritik mesleklerin başında geliyor. Ne var ki zaman zaman öğretmenlerin toplum içindeki saygınlığının zedelendiğine tanık oluyoruz. Okullarda yaşanan tartışmalar, öğretmene yönelik şiddet vakaları ya da mesleği değersizleştiren yaklaşımlar, aslında hepimize zarar veriyor.</p>

<p>Öğretmeni güçlü olmayan bir eğitim sistemi, asla güçlü olamaz.</p>

<p><strong>Koşulların İyileştirilmesi: İnce Bir Denge</strong></p>

<p>Öğretmenler, her gün sınıfa sadece bilgi vermek için değil; sabır, anlayış ve rehberlik taşımak için giriyor. Elbette çalışma koşullarının daha düzenli, daha destekleyici hale gelmesi herkesin ortak beklentisi.</p>

<p>Bu konu çokça tartışılsa da, mesele yalnızca ekonomik bir başlık değil; aynı zamanda öğretmenin kendini güvende ve değerli hissetmesiyle ilgili.</p>

<p>Yani burada amaç bir yakınma değil, eğitim kalitesini artırmanın doğal bir parçası olarak meseleye yaklaşmak.</p>

<p><strong>Müfredat, İş Yükü ve Süreklilik Arayışı</strong></p>

<p>Eğitim alanında sık sık değişen uygulamalar, öğretmenlerin planlama yapmasını zorlaştırıyor. Ders süreci kadar, velilerle iletişim, ölçme-değerlendirme, dijital sistemler derken öğretmenin asıl odağının dağılabildiğini görüyoruz.</p>

<p>Daha istikrarlı, daha uzun vadeli adımlar hem öğretmeni hem öğrenciyi rahatlatacaktır.</p>

<p><strong>Genç Öğretmenler ve Atama Beklentileri</strong></p>

<p>Her yıl binlerce genç öğretmen, mesleğini icra edebilmek için umutla bir kadro bekliyor. Bu da eğitimin önemli konularından biri olmaya devam ediyor. Öğrencilerle buluşmayı bekleyen bu enerjinin doğru değerlendirilmesi, ülkemiz adına büyük bir kazanım olur.</p>

<p><strong>Öğretmenlerin Makul Talepleri</strong></p>

<p>Özetle öğretmenlerin beklentileri aslında çok net…</p>

<p>* Saygınlıklarının korunması</p>

<p>* Çalışma koşullarında istikrar</p>

<p>* Eğitim politikalarında uzun vadeli planlama</p>

<p>* Öğretmene yönelik şiddetin engellenmesi</p>

<p>* Atama bekleyen öğretmenlere fırsat sunulması</p>

<p>Bunlar, abartılı talepler değil; eğitimi güçlendirecek doğal ihtiyaçlar. </p>

<p> 24 Kasım, öğretmenlere sadece teşekkür etmek için değil; onlardan yükselen sesi duymak için de önemli bir gün.</p>

<p>Bugün “İyi ki varsınız” derken, yarın o değeri hissettirecek adımları birlikte atabilmek dileğiyle…</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ogretmenlerin-sesini-duyabiliyor-muyuz/646/</link>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 10:47:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Karlı Bir Sabahın Öğrettiği Meslek</title>
<description><![CDATA[<p><br />
<strong>24 KASIM NEDENİ İLE…</strong></p>

<p><strong>Karlı Bir Sabahın Öğrettiği Meslek</strong></p>

<p> </p>

<p>22 Şubat 1982… Afyonkarahisar’ın karla örtülü o soğuk sabahı, benim için sıradan bir kış günü değildi. Öğretmenlik serüvenimin başladığı, hayatımın rotasının kesin olarak çizildiği gündü. “Depo tayini” ile Kasımpaşa İlköğretim Okulu’nda bekliyordum ama içimdeki heyecan, o soğuk havanın bile bastıramadığı bir sıcaklıktı.</p>

<p> Kısa süre sonra kendi isteğimle İhsaniye’ye tayin oldum. Küçük bir ilçe… Kışı sert, şartları zor, imkânları sınırlı. İlk günlerimde kalacak ev bile bulamamıştım. Okul kapandığında dışarı çıkmak zorunda kaldığım o akşam, ne yapacağımı düşünerek ilçe merkezine doğru yürüyordum. O an, öğretmenliğin sadece sınıf içinde değil, hayatın tam ortasında da bir mücadele olduğunu anladım.</p>

<p> Ama aynı anda bu mesleğin belki de en güzel yanını da gördüm: Dayanışmayı. Tanımadığım bir öğretmen arkadaşın “Ev bulana kadar bende kalırsın” sözünün sıcaklığı, İhsaniye’nin soğuğunu unutturmuştu.</p>

<p> İhsaniye Lisesi’nde geçirdiğim dört yıl, öğretmenliğin özünü öğreten yıllardı. Öğrencilerin öğrenmeye duyduğu istek, derse girerken taşıdığım bütün yükleri hafifletiyordu. Öğretmenlik, kimi zaman bir cümlenin öğrencide nasıl bir karşılık bulduğunu merak etmek; kimi zaman bir bakıştan geleceğe dair umudu okumak demekti.</p>

<p> Tam 34 yıl  ve  30 yılı okul yöneticiliğiyle geçti. Eğitimde hem öğretmenin hem öğrencinin yoluna tanıklık etmek, bana mesleğin ne kadar derin bir emek istediğini gösterdi. Ama bir o kadar da şu gerçeği: Öğretmenlik, insanın hayatına değen en etkili mesleklerden biri.</p>

<p> Bugün hâlâ karşılaştığım eski öğrencilerin, yıllar sonra bile “Hocam beni hatırladınız mı?” diye sorması, bir öğretmenin emeklerinin zamanla nasıl değer kazandığını gösteren en sade, en gerçek cümledir.</p>

<p> 24 Kasım, öğretmenler için sadece bir takvim günü değildir. Mesleğe nasıl adım attığımızı, neden bu yolu seçtiğimizi, hangi güçlüklerle ama hangi inançla yürüdüğümüzü hatırlatan bir gündür. Öğretmenlik, büyük sözlerle değil; sınıfta, koridorda, bahçede yaşanan küçük ama etkisi büyük anlarla anlam kazanır.</p>

<p> Ben bir öğretmenim. Dünyaya bir kez daha gelsem yine öğretmen olurdum. Çünkü insanın emeğinin yıllar sonra bile bir çocuğun hayatında karşılık bulduğu başka bir meslek yok.</p>

<p> Bu 24 Kasım’da dileğim, eğitim camiasının emek veren tüm üyelerinin değerinin her zaman hissedilmesi ve öğrencilerin öğretmenlerinden aldıkları ışığı, geleceğe güvenle taşıması.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//karli-bir-sabahin-ogrettigi-meslek/645/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOLUK BENİZLİ KENT</title>
<description><![CDATA[<p>SOLUK BENİZLİ KENT</p>

<p>Bugünün okumayan ergen kuşağının elinde Teksas, Tommiks olsaydı da onları bari okusalardı, fayda faydadır misali…</p>

<p>Ne güzeldi Teksas, Tommiksli zamanlar…</p>

<p>Şanslı kuşaklardanmışız…</p>

<p>Okuyanların bilmemesi imkânsız; o kitaplarda kızılderililer beyaz adamlara “soluk benizliler” derdi.</p>

<p>Adı üstünde benizler beyaz olduğu için kendilerinin deri renkleri karşısında, beyazların solukluğuna istinaden.</p>

<p>İşte Balıkesir de gece vakti tam soluk benizli.</p>

<p>Soluk benizli kent.</p>

<p>Sönük, ıssız, fersiz, soluk mu soluk…</p>

<p>Sayın Valim.</p>

<p>Sayın Büyükşehir Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın Karesi Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın Altıeylül Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın milletvekillerim.</p>

<p>Yav lütfen bu kentin caddelerinde geceleri bir vatandaş olarak gezin…</p>

<p>Hangi cadde olursa olsun caddelerimizin fersizliğine bir bakın.</p>

<p>Uludağ Elektrik mi UEDAŞ mı velhasıl hangisiyse bir el atsınlar…</p>

<p>Cadde aydınlatmalarının parası zaten ödeniyor belediyeler ve BBB tarafından…</p>

<p>İyi de bu fersizlik, bu sönüklük, bu loşluk, bu solukluk hiç mi rahatsız etmiyor sizi…</p>

<p>Allasen bir yürüyün, vatandaş çok ama çok şikayetçi…</p>

<p>“Tıkır tıkır elektrik parası ödüyoruz da kentimize niye yatırım, iyileştirme, bakım yapılmıyor” diye bir dokunsanız bin ah işiteceksiniz ışıklarla ilgili…</p>

<p>Hangi cadde olursa olsun bir bakın…</p>

<p>Mehmetçik Caddesi misal… Beyoğlu Caddesi misal… Beyoğlu Cadde sakinleri yol kapatıp eylem yapsa yeridir öylesine fersizlik…</p>

<p>Nereye bakarsanız öyle…</p>

<p>Park Köprüsü kavşağı, Cumhuriyet Meydanı…</p>

<p>Şehri boydan boya sanayi tarafından şehre girdiğiniz Bandırma Caddesi’nden tutun Vasıfçınar Caddesi’ne, oradan Yeni İzmir Yolu’na…</p>

<p>Geçiniz öteki aksa, Edremit Yoluna… Gazi Bulvarı, A. Toprak Caddesi..</p>

<p>Herhangi bir ana arter böyle mi olur ya…</p>

<p>Ülkemizin çok sayıda il merkezini gezdik, açık söyleyelim bu kadar fersiz, bu kadar ışıksız, bu kadar insanın ruhunu daraltan anlaşılmaz bir karanlık görmedik…</p>

<p>Yav lambalar zaten kendini zor aydınlatıyor, bir de ana arterlere bakın bakalım caddedeki direklerde kaç lamba patlak da dönüp bakan yok…</p>

<p>Bir değişim de mi olmaz?</p>

<p>Sorun özellikle kadınlara, nasıl rahatsızlar ve nasıl çekiniyorlar bu karanlık caddelerde yürümeye…</p>

<p>Yazıya bir ton cadde ismi sıralayabiliriz her nokta böyle…</p>

<p>Hiç mi rahatsızlık duyulmuyor gerçekten?..</p>

<p>Soluk benizli kent..</p>

<p>Emsalimiz yok geceleri..</p>

<p>Solgun, ürkek, fersiz…</p>

<p>Kayahan “odalarda ışıksızım” diyor ya… O misal işte halimiz, “Balıkesir’de ışıksızım”!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//soluk-benizli-kent/644/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kısa bir Balkan turu</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BALIKESİR-İSTANBUL-MAKEDONYA-ÜSKÜP-SKOPJE-OHRİD</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Kısa bir Balkan turu</strong></p>

<p> </p>

<p>Balkanlarda yer alan Makedonya’ya kısa ve keyifli bir yolculuk. Balıkesir’den Büyükşehir Belediyesine ait BTTBUS ile İstanbul Sabiha Gökçen’e 2,5 saatte varış, ardından Makedonya’nın Üsküp (Skopje)’ye iniş.</p>

<p>Skopje’de 2 günlük turun ardından ülkenin en güzel yerlerinden olan Ohri’d de 2 gün mola ve sonrasında Üsküp-İstanbul Sabiha Gökçen ve Balıkesir’e dönüş.</p>

<p>Üsküp (Skopje) , mimari eserleri ve coğrafyası ile bu tanımlamayı hak eden bir şehir. Balkanlarda Türk-İslam kimliğini büyük oranda devam ettiren bir özelliği var. Üsküp de Euro ve Makedonya Dinarı geçiyor, Türk lirasını da orada bozdurabiliyorsunuz, Havaalanından Üsküp merkeze otobüs, taksi veya araç kiralayarak gidebilirsiniz, arası yaklaşık 15-20 kilometre.</p>

<p>Üsküp merkezinin en gözde ve gezilen yerlerinden birisi  Vardar Nehri üstüne inşa edilen Taş Köprü. Bu köprü şehri ikiye bölüyor, bir tarafa tarihi Türk çarşısının yer aldığı Osmanlı, diğer taraf ise kiliseleri, mimarisiyle Hristiyan kültürün izlerini taşıyor. Bizde nehrin iki tarafını gezdik, Türk çarşısının bulunduğu alanda Türk işyerleri bulmak mümkün, Türk yemekleri lezzetli. Burada gezilecek çok güzel yerler var. Makedonya’da Arnavut, Makedon ve Türk vatandaşları yaşıyor. Şehrin merkezinde taksi hareketliliği ve otobüs mevcut, motorsiklet görmek çok nadir, bisiklet kullanımı da aktif. Doğası, yeşilliği, sessizliği ve temizliği de göze çarpıyor.  Üsküp de Türk çayı ve kahvesi bulmak ve keyifle içmek mümkün, dil anlamında zorluk çekmiyorsunuz. Burada onların diliyle shopska çoban salatasını tadabilir, börek ve köfte yiyebilirsiniz.</p>

<p>Özellikle Arasta Camisinin hemen orada yer alan Adnan Neziri’nin kahvesinde çay içmeden dönmeyin.</p>

<p>Kısacası Üsküp gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Taş Köprünün bir tarafı Avrupa bir tarafı ise Türkiye.</p>

<p>Üsküp'e adım attığınız anda, şehrin Osmanlı geçmişinin izlerine hemen rastlıyorsunuz. Mustafa Paşa Camii ve Saat Kulesi gibi yapılar, şehrin siluetini belirleyen önemli noktalar. Bu camiler, sadece ibadethaneler değil, aynı zamanda Osmanlı mimarisinin en güzel örnekleri olarak dikkat çekiyor. İçeri girdiğinizde, huzurlu atmosfer ve göz alıcı süslemeler sizi büyüleyecek. Davut Paşa Hamamı ise hem tarihi bir yapı hem de dinlendirici bir mekân olarak ziyaretçilerini bekliyor. Gitmişken Üsküp kalesine çıkıp oradaki tarihi ve Üsküp’e kuş bakışı bakabilirsiniz, Üsküp’e gitmişken, Matra Kalyonu, Hayvanat Bahçesini mutlaka ziyaret edin.</p>

<p>Bu nedenle  aynı anda iki farklı yer de görmeniz mümkün. Hem Üsküp hem Ohrid ziyaretimiz de karşılaştığımız insanlar, taksiciler sıcakkanlıydı, oturduğumuz yerde yediğimiz yemek içtiğimiz çaylar sonrası etrafın meraklı bakışı ve nerelisiniz sorusu sonrası “Türkiye Balıkesir” dememiz sonrasında depremi endişe içinde söyleyenler, Türkiye’nin ve Balıkesir’in güzelliğini ifade eden insanlar gördük. Makedonya’da yaşayan Türkler veya Makedon Türkleri Türkiye’yi yakından takip ediyor, televizyonları ve filimleri izliyor.</p>

<p>Ohrid’de ise muhteşem göl manzarası eşliğinde tekne turu, eski evlerin bulunduğu alan çarşı turu atabilirsiniz. Ohrid kış aylarında daha sakin olurken, yaz aylarında daha kalabalık oluyor. Ohrid Makedonya’nın en gözde yerlerinden birisi. Kısa balkanlar turunda Üsküp ve Ohrid’i 4 günde gezmek, görmek mümkün.</p>

<p>Üsküp, tarihi dokusu, modern mimarisi ve kültürel zenginliğiyle ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunuyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kisa-bir-balkan-turu/643/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AVM’DEN BBB OLUR MU?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>AVM’DEN BBB OLUR MU?</strong></p>

<p>Yaparsan olur da yapmak doğru mu, bunun inceden inceye çok ama çok kez düşünülmesi gerekmez mi?</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti’nin BBB Başkanı Ahmet Akın’ı ziyaretlerinde Başkan Akın; Balıkesir gündemine öyle konular dahil etti ki o gün bugün sosyal mecra kaynıyor.</p>

<p>BBB yetkilileri haber sitelerindeki haber altı yorumlara bakıyorlar mı bilinmez ama baksalar ve Sayın Başkan’a bir raporlama yapsalar çok faydalı olacak kanımızca.</p>

<p>Zira, madem “Balıkesir emanet” ve madem “verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışmak” hedefleniyor, o zaman şehrin sahiplerinin de görüşünü göz ardı etmemek gerek değil mi?...</p>

<p>BBB Başkanı Akın, Cemiyet’i kabulünde, terminalin Edremit yoluna taşınacağını, BBB’nin Yay/Ada’ya taşınacağını, BASKİ ve diğer iştiraklerin de şimdiki BBB binasına taşınacağını, TTM’nin kaldırılarak buranın meydan/park haline getirileceğini, halkın da TTM ile ilgili düşüncelerinin alınacağın söyledi.</p>

<p>Ve haliyle Balıkesir kaynamaya başladı.</p>

<p>Şehircilik bakımından eğer belediyeyi yönetiyorsanız kentin öncelik ve ihtiyaçlarının birinci sırada olması, kaynakların rantabl kullanılması, vatandaşın ihtiyacının ve şikayetlerinin ön plana alınması zaruridir.</p>

<p>Öncelik ve ihtiyaçlar bakımından yapılan sıralamada kuruluş amacı AVM olan, önceki yönetimin her nasılsa kapatıp gittiği, yıllarca terk edilmiş virane bir görüntüye bürünen Yaylada binası için keşke çok basit şekilde vatandaş görüşü alınsaydı… Milli Kuvvetler’de veya TTM’de bir gün BBB’ciler bir anket yapsaydı Yaylada AVM ne olsun diye soru sorulsaydı ve sadece iki şık konsaydı; AVM olmalı, BBB olmalı diye.</p>

<p>Ne çıkardı sonuç?..</p>

<p>Sosyal medyada haber sitelerine gelen yorumlara bakın; karşılaştırılması mümkün olmayan bir farkla AVM isteği var halkın.</p>

<p>Çünkü kent tek AVM’ye mahkum kaldı ama aynı kent giderek büyüdü…</p>

<p>Saniyen; BBB’yi AVM’ye taşımanın maliyeti ise başlı başına devasa sorun… AVM’de dev sinema salonu var, dev Migros, dev bir Boyner vardı hatırlayın… Hiçbir mağazanın AVM konsepti gereği, penceresi yok… İçerideki tadilatın, maliyetin haddi hesabı olacak gibi değil de elbet burada “neden BBB taşınıyor ki” diye sormak da kamuoyu vicdanı gereği…</p>

<p>Şimdiki mevcut BBB dar geliyorsa, depreme dayanıklı değilse 6 Eylül Belediyesi gibi sıfırdan mükemmel bir bina yapıp da parmak ısırtsa ya BBB…. Ne diye onu buraya, bunu oraya taşıyorsunuz, şimdiki BBB, bu hale gelene kadar ne masraf yapıldı ve bugünkü koşullar için de gayet şık bir bina… Yerine oturmuş, birimleri çalışır… BBB’yi oraya taşımak, BASKİ’yi buraya taşımak Balıkesir için ne kadar önceliklidir, ne kadar ihtiyaçtır, bunların tümü kent gerçekleri ve mali koşullar gözönüne alınarak ve sokaktaki insanın sesi de dinlenerek yol alınmasının çok daha doğru olacağını düşünüyoruz.</p>

<p>Ki, tek düşüncemiz var bu konuda, BBB; kendine ait devasa bir binayı şehrin gelişen bir bölgesine yapmalı ve tüm birimleri de o binada toplamalı ve bu yapılırken de kentin önümüzdeki 50 yılı düşünülerek klasik yap boz klişesinden kurtularak tarihe geçen bir imza atmalıdır.</p>

<p>BBB’ye yakışan bu olmaz mı?..</p>

<p>Bu taşınma konusu kadar terminal konusunu da kimse anlamadı… Zira terminalimiz de gayet güzel, gayet işlevli, neden taşınma, hangi ihtiyaç?..</p>

<p>Otoyol falan gerekçe ise merkezden Balıkesir Batı çıkışına gitmek kaç kilometre, Balıkesir Kuzey çıkışına gitmek kaç?..</p>

<p>Tek gerekçe bu olamaz diye düşünüyoruz çünkü şimdiki terminal gayet güzel ve ihtiyaçtan da öte büyüklükte… Ama bu konunun vatandaşa da mantıklı ve haklı gerekçelerinin izahı şart. Zira durduk yerde, ayranımız yok içmeye derken, öncelikli ihtiyaç olmayan konularda harcama yapma lüksümüz olmadığı da aşikar..</p>

<p>Şu taşıma işlerini bıraksak mı diye düşünürken Akın’ın TTM’nin kaldırılması fikrine ise katılıyoruz. Ancak vatandaşın mağdur olmaması adına bu husus kentliye çok daha iyi anlatılmalı, ring sisteminin hep çalışacağı ve düzenli olarak akış sağlanacağı rahatlatıcı dille ifade edilmeli ki, TTM’nin kalkması, şehrin meydan kazanması açısından çok faydalı olacaksa da vatandaşın ulaşımını da aksatmaması ve soru işaretlerinin giderilmesi gerek. Çünkü dar caddelerde devasa bir trafik sorunumuz da var haliyle.</p>

<p>Velhasıl, bizim Cemiyet bir ziyaret etti, gündeme bomba düştü…</p>

<p>Lakin dön dolaş aynı noktadayız…</p>

<p>Muhalefet belediyelerinde kaynak ve mali sıkıntı zaten bilinen gerçeklikken; tüm caddelerimiz tangır tungur çukur ve berbat hale dönmüşken, alt yapıda pek çok sorun varken, malzeme ve araç eksikliği had safhadayken, cep delik cepken de delik haldeyken…</p>

<p>Öncelik, ihtiyaç; öncelik, ihtiyaç, öncelik, ihtiyaç değerlendirmelerinin bir değil birkaç kez yapılması gerek.</p>

<p>Büyükşehrin, şehre miras kalacak hizmet binası yapmasına sonuna kadar evet…</p>

<p>Ama AVM’ye BBB mi?..</p>

<p>İdare; kuşkusuz kendi değerlendirmesini yapıyordur da BBB’nin AVM’ye taşınması da sadece bugünü rahatlatan bir adım olacak gibi görünüyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//avm-den-bbb-olur-mu/642/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 10:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AĞRIDAN KORKMAYIN: ASLINDA ŞÜKREDİN!</title>
<description><![CDATA[<p><strong>AĞRIDAN KORKMAYIN: ASLINDA ŞÜKREDİN!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>www.drnilaysahin.com</p>

<p>Benim hasta gurubum tamamen ağrılı hastalardan oluşmaktadır. Elbette ağrı da çoğumuzun en istemediği duygulardan biridir. Başımız, belimiz, dizimiz ya da boynumuz ağrıdığında hemen bir ilaç alır, sessizce geçmesini bekleriz. Ama bu yaptığımız ne kadar doğru işte bugün sizlerle bu konuyu paylaşacağım. İlk olarak şunu söylebilirim ki ağrı bir düşman değil, aslında vücudun bir yardım çığlığıdır.</p>

<p>Tıpkı evimizdeki yangın alarmı gibi, ağrı da bize bir şeylerin yolunda gitmediğini haber verir. Sorun alarmın sesi değil, yangının kendisidir. Ancak çoğumuz ağrıyı susturmakla yetinir, yangını söndürmeyi unuturuz. Hatta bazen ağrıyı susturmak, sorunu büyütebilir. Vücudumuzun her ağrısının bir nedeni vardır. Kimi zaman uzun süreli yanlış oturuş, kimi zaman fazla kilo, bazen de stres ya da kas zayıflığı ağrıya neden olabilir. Ama ağrının kaynağını anlamadan sürekli ağrı kesici kullanmak, yalnızca sorunu gizler. Benim hep şöyle bir örneğim vardır hastalarıma verdiğim: yerde şeker var ve her yeri karınca basmış; biz burada ne yapalım? Karıncaları yok etmeye çalışmak yerine şekeri ortadan kaldırmak en mantıklısıdır. Yani burada ağrıyı bastırmak yerine, nedenini bulmak gerekir.<br />
Bel ağrısı yaşayan birinde kas zayıflığı olabilir; omuz ağrısı, duruş bozukluğundan kaynaklanabilir; baş ağrısı, boyun kaslarının gerilmesine ya da stresin artmasına bağlı olabilir. İşte bu durumların hepsinde ilaç içmek ana tedavi değildir. Yani çözüm, sadece ilaçta değil; hareket, duruş, kilo kontrolü ve kas dengesi gibi temel noktalardadır.</p>

<p>Ne yazık ki birçok insan yıllarca ağrıyla yaşamayı “alışkanlık” haline getiriyor. “Benim belim hep ağrır”, “Dizim zaten kötü” gibi cümleler sık duyduğumuz ifadelerdir. Oysa ağrı kronikleşmişse yani hep ağrılı hale gelmişsek tekrarlayan bir yanlış vardır. Örneğin diz ağrısı olan kilolu birinde vücut sürekli aynı bölgeye yük bindiriyorsa, o bölgedeki kaslar zayıflıyor, dolaşım azalıyor ve ağrı kalıcı hale geliyor. </p>

<p>Kronik ağrı aslında bir kader değildir. Doğru egzersiz, uygun kilo, dengeli beslenme ve stres kontrolüyle vücut yeniden dengeye kavuşabilir. Birçok hasta, küçük değişikliklerle yıllardır süren ağrılarından kurtulabiliyor.</p>

<p>Ağrı, vücudun bize söylediği bir cümledir: “Beni fark et.” Kısa süreli ağrılar, genellikle uyarı niteliğindedir. Ama ağrı haftalarca sürüyorsa, vücut artık yardım istiyor demektir. Bir başka önemli nokta da duygularımızın bedene yansımasıdır.Stres, öfke, kaygı gibi duygular kasları kasar, kan dolaşımını yavaşlatır ve ağrıyı artırır.<br />
Bu nedenle ağrıyı sadece bedensel değil, ruhsal bir sinyal olarak da görmek gerekir.</p>

<p>Elbette ağrının tamamen ortadan kalkması her zaman hemen mümkün olmayabilir. Ancak doğru yöntemlerle ağrıyı yönetmek ve kontrol altına almak mümkündür. Düzenli yürüyüş, esneme hareketleri, kas güçlendirme egzersizleri, derin nefes teknikleri ve yeterli su tüketimi, ağrının şiddetini belirgin biçimde azaltır. Bazı durumlarda fizik tedavi uygulamaları, sıcak-soğuk kompres tedavileri de fayda sağlar.</p>

<p>Ağrıdan korkmayın, onu dinleyin. Vücudunuz size zarar vermeye çalışmıyor, sizi korumaya çalışıyor. Ağrı susturulması gereken bir ses değil, dikkate alınması gereken bir öğretmendir. İlaç kutusuna değil, aynaya bakın: belki de çözüm orada; duruşunuzda, kilonuzda ya da stresinizdedir. Unutmayın; ağrıyı susturmak kolaydır, ama anlamak iyileştirir.</p>

<p>Ağrısız bir hayat dilerim…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//agridan-korkmayin-aslinda-sukredin/641/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 10:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SYAL’IN EFSANE İKİLİSİ  HARUN GÜRSEL VE Y. GAFFUR ÇOYMAK</title>
<description><![CDATA[<p><strong>SYAL’IN EFSANE İKİLİSİ</strong></p>

<p><strong>HARUN GÜRSEL VE Y. GAFFUR ÇOYMAK</strong></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Milli Kuvvetler Caddesi’nde, Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi’nin unutulmaz iki ismiyle karşılaştım. Harun Gürsel ve Y. Gaffur Çoymak.</p>

<p>Bir anda yıllar geriye gitti; okulun spor salonu, maç hazırlıkları, tribünlerdeki coşku… SYAL ruhunun en diri yaşandığı o günleri hatırlamamak mümkün mü?</p>

<p> <strong>Harun Gürsel</strong>, meslek hayatına 1982-83 öğretim yılında Giresun Lisesi’nde başlamış bir beden eğitimi öğretmeni. O yıllarda Giresun’un spor salonlarında hem öğretmen hem de bir abiydi öğrencilerine. Voleybol takımındaki bir öğrencisinin dediği gibi: “Çok iyi insandı, nasıl unutulur ki?”</p>

<p>Yıllar sonra yolu Balıkesir’e, Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi’ne düşüyor ve orada bir dönemin öğrencilerine sporun sadece fiziksel değil, ahlaki yönünü de öğretiyor. Sahada kazanmanın değil, mücadele etmenin, dürüst oynamanın önemini anlatan bir öğretmen…</p>

<p>Bugün artık emekli ama hâlâ o eski öğrencilerin dilinde sevgiyle anılan bir isim.</p>

<p> <strong>Y. Gaffur Çoymak</strong> ise hâlâ görevine aynı tutku ve enerjisiyle devam ediyor. Balıkesir’de basketbolun gelişimine büyük katkı sunmuş, altyapılardan yetişen sayısız sporcunun hayatına dokunmuş bir isim. Hem öğretmen hem de spor yöneticisi olarak Balıkesir basketbolunun temel taşlarından biri. Sporun disipliniyle öğretmenliğin sabrını birleştiren ender insanlardan biri. Kimi zaman sert, kimi zaman esprili ama her zaman samimi… Balıkesir basketbolunun temel taşlarından, sadece sahada değil karakterde de örnek bir figür.</p>

<p>Bu iki isim, yalnızca beden eğitimi öğretmeni değil; bir dönemin gençliğini sahada, salonda, yaşamın tam ortasında şekillendiren efsanelerdi.</p>

<p>Onlarla karşılaşınca anladım ki bazı öğretmenler emekli olmaz sadece yeni nesillere ilham olmaya devam ederler.</p>

<p>O gün bu efsane ikiliyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca kendimi bir anda SYAL’ın bahçesindeymişim gibi hissettim.</p>

<p>Bir yanda Harun Hoca’nın sakin gülümsemesi, diğer yanda Gaffur Hoca’nın enerjik hali.</p>

<p>Onlarla sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.</p>

<p>Sporu, eğitimi, öğrencilerini konuşurken gözlerindeki parıltı hâlâ ilk günkü gibiydi. Bazen şehirde yürürken bir köşe başında sadece insanlarla değil, anılarla da karşılaşırsınız. Bir kez daha anladım ki; bazı öğretmenler emekli olmaz…</p>

<p>Sadece yeni kuşaklara ilham olmaya, hatıralarda yaşamaya devam ederler.</p>

<p>“Ne güzel şey, bir şehre emek vermek, bir kuşağın hafızasında yer etmek…”</p>

<p>Bazı öğretmenler emekli olmaz. Sadece sahadan tribüne geçerler. Ama alkışlar, sevgiler, anılar hiç bitmez.</p>

<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="width:42px;">
			<p>-</p>
			</td>
			<td style="width:563px;">
			<p> </p>

			<p> </p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//syal-in-efsane-ikilisi-harun-gursel-ve-y-gaffur-coymak/640/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 10:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE…</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE…</p>

<p>Her kent için alt yapı, üst yapı çalışmaları sıkıntılı zamanlar demektir.</p>

<p>Ama sonrasının rahatlığı için o çile çekilir.</p>

<p>Fakat bizim gibi onlarca yılın ihmallerinin kat kat üstüne çıktığı, öngörünün ve geleceği planlamanın yok denecek kadar az olduğu, şehir merkezinin kilit hale gelip onbinlerce kişinin aynı dairesel alana her gün aktığı sıkışık eski şehirlerde o alt yapı ve üst yapı çalışmaları; vatandaş için beklenen sıkıntılı zamanların çok üzerinde bir yük getirir.</p>

<p>Ve maalesef bugünün sıkıntısını sadece bugünün yönetimine yüklemek de doğru değildir. Sadece zaman içinde bu sorunlar çözümsüzlüğün içinde olanaksızlıklarla harmanlaşarak daha da çözülmez hale gelmiştir o kadar.</p>

<p>Balıkesir’in trafik hali malum.</p>

<p>Kent içi felç manzara malum.</p>

<p>Çardaklı mevkiinden Atalar Caddesi’ne, NEF önünden, Anafartalar’a, Turan Caddesi’nden Bandırma Caddesi’ne, Savaştepe Caddesi’nden Bağlar Sokağı’na, Sıtkı Yırcalı’dan Mehmetçik’e kadar aklınıza neresi gelirse gelsin kangren vaziyetteyiz.</p>

<p>Bir de üstüne “çile bülbülüm çile”yi her gün okutan ve kentlinin isyan noktasına geldiği Ahmet Toprak Caddesi, Başçeşme, Yonca(Lonca) civarında süren ve Gazi Bulvarı’nı ve haliyle tüm kenti etkileyen meşhur Çay Deresi ıslah çalışmaları var iki yılı geçti mi bilinmez ne kadardır süren.</p>

<p>Kurumlar Ağustos Böceği gibi olursa maalesef vaziyet bu oluyor gibi X’e bir şeyler yazdık da işitmediğimiz laf kalmadı, ilginçtir.</p>

<p>Oysa…</p>

<p>Arşiv ortada…</p>

<p>Kaç kez yazdık.</p>

<p>Yaz aylarında kaç saat çalıştı DSİ de niye bitmiyor bu çalışmalar dedik… Daha bunun DSİ kısmı bittikten sonra BASKİ’si, BBB’si var dedik… Tüm yaz zaten körfeze çıkış noktasında berbat bir görüntümüz oldu bari okullar açılmadan bu çirkinlik bitsin dedik.</p>

<p>Biz yazdık, yine yazdık… Bir gün DSİ, bir gün BBB açıklamalar yaptı. Hatta Valimize çağrı yaptık, BBB muhalefette diye vatandaşın çektiği eziyete bir de siz el atın, kurumlar arası kopukluğu giderilmesine katkı sağlayın dedik… Şehrin ana arterinde bu tip çalışmaların 7 gün 24 saat sürmesi lazım dedik.</p>

<p>Ne dediysek dedik, bir gün AKP il başkanı, diğer gün CHP il başkanı karşılıklı açıklamalar yaptı…</p>

<p>Velhasıl DSİ’nin kendi dev yeni kompleks binası bitti de Çay Deresi daha ne zaman bitti, bitecek, izliyor tüm kent.</p>

<p>Bu arada BBB de yol vs üst yapı çalışmalarına başladı, haliyle okullar açıldı, yağmurlar başladı, sonbahar geldi, turizm mevsimi bitti, kent iyice doldu… Tüm trafik haliyle daha da işin içinden çıkılmaz hale geldi.</p>

<p>Dediğimiz gibi bu tip çalışmalar tüm kentlerde geçici sıkıntı, bizim gibi daraşmalık kentlerde ise daha büyük ölçekte geçici sıkıntı yaratır ve yapılabilecek tek şey bu çalışmaları 7/24 sürer hale getirerek mümkün mertebe en kısa vakitte bitirmeye çalışmaktır ki özellikle bu aşamadan sonra dileğimiz yol ve kalan sair çalışmaların aralıksız sürdürülmesi olacak sadece.</p>

<p>Trafiğin çıldırtan halleriyle cılkı çıkan caddelerimiz arasında noktasal yapılan tadilat çalışmalarının üzerinin günlerce kapatılmaması, açık bırakılan ve uyarı işareti konmayan çukurlara motorların düşerek yaralamalı ve maddi hasarlı kazalara sebep olunması gibi ihmale dayalı alışkanlıklardan da gördüğümüz kadarıyla hala vazgeçilmiş ve olanlardan ders alınmış değil.</p>

<p>Son olarak merkezdeki caddelerde ikinci sıra parkı önlemek için yolu çift şerit haline getiren duba ve delinatör ile yolu ortadan bölme çalışmaları yapılsa da bu görüntülerin estetik olarak güzel bir görüntü sergilemediğini, bunun sadece o caddelere özgü akışı biraz kolaylaştıran bir sonuç verdiğini, aslolanın Anafartalar Caddesi gibi en merkezi caddelerde araç parkını tümüyle yasaklamak olduğunu vurgulamamız gerekiyor.</p>

<p>Zaten iki şerit olan caddeye duba vs koyarak yolu bölmek sürücüleri hizaya getirmeye yarayabilir de bunun ulaşım açısından konfor ve seri trafiği sağladığı söylenemez.</p>

<p>Kaldı ki iki şeritli yola duba koyuyorsunuz tamam da; asıl kilit olan yerler Atalar Caddesi gibi tek şeritli ve haliyle araçların ip gibi uzayarak tüm dairesel alanın kilitlenmesine yol açan caddeler.</p>

<p>Bu ve diğer caddelerde yola park halinin kaldırılması halinde buraları da gayet güzel iki şerit haline getirilebilir ki elbette bu noktada başka bir kilit Balıkesir sorusu ortaya çıkıyor:</p>

<p>O kadar araç nereye konacak?</p>

<p>Park yeri yok.</p>

<p>Tüm ara sokaklar zaten kabus, itfaiye geçmesine imkan yok.</p>

<p>Yani acil otoparklar şart.</p>

<p>Çile bülbülüm çile…</p>

<p>“Centrum” dediğimiz bölge açısından uzun sürecek bu çile!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//cile-bulbulum-cile/639/</link>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 09:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Balıkesir’in TBMM’deki Gönül Elçisi Ekrem Gökay Yüksel</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Balıkesir’in TBMM’deki Gönül Elçisi Ekrem Gökay Yüksel</strong></p>

<p>Balıkesir artık yalnızca Ege’nin ve Marmara’nın bereketli topraklarıyla değil, Ankara’daki güçlü sesiyle de anılıyor. Bu sesin sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Balıkesir Milletvekili Ekrem Gökay Yüksel, her geçen gün Balıkesir’in sorunlarını ülke gündemine taşıyarak dikkatleri üzerine çekiyor.</p>

<p>Yüksel’in siyaset anlayışı makam odalarına sıkışmış bir temsil değil; tam tersine, halkın arasında, sahada, üreticinin ve balıkçının sofrasında paydaş olma anlayışına dayanıyor. Onun için siyaset, bir hizmet görevidir; “millete dokunmayan vekil, milletin vekili olamaz” düşüncesiyle hareket ediyor.</p>

<p>Son dönemde Meclis’te yaptığı konuşmalarla Balıkesirli balıkçıların sorunlarını, av yasaklarından mazot maliyetine kadar her yönüyle gündeme taşıdı. “Marmara Denizi’nin balığı bitmeden, balıkçının umudu sönmeden çözüm bulunmalı” diyerek hem yerel hem de ulusal basında yankı uyandıran çağrılar yaptı.</p>

<p>Ekrem Gökay YÜKSEL</p>

<p>Yüksel’in çevre duyarlılığı da gerçekten çok önemli. Erdek Körfezi’nde yıllardır süren müsilaj sorunu ve Bandırma Körfezi’nin kirliliği konusunda Meclis’e sunduğu önergeler, Marmara Denizi’nin geleceği için büyük önem taşıyor. “Deniz bizim ekmeğimiz, nefesimizdir” sözleriyle yaptığı uyarılar, bir çevre hassasiyetinden çok daha fazlasını, bir vatan sevgisinin yansımasını taşıyor.</p>

<p>Tarımda, sanayide, turizmde olduğu kadar çevre ve denizcilikte de Balıkesir'in hak ettiği noktaya ulaşması için gece gündüz çalışan Yüksel, Meclis’te verdiği her önergeyle, her konuşmayla Balıkesir'in adını bir kez daha duyuruyor.</p>

<p>Onun Balıkesir’e bakışı, sadece bugünü değil, geleceği de kucaklayan bir vizyon. Kırsal kalkınmadan genç istihdamına, sanayi altyapısından çevre politikalarına kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyor.</p>

<p>Kısacası, Ekrem Gökay Yüksel, Balıkesir’in dertlerini Ankara’nın gündemine taşıyan, vatandaşın sesini kürsüye ulaştıran bir isim olarak fark yaratıyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli duruşunu, Balıkesir’in üretken ruhuyla birleştiriyor.</p>

<p>Her fırsatta söylediği gibi:</p>

<p>“Bizim davamız yalnızca siyaset değil; bu topraklara, bu denizlere, bu millete olan vefamızdır.”</p>

<p>Bu söz, aslında Ekrem Gökay Yüksel’in bütün yolculuğunun özeti. Balıkesir’in sesi, Balıkesir’in yüzü ve gönül elçisi olmaya devam ediyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Balıkesir’in TBMM’deki Gönül Elçisi Ekrem Gökay Yüksel</strong></p>

<p>Balıkesir artık yalnızca Ege’nin ve Marmara’nın bereketli topraklarıyla değil, Ankara’daki güçlü sesiyle de anılıyor. Bu sesin sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Balıkesir Milletvekili Ekrem Gökay Yüksel, her geçen gün Balıkesir’in sorunlarını ülke gündemine taşıyarak dikkatleri üzerine çekiyor.</p>

<p>Yüksel’in siyaset anlayışı makam odalarına sıkışmış bir temsil değil; tam tersine, halkın arasında, sahada, üreticinin ve balıkçının sofrasında paydaş olma anlayışına dayanıyor. Onun için siyaset, bir hizmet görevidir; “millete dokunmayan vekil, milletin vekili olamaz” düşüncesiyle hareket ediyor.</p>

<p>Son dönemde Meclis’te yaptığı konuşmalarla Balıkesirli balıkçıların sorunlarını, av yasaklarından mazot maliyetine kadar her yönüyle gündeme taşıdı. “Marmara Denizi’nin balığı bitmeden, balıkçının umudu sönmeden çözüm bulunmalı” diyerek hem yerel hem de ulusal basında yankı uyandıran çağrılar yaptı.</p>

<p>Ekrem Gökay YÜKSEL</p>

<p>Yüksel’in çevre duyarlılığı da gerçekten çok önemli. Erdek Körfezi’nde yıllardır süren müsilaj sorunu ve Bandırma Körfezi’nin kirliliği konusunda Meclis’e sunduğu önergeler, Marmara Denizi’nin geleceği için büyük önem taşıyor. “Deniz bizim ekmeğimiz, nefesimizdir” sözleriyle yaptığı uyarılar, bir çevre hassasiyetinden çok daha fazlasını, bir vatan sevgisinin yansımasını taşıyor.</p>

<p>Tarımda, sanayide, turizmde olduğu kadar çevre ve denizcilikte de Balıkesir'in hak ettiği noktaya ulaşması için gece gündüz çalışan Yüksel, Meclis’te verdiği her önergeyle, her konuşmayla Balıkesir'in adını bir kez daha duyuruyor.</p>

<p>Onun Balıkesir’e bakışı, sadece bugünü değil, geleceği de kucaklayan bir vizyon. Kırsal kalkınmadan genç istihdamına, sanayi altyapısından çevre politikalarına kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyor.</p>

<p>Kısacası, Ekrem Gökay Yüksel, Balıkesir’in dertlerini Ankara’nın gündemine taşıyan, vatandaşın sesini kürsüye ulaştıran bir isim olarak fark yaratıyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli duruşunu, Balıkesir’in üretken ruhuyla birleştiriyor.</p>

<p>Her fırsatta söylediği gibi:</p>

<p>“Bizim davamız yalnızca siyaset değil; bu topraklara, bu denizlere, bu millete olan vefamızdır.”</p>

<p>Bu söz, aslında Ekrem Gökay Yüksel’in bütün yolculuğunun özeti. Balıkesir’in sesi, Balıkesir’in yüzü ve gönül elçisi olmaya devam ediyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-in-tbmm-deki-gonul-elcisi-ekrem-gokay-yuksel/638/</link>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 09:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> KİREÇLENME SADECE YAŞLILARIN HASTALIĞI DEĞİLDİR!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>KİREÇLENME SADECE YAŞLILARIN HASTALIĞI DEĞİLDİR!</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p><strong>İnstagramprofdrnilaysahin.com</strong></p>

<p>Son zamanlarda genç yaşlı diz, kalça veya bel ağrısından yakınmayan neredeyse kimse kalmadı. Her gün polikliniğe gelen birçok hastam, “Hocam yaşlandık artık, normaldir” diyerek ağrısını kabulleniyor. Oysa eklem ağrısı yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Çoğu zaman asıl neden, vücudun taşıyamadığı fazla yük, yani fazla kilodur.</p>

<p>Yapılan bilimsel araştırmalara göre, vücuttaki her fazla kilo, diz eklemlerine yürürken dört kat fazla yük bindiriyor. Beş kilo fazlanız varsa, dizleriniz sanki 20 kilo daha taşımak zorunda kalıyor. Bu durum zamanla kıkırdağı yıpratıyor, eklem sıvısının kalitesini bozuyor ve eklem yüzeyinde sürtünme artıyor. Halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen osteoartrit, işte böyle yavaş yavaş gelişiyor.</p>

<p>Fazla kilo eklemlerle sınırlı kalmıyor. Kilo fazlalığı sadece eklemlere yük bindirmekle kalmaz, aynı zamanda vücutta sessiz bir iltihap hali yaratır. Ne yazık ki birçok kişi ağrının başladığı noktada hemen ilaçlara sarılıyor. Oysa ağrının altında yatan nedeni düzeltmeden, yalnızca ağrı kesici kullanmak geçici bir sessizlik sağlar. Ağrı sustuğunda hastalık ortadan kalkmaz, sadece gizlenir. Bu nedenle asıl hedef, vücudu yeniden dengeye getirmek olmalıdır.</p>

<p>Peki eklem sağlığımı ne yaparsam korurum diye sorarsanız işte sorunuzun cevabı. Eklem sağlığını korumanın en etkili yolu, hareketi yaşamın bir parçası haline getirmektir. Hastalarımın çoğu “hocam ağrım var, nasıl hareket edeyim?” der. Oysa doğru yapılan egzersiz, eklemi korur ve ağrıyı azaltır. Diz veya kalça ağrısı olan biri için bile her gün ağrı sınırınsa düzenli yürüyüş, yüzme gibi ekleme yük bindirmeyen aktiviteler çok değerlidir.</p>

<p>Ayrıca kas güçlendirmek, eklemin üzerindeki yükü azaltır. Vücudu taşıyan sadece kemikler değil, güçlü kaslardır. Kaslarınız ne kadar güçlü olursa, eklemleriniz o kadar korunur. Günde 15-20 dakikalık basit egzersizler bile uzun vadede büyük fark yaratır.</p>

<p>Beslenme de en az hareket kadar önemlidir. Şekerli ve işlenmiş gıdalar vücuttaki iltihabı artırır. Buna karşılık sebze, meyve, zeytinyağı, kuruyemişler ve balık gibi doğal besinler eklemler için adeta koruyucu bir kalkan oluşturur. Su içmek ise eklem sıvısının kalitesini korur. Yetersiz su tüketimi, kıkırdağın kurumasına ve daha hızlı aşınmasına yol açabilir.</p>

<p>Yaşam tarzınızda yapacağınız küçük birkaç değişiklik sizi çok farklı bir noktaya getirebilir. Eklem ağrısı, çoğu zaman bize vücudumuzun verdiği bir uyarı sinyalidir. Bu sinyali duymak yerine susturmayı seçersek, sorun büyür. Ancak yaşam tarzımızda küçük değişiklikler yaparsak, ağrının yönü tersine dönebilir. Örneğin arabayı biraz uzağa park edip birkaç adım fazla yürümek, her gün en az 20 dakika tempolu yürüyüş yapmak gibi basit ama etkili adımlar bizi çok rahatlatabilir.</p>

<p>Eklem sağlığı kader değildir, onu biz şekillendiririz. Genç ya da yaşlı eğer fazla kilonuz varsa bu eklemlerinizi yorar ve zamanla kireçlenmeye yol açarak ağrıya neden olabilir. Eklemlerimize genel olarak yaklaşımımız kendimizi hafifletip eklemimizi hareket ettirmek olmalıdır.</p>

<p>Hepinize ağrıda da kiloda da hafif günler dilerim...</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kireclenme-sadece-yaslilarin-hastaligi-degildir/637/</link>
<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 09:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>10 YIL SONRA 2035 YILINDA BALIKESİR NEREDE OLACAK?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>10 YIL SONRA 2035 YILINDA BALIKESİR NEREDE OLACAK?</strong></p>

<p>Bir şehrin geleceğini konuşurken önce haritaya bakmak gerekir. Haritaya bakınca Balıkesir’in nasıl bir avantajla doğduğunu görüyoruz. İstanbul-Bursa-İzmir üçgeninin tam ortasında, hem Marmara’ya hem Ege’ye açılan eşsiz bir konum. Bir tarafında Bandırma Limanı, diğer tarafında Ayvalık koyları… Bu coğrafya, Balıkesir’e sıradan bir Anadolu şehrinden çok daha fazlasını vaat ediyor.</p>

<p>Sanayide Yükselişin Eşiğinde</p>

<p>Bugün Balıkesir’de yalnızca bir değil, birçok organize sanayi bölgesi (Balıkesir, Bandırma, Gönen, Susurluk, Edremit) faaliyet gösteriyor. Balıkesir OSB’de makine, gıda, ambalaj sektörlerinde güçlü firmalar üretim yapıyor. Bandırma OSB’nin denize açılan kapısı, yatırımcı için altın değerinde. Gönen, deri ve kimya sanayisiyle öne çıkıyor. Susurluk, hem kara yolu üzerindeki stratejik konumu hem de süt ve yem sanayisiyle büyüyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde bu OSB’ler yalnızca bölgeye değil, Marmara’nın tamamına üretim üssü olabilir.</p>

<p>Bandırma Limanı’nın kapasitesi artırılırsa ve demiryolu bağlantısı güçlenirse, Balıkesir sanayisi ihracat odaklı büyümenin merkezi haline gelebilir. O zaman yalnızca Bursa’nın gölgesinde değil, bizzat Bursa’ya ve İzmir’e rakip bir sanayi merkezi görürüz.</p>

<p>Tarım ve Hayvancılık</p>

<p>Balıkesir’in Altın Değeri</p>

<p>Susurluk’un sütü, Gönen’in pirinci, Manyas’ın kuş cennetiyle anılan gölünden çıkan balıkları, Edremit Körfezi’nin zeytinyağı… Balıkesir aslında Türkiye’nin sofralarına sessizce yön veren bir şehir. Et-süt-tavuk üretiminde ilk sıralarda; kırmızı et, beyaz et ve süt ürünleri burada adeta üçlü bir sacayağı oluşturuyor.</p>

<p>Ama gelecekte bu sektörün kaderini teknoloji belirleyecek. Çiftçinin elinde soğuk zincir tesisleri, modern yem üretim sistemleri, dijital tarım uygulamaları olursa Balıkesir yalnızca iç pazarın değil, ihracatın da baş aktörü olur. Bugün Susurluk ayranı bir marka; yarın belki “Balıkesir süt ürünleri” Avrupa süpermarketlerinde raflara çıkacak.</p>

<p>Turizm</p>

<p>Denizin ve Tarihin Buluştuğu Yer</p>

<p>Balıkesir deyince turizmde akla ilk gelen kuşkusuz Ayvalık ve Cunda’dır. Taş evleri, dar sokakları, eşsiz koyları ile şimdiden uluslararası bilinirliğe kavuşmuş durumda. Edremit Körfezi, Kazdağları’nın eteklerinde oksijen deposu bir doğa harikası. Erdek ve Avşa Adası, İstanbul’a yakınlığıyla yaz aylarında kalabalıklaşıyor.</p>

<p>Ama turizmin geleceği yalnızca deniz-kum-güneş değil. Gönen’in termal kaynakları, Manyas Kuş Cenneti’nin ekoturizm potansiyeli, Daskyleion ve Antandros gibi antik kentler kültür turizminin kapısını aralıyor. Eğer bu zenginlikler doğru tanıtılır ve altyapı desteklenirse Balıkesir, yalnızca yaz aylarında değil, yılın 12 ayı turistle buluşabilir.</p>

<p>Göç ve Nüfus</p>

<p>Gençleri Tutabilecek miyiz?</p>

<p>Balıkesir’in en kritik sorusu şu: Gençler burada kalacak mı, yoksa İstanbul ve İzmir’e mi gidecek? Eğer sanayi yatırımları büyür, turizm çeşitlenir, tarım modernleşirse Balıkesir göç alan bir şehir olur. Üniversite-sanayi iş birliği güçlenirse nitelikli işgücü de burada kalır. Ama bu yatırımlar yapılmazsa, gençlerin bavulu hazır; büyük şehirlere doğru yol alırlar.</p>

<p>Potansiyeli Harekete Geçirmek</p>

<p>Önümüzdeki on yıl içinde Balıkesir’in geleceği bir tercih meselesi olacak. Lojistik yatırımlar yapılırsa, OSB’ler büyürse, tarımda teknolojiye yatırım yapılırsa, turizm çeşitlenirse bu şehir 2035’e geldiğimizde Marmara ile Ege arasında bir cazibe merkezi haline gelir. Aksi takdirde, “yerinde sayan bir şehir” olma riski var.</p>

<p>Balıkesir’in avantajı çok, ama bu avantajı avantaja çevirmek için kararlı adımlar şart. Çünkü 10 yıl sonra bu şehri konuştuğumuzda, “iyi ki erken davranmışız” demek ile “fırsatı kaçırdık” demek arasında yalnızca bugünkü kararlarımız fark yaratacak.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//10-yil-sonra-2035-yilinda-balikesir-nerede-olacak/636/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 10:36:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KORTİZOL KULLANIRSAK NE OLUR?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>KORTİZOL KULLANIRSAK NE OLUR?</strong></p>

<p> </p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>www.drnilaysahin.com</p>

<p> Evet herkesin korktuğu o meşhur ilaç kortizol…Peki gerçekten  kortizol korkulması gereken bir ilaç mı, bunu hak ediyor mu işte bu hafta bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Kortizol benim alanım gereği çok kullandığım bir ilaçtır. Durum böyle olunca reçete ettiğim ve hastama size kortizol veriyorum dediğim an hastalarımın hemen hemen hepsi ama hocam ben kortizol kullanmasam kilo yapıyor diyerek tepki veriyorlar. Peki gerçekten böyle mi kortizol kilo veya başka bir sorun yapar mı vücutta? İşte bu sorunun cevabı.</p>

<p>Kortizol aslında normalde vücudun salgıladığı çok önemli bir hormondur. Kortizolün vücutta az salgılanması pek çok hastalığa neden olabilir. Bazen de bazı hastalıkların iyileşmesi için kortizolün daha yüksek oranlarda üretilmesine ihtiyaç duyulabilir. Bu  hastalıkların başında ise iltahaplı romatizma hastalıkları gelmektedir. Çok yaygın görülen iltahaplı romatizmal hastalıkların hemen hemen hepsinde kortizolün büyük bir yeri var. Bazılarında ara ara bazılarında ise ömür boyu kortizol kullanmak zorunda kalıyoruz. İşte mecburi olarak kullanmak zorunda olduğumuz kortizolü mümkünse kurallarına uyarak kullanmak lazım. Peki nedir bu kurallar?</p>

<p>İlk olarak ilacı zamanında almak. Doktorunuzun size önerdiği saate mutlaka uyun. Bir diğer önemli nokta diyet elbette. Tuz ve şeker alımına dikkat etmelisiniz. Bazen bunları sıfıra indirmek bile gerekebilir. Bu konuda da dikkatli olmalısınız. Çünkü kortizol kendisi tuz tutan bir hormon olduğu için şişlik ve ödem yapabilir. Kemik erimesi, gözlerde katarakt, şekeri yükseltme de yine önemli yan etkileri arasında yer almaktadır. İşte bu yan etkilerden ilacı doğru saatte alma, doğru diyet ve mümkün olduğunca kısa süreli olarak kortizolü kullanarak hekiminizin önerdiği şekilde kesmeniz sizi koruyacaktır.</p>

<p>Yani aslında kortizol sanıldığı gibi korkunç bir ilaç değil hatta bazen mucizevi bir ilaç demek yanlış olmaz. Ama kurallarına göre onu kullanmak şartıyla.</p>

<p>Herkese sağlıklı bir ömür dilerim…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kortizol-kullanirsak-ne-olur/635/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 10:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> CUNDA’DA UNUTULMUŞ BİR MANASTIR</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>CUNDA’DA UNUTULMUŞ BİR MANASTIR</strong></p>

<p><strong>Selina-Ayışığı Manastırı</strong></p>

<p>Cunda Adası'nın dar sokaklarından geçip, zeytin ağaçlarıyla çevrili bir yolda ilerlerken, zamanın fısıltılarını duymaya başlarsınız. Rüzgârda sallanan otların arasında bir manastırın silueti belirir. Adı gibi gizemli ve dokunaklı Ayışığı Manastırı. Bu manastır, sadece bir taş yığını değil, Balıkesir'in ve Cunda'nın derinliklerinde saklı kalmış bir tarihin sessiz tanığıdır.</p>

<p> <strong>Taşlara Yazılmış Bir Hikâye</strong></p>

<p>Ayışığı Manastırı'nın kesin inşa tarihi bilinmese de 18. yüzyıldan kalma olduğu düşünülüyor. Ancak asıl hikayesi, duvarlarında kullanılan sarımsak taşının fısıltısıyla ortaya çıkıyor. Bu özel taşın varlığı, manastırın 1850'li yıllarda büyük bir onarım veya yeniden inşa sürecinden geçtiğini gösteriyor. Bu dönemde Cunda Adası (Alibey Adası) canlı bir Rum yerleşimiydi ve manastır, bölge halkı için hem bir ibadethane hem de bir sığınak işlevi görüyordu.</p>

<p>Manastırın mimarisi de bu dönemin izlerini taşıyor. Doğuya bakan, kubbeli ve dikdörtgen planlı kilisesi, zamanla yıkılmış olsa da, bir zamanlar ne kadar görkemli olduğunu hayal etmenizi sağlıyor. Giriş kapısındaki sarımsak taşı, sadece bir yapı malzemesi değil, aynı zamanda Ege'nin kendine özgü dokusunun bir parçasıdır. Bu taşlar, manastırın hikayesini günümüze kadar taşıyan sessiz birer bekçi gibidir.</p>

<p><strong>Harabelerde Saklı Kalan Büyü</strong></p>

<p>Bugün Ayışığı Manastırı, ne yazık ki ziyarete kapalı bir harabe. Doğal etkiler ve zamana yenik düşen yapının büyük bir kısmı yıkılmış durumda. Ancak bu terk edilmişlik, burayı daha da çekici kılıyor. Ziyaretçiler, duvarların arasından sızan bir Ay ışığı gibi, manastırın eski ihtişamını hayal ediyor. Burası, bir zamanlar dua seslerinin, ilahilerin ve topluluk ruhunun yankılandığı bir yerdi. Şimdi ise sadece rüzgârın sesi ve taşların sessizliği var.</p>

<p>Manastır, inanç-kültür turizmi için önemli bir potansiyel taşırken, aynı zamanda geçmişin bir aynası olarak da görev yapıyor. Buraya ulaşmak için Birinci ve İkinci Köyleri geçmeniz gerekiyor. Bu yolculuk, adanın iç kesimlerindeki otantik yaşamı görme fırsatı sunarken, sizi yavaş yavaş manastırın izole ve mistik dünyasına hazırlar.</p>

<p>Ayışığı Manastırı, adını aldığı Ay ışığı gibi, bir zamanların parıltısını kaybetse de, hikayesiyle Cunda'nın kalbinde yaşamaya devam ediyor. Ziyarete kapalı olsa da, Ayvalık gezilecek yerler listenizde manevi bir durak olarak yer almayı hak ediyor. Kim bilir, belki de bir gece dolunayın altında, manastırın taş duvarlarında fısıldanan eski duaları duyabilirsiniz.</p>

<p><strong>Ayışığı Manastırı'nın güncel durumu</strong></p>

<p>Paylaşılan son bilgilere göre Ayışığı Manastırı’nın durumu karmaşık bir haldedir. Manastırın büyük bir kısmı doğal ve insani etkilerle yıkıldığı için ziyarete kapalıdır. </p>

<p>Ancak, manastırın özel mülkiyete ait olduğu ve bir dönem restorasyon sürecinden geçtiği bilinmektedir. Milli Park içinde bulunan Ayışığı Manastırı, "müze-yapı" tanımı içinde 2011'de özgün nitelikleri korunarak restore edilir; kültürel miras, yeniden yaşam alanına kazandırılır. Suzan Sabancı Dinçer tarafından satın alınan ve aslına uygun olarak restore edilen manastır, artık bir "müze-yapı" olarak anılmaktadır. Restorasyonun ardından manastırın kültürel etkinliklere ve özel davetlere ev sahipliği yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>**</strong>Ancak, manastır genel halk ziyaretine açık bir turistik yer değildir. Özel bir mülktür ve kamusal ziyarete açık olup olmadığı, hatta belirli gün ve saatlerde bile ziyaretçi kabul edip etmediği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla manastırı ziyaret etme amacıyla yola çıkmadan önce, güncel durumu hakkında daha detaylı bilgi edinmeniz önemlidir. En kesin bilgiye ulaşmak için bölgedeki yerel rehberlere veya turizm danışma ofislerine danışmak en doğru yaklaşım olacaktır.</p>

<p>NOT: Edindiğim bilgilere göre müze-yapı Mayıs-Ağustos ayları arası sadece çarşamba günü,  saat 10.00 ile 15.00 arası açık. Siz yine de sorun.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//cunda-da-unutulmus-bir-manastir/634/</link>
<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 10:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KIŞ SAATİ BAŞLIYOR</title>
<description><![CDATA[<p>2016’ya kadar tıkır tıkır işleyen bir sistem vardı…</p>

<p>Yaz saati, kış saati geçişi olurdu.</p>

<p>Kimsenin uykusu şapşallaşmaz, ilköğretim öğrencileri ve kadınlar başta olmak üzere çalışanlar gecenin bir yarısı yollara dökülmez, insan kimyası bozulmazdı.</p>

<p>Yaz saati ve kış saati uygulamasına her geçtiğimizde haber kanalları aynı cümleleri söylerdi:</p>

<p>“Gün ışığından daha fazla yararlanmak ve enerji tasarrufunu sağlamak için yaz saatine geçilmiştir.”</p>

<p>“Gün ışığından daha fazla yararlanmak ve enerji tasarrufunu sağlamak için kış saatine geçilmiştir.”</p>

<p>Avrupa ile de belli ölçüde uyum olur; ticaret, banka ve finans gibi sektörlerde çok aksama olmazdı.</p>

<p>2016’ya geldik.</p>

<p>Zamanın Enerji Bakanı’nın icadıyla, şak Bakanlar Kurulu kararı çıktı.</p>

<p>Bugüne kadar tıkır tıkır işleyen saat sistemine çomak sokuldu, yaz saati kalıcı hale getirildi.</p>

<p>Avrupa ile pergel açıldı, Ortadoğu ve Arap dünyası ile pergel kapandı!</p>

<p>İnsan kimyası bozuldu.</p>

<p>Uyku düzeni şapşallaştı.</p>

<p>Gün ağarmadan çocuklar okul yollarına, çalışanlar iş yollarına düştüğünden uykusuzluğun yarattığı moralsizlik ve aynı zamanda korku ile insanlarımız biraz daha mutsuz oldu.</p>

<p>Günlük motivasyonumuza tuz biber ekti.</p>

<p>2016’ya kadar tıkır tıkır işleyen sistem vahiy gelmişçesine ters yüz edildi, yine aynı gerekçe ileri sürüldü ve “enerji tasarrufu” gerekçeleri yine yinelendi.</p>

<p>Yani…</p>

<p>Teee 2016’ya kadar yapılan uygulama tasarruf açısından faydalı değilmiş ki 2016 yılında dank etti öyle mi?!</p>

<p>Ki enerji konusundaki uzmanlar kalıcı yaz saatinin hiç de öyle enerji tasarrufu sağlamadığını defalarca anlattılar, ortaya koydular.</p>

<p>Velhasıl… Sonuç itibariyle Avrupa ile saat farkı açılırken kardeş(!!) Araplarla saat farkı daraldı.</p>

<p>Lakin…</p>

<p>2016’dan bu yana kime sorsanız memnun değil.</p>

<p>Milyonlarca insan, milyonlarca çocuk, milyonlarca kadın korkuyor, üşüyor, uyku düzeni ve sağlığı bozuk hale dönüyor…</p>

<p>Bu sistemi düzeltin diye milyonlarca insan tabiri caizse feryat ediyor.</p>

<p>Duyan yok.</p>

<p>Kime ne!</p>

<p>İşte, insan en çok da bunu anlamıyor, anlayamıyor.</p>

<p>Normal bir ülkede vatandaşın sesi duyulur…</p>

<p>İncelenir, gözlemlenir…</p>

<p>Vatandaşın şikayetine çare olunmaya çalışılır.</p>

<p>2016’dan bu yana allasen hiç vatandaşı nazara alan oldu mu?..</p>

<p>İşte geliyor kış işkencesi yine…</p>

<p>Haber bültenleri günler ve günler boyu aynı şikayetleri dile getirecekler…</p>

<p>Zifiri karanlıktaki çocukların okul yollarını gösterecekler.</p>

<p>Vatandaşın şikayetlerini dile getirecekler…</p>

<p>Ses veren olacak mı, kuşkusuz hayır…</p>

<p>İşleyen her sistem, doğru olan her uygulama bir şekilde ve bir tarafından bozulduğu için tıkır tıkır uygulanan ve 2016’ya kadar tek şikâyet olmayan yaz saati-kış saati modu da bozuldu gitti. Kalıcı yaz saati ile kış günleri işkenceye dönüştü.</p>

<p>Haliyle bu abukluğa mı yanarsınız, inanılmaz vurdumduymazlığa mı kızarsınız; netice itibariyle yansanız da kızsanız da vatandaşın sesini duyan olmayınca yanmakla ve kızmakla kalıyorsunuz o kadar!</p>

<p>Vatandaşa o kadar değer veriliyor çünkü.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kis-saati-basliyor/633/</link>
<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 10:23:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MEŞHURLAR, SORULAR VE ARKEOLOJİ MÜZESİ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>MEŞHURLAR, SORULAR VE ARKEOLOJİ MÜZESİ</p>

<p>Alparslan AYRAL</p>

<p> </p>

<p>Bir zamanlar Balıkesir’in “k” ile başlayan meşhurları vardı. Yetmişli yıllarda sayısı beşti.</p>

<p>Zaman içinde bu sayıyı yirmi beşe çıkardılar.</p>

<p>Bir valimiz, İl Genel Meclisi toplantısında “Siz “k” ile başlayan meşhurlardan ilin</p>

<p>ekonomik ve kültürel zenginliğini görmemişsiniz “ diyene kadar “k” meşhurları devam etti.</p>

<p>Sonra soruların ardı arkası kesilmedi. Kültür Merkezi var mı? Yok. Müze var mı? Yok.</p>

<p>Kütüphane var mı? Yok. Kavunlar ihraç ediliyor mu? Hayır. Karpuzlar ihraç ediliyor mu?</p>

<p>Hayır… Termal turizm potansiyeli tanıtılmış mı? Hayır. Peynirinizin, kaymağınızın, yağınızın</p>

<p>tadına başka kentler, ülkeler bakıyor mu? Hayır. Organize Sanayi var mı? Yok</p>

<p>Bu yokların, hayırların bir kısmı Balıkesir ‘in geleceğini tasavvur eden yetenekli kamu ve</p>

<p>yerel yöneticilerce giderildi.</p>

<p>Balıkesir, nelere sahip değil ki. İlk Turizm hareketi ve millî uyanış burada başlamış.</p>

<p>Misyalılardan bu yana uygarlıklar gelip geçmiş. Kazdağının her yerinden su sesleri geliyor.</p>

<p>Kuş cennetini dünya tanıyor. Madenler, tarım arazileri, hayvancılık meyve bahçeleri,</p>

<p>zeytinlikler ve daha neler neler… Bu güç hâlâ keşfedilmeye, değerlendirilmeye muhtaçtır.</p>

<p>Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana gazeteleri karıştıranlar Balıkesir’in şadırvanlarıyla,</p>

<p>halılarıyla, manileriyle, türküleriyle, türbeleriyle, sivil mimarlık örnekleriyle karşılaşırlar.</p>

<p>Kısaca anlatmayla bitmez Balıkesir.</p>

<p>Bu yüzden kimlik arayışları uzun yıllar sürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet</p>

<p>adamları, Balıkesir’i ziyaret ettiklerinde kültür kentine geldiklerini ifade etmişlerdir.</p>

<p>Kentin kimliğini diğer illerden ayıran sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeleri sağlayan</p>

<p>etkenlerden biri de kütüphanelerdir. Kütüphanelerin bilginin paylaşımında önemli rolü olduğu</p>

<p>bilinmektedir. Dünya barışının sağlanmasında önemli katkı sağladığı bir geçektir. Tarihte</p>

<p>bilim çağının gelişmesinde kütüphaneler ve müzeler öncü olmuştur</p>

<p>Balıkesir Marmara Bölgesinin en zengin kitap koleksiyonuna sahip illerindendir. Buna</p>

<p>rağmen modern bir kütüphanesi yoktu.</p>

<p>Seksenli yılların sonundan itibaren yer arayışları sürmüş, Belediye Başkanları Ziyaettin Tan</p>

<p>ve rahmetli Sami Gökdeniz dönemlerinde arsa tahsisleri yapılmış fakat ödenek yokluğundan</p>

<p>hizmet binası yapılamamıştı.</p>

<p>Şimdi Balıkesir’e modern bir kütüphane yapılmıştır. Kitaplar, kütüphanecilik yönetmeliğine</p>

<p>uygun bir şekilde sınıflandırılmıştır.</p>

<p>Kütüphane aynı zamanda internet hizmeti veriyor ve milli kütüphanedeki kitaplara da</p>

<p>ulaşabiliyorsunuz.</p>

<p>Hizmet binasını yatırım programına aldırmak, inşaat sürecinde işleri takip etmek kolay</p>

<p>değil. Bu süreci başarıyla ve bir bilinçle yürüten kütüphane müdürümüz Orhan Onca ‘ya ve</p>

<p>emeği geçen herkese teşekkür ederiz.</p>

<p>Dileğimiz Balıkesir merkezine bir de arkeoloji müzesi kazandırılmasıdır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//meshurlar-sorular-ve-arkeoloji-muzesi/632/</link>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 09:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ekmek Tüketmek Gerçekten Zorunlu mu?  “Ekmek Yemesek Ne Olur?”</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Ekmek Tüketmek Gerçekten Zorunlu mu?</strong></p>

<p><strong>“Ekmek Yemesek Ne Olur?”</strong></p>

<p>Soframızdan eksik etmediğimiz, bazen tek başına bile öğün olan ekmek... Peki, ekmek gerçekten bu kadar önemli mi? "Ekmek yemezsen doymazsın" düşüncesi ne kadar doğru? Bu soruların cevabı aslında beslenme uzmanlarına göre biraz farklı. </p>

<p>Ekmek, özellikle beyaz ekmek, karbonhidrat ağırlıklı bir gıda. Vücudumuz için enerji kaynağı olsa da, onu almak için tek seçenek değiliz. Unutmayın ki, beslenme bir mozaik gibidir. Vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi patates, bulgur, yulaf, baklagiller veya tam tahıllı diğer ürünlerden de pekala alabiliriz. Yani ekmek yemek zorunda değiliz.</p>

<p>Peki, ekmek yemezsek ne olur? Aç kalmayız, hatta belki de kendimizi daha hafif ve enerjik hissederiz. Özellikle beyaz ekmeği hayatımızdan çıkardığımızda, kan şekerimizdeki ani iniş çıkışlar azalır, bu da daha uzun süre tok kalmamıza yardımcı olur.</p>

<p>Hangi Ekmeği Tercih Etmeli?</p>

<p>Ekmekten tamamen vazgeçmek istemeyenler için daha sağlıklı seçenekler mevcut. En popüler ekmekler ve etkileri şöyle:</p>

<p>Beyaz Ekmek: En çok tükettiğimiz tür. Ancak beyaz un, işleme sırasında lif ve besin değerlerinin çoğunu kaybeder. Bu yüzden kan şekerini hızla yükseltir ve çabuk acıkmamıza neden olur. Mümkünse en az tüketilmesi gereken ekmek türüdür.</p>

<p>Tam Buğday Ekmeği: Beyaz ekmeğin aksine, buğdayın tamamından yapılır. Bu sayede lif, vitamin ve mineraller açısından zengindir. Sindirimi daha yavaştır ve daha uzun süre tok tutar. En sağlıklı seçeneklerden biridir.</p>

<p>Çavdar Ekmeği: Koyu renkli ve yoğun bir ekmektir. Düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olur. Ayrıca, sindirim sağlığı için faydalıdır.</p>

<p>Ekşi Mayalı Ekmek: Doğal fermantasyon yöntemiyle yapılır. Bu süreç, ekmeğin besin değerini artırır ve sindirimini kolaylaştırır.</p>

<p>Sonuç olarak, ekmek beslenmemizin vazgeçilmezi olmak zorunda değil. Ancak illa ki tüketeceksek, beyaz ekmek yerine tam buğday, çavdar veya ekşi mayalı gibi daha sağlıklı ekmekleri tercih etmek, hem sağlığımız hem de kilomuz için çok daha faydalı olacaktır.</p>

<p><strong>İnsan Neden Bazı Şeyleri Unutmazken, Bazılarını Unutur?</strong></p>

<p>Hiç düşündünüz mü? Yıllar önce başınıza gelen önemsiz bir olayı dün gibi hatırlarken, geçen hafta ne yediğinizi anımsamakta zorlanabilirsiniz. Hafıza gerçekten de garip bir şey. Bazen bizi en çok şaşırtan anıları saklar, bazen de en önemli detayları silip atar.</p>

<p>Bu durumun arkasında yatan birkaç basit neden var. Beynimiz, bir depolama alanı gibi her şeyi kaydetmez. Aslında, hafızamız çok seçicidir ve bu seçicilikte duygular başrol oynar.</p>

<p>1. Duyguların Gücü</p>

<p>Beynimiz, duygu yüklü olayları kaydetmeye çok daha isteklidir. Aklınızda kalan olaylar genellikle sizi çok sevindiren, çok üzen, korkutan veya şaşırtan şeylerdir. Örneğin, ilk arabanızı aldığınız gün, ilk iş görüşmeniz veya kötü bir kaza anı. Bu tür olaylar, beynimizde güçlü bir iz bırakır ve kolay kolay silinmez. Bu yüzden 25 yıl önce yaşanan bir anıyı, sanki dün olmuş gibi canlı bir şekilde anlatabiliriz.</p>

<p>2. Tekrarlama ve Anlatma</p>

<p>Bir olayı tekrar tekrar hatırladığımızda veya başkalarına anlattığımızda, o anı beynimizde pekiştirmiş oluruz. Tıpkı bir şarkıyı sık sık dinleyince ezberlememiz gibi, anıları tekrar etmek onları kalıcı hale getirir. Bu, hafızayı güçlendirir ve unutmayı zorlaştırır.</p>

<p>3. Beynin "Çöp Kutusu"</p>

<p>Beyin, işine yaramayan, önemsiz bilgileri sürekli olarak siler. Bu bir nevi temizlik işlemidir. Her gün gördüğümüz yüzlerce insan, yediğimiz yemekler veya yürüdüğümüz yolların hepsi hafızaya alınsaydı, beynimiz aşırı yüklenirdi. Bu bilinçli unutma, beynimizin daha önemli bilgileri saklamasına ve gereksiz kalabalıktan kurtulmasına yardımcı olur.</p>

<p>Kısacası, beynimiz hayatımızdaki her detayı kaydetmek yerine, bizim için en anlamlı olanları seçip onları güçlü bir şekilde saklar. Bu sayede hem geçmişimizi canlı tutabilir hem de gereksiz detaylarla boğulmayız.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ekmek-tuketmek-gercekten-zorunlu-mu-ekmek-yemesek-ne-olur/631/</link>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 09:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DEPREM ve KORUNMA YOLLARI</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>DEPREM ve KORUNMA YOLLARI</strong></p>

<p>Öncelikle Sındırgı'da dün yaşanan deprem nedeniyle büyük geçmiş olsun. Bu gibi sarsıntılar, hepimize deprem gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor ve güvenliğimiz için atılması gereken adımların önemini vurguluyor.</p>

<p>Türkiye, aktif bir deprem kuşağında yer alıyor. Bu nedenle, depreme hazırlıklı olmak kişisel ve toplumsal güvenliğimiz için hayati önem taşıyor.</p>

<p><strong>Deprem anında yapılması gerekenler:</strong></p>

<p>Çök-Kapan-Tutun: Deprem sırasında ayakta durmak zorlaşır. Bu yüzden hemen yere çökün, başınızı ve boynunuzu korumak için kapanın ve sağlam bir nesnenin altına girerek tutunun.</p>

<p>Panik Yapmayın: Panik, doğru kararlar vermenizi engeller. Sakin kalmaya çalışarak en güvenli hareket planını uygulayın.</p>

<p>Güvenli Alanlar: Pencere, ayna, raf gibi devrilebilecek veya kırılabilecek nesnelerden uzak durun. En güvenli yerler, masaların, sıraların ve dayanıklı mobilyaların altıdır.</p>

<p>Depremden önce yapabileceğiniz hazırlıklar ise:</p>

<p>Acil Durum Çantası: İçinde ilk yardım malzemeleri, su, gıda, fener, düdük ve önemli belgelerin kopyalarının bulunduğu bir acil durum çantası hazırlayın.</p>

<p>Ev İçi Önlemler: Ağır eşyaları sabitleyin ve düşebilecek eşyaları alçak yerlere koyun. Dolap ve rafları duvara monte edin.</p>

<p>Aile Planı: Aile bireyleriyle deprem anında buluşulacak bir dış mekan belirleyin ve iletişim planı yapın.</p>

<p><strong>Kentsel Dönüşüm ve Deprem Güvenliği</strong></p>

<p>Depremlerin yıkıcı etkilerini azaltmanın en önemli yollarından biri kentsel dönüşümdür. Kentsel dönüşüm, riskli ve dayanıksız yapıların yıkılıp, yerine güncel deprem yönetmeliğine uygun, daha güvenli binaların inşa edilmesini amaçlar. Bu süreç, sadece binaları değil, aynı zamanda altyapıyı ve şehir planlamasını da güçlendirerek depreme karşı daha dirençli kentler oluşturmayı hedefler. Sındırgı gibi deprem riski taşıyan bölgelerde, eski ve dayanıksız yapı stokunun yenilenmesi büyük bir öncelik taşır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//deprem-ve-korunma-yollari/630/</link>
<pubDate>Thu, 14 Aug 2025 10:19:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SINDIRGI</title>
<description><![CDATA[<p><strong>SINDIRGI</strong></p>

<p>Böyle oluyor hep…</p>

<p>Türkiye’de pek ismi bilinmeyen bir yerde deprem olduğunda ülkenin tüm medyası oraya akıyor.</p>

<p>Görevleri çünkü.</p>

<p>Vatandaşa haber akışını sağlıyorlar.</p>

<p>Elbet tüm yardım ekipleri, tüm bürokrasi, tüm yerel ve merkezi idare…</p>

<p>Belediye başkanları, bakanlar…</p>

<p>Her bir vatandaşımız zaten gönüllü AFAD üyesi olmuş durumda…</p>

<p>Yangında elele, depremde elele…</p>

<p>Acısız günü geçmeyen ülkemizin elimizden yitip gitmeyen tek güzel değeri bu olsa gerek.</p>

<p>Çünkü felaket olduğu zaman elele verebiliyoruz ama felaketsiz günlerimizde de siyaset yüzünden ortaya çıkan o tuhaf ve anlaşılmaz kutuplaşma nedeniyle birbirimizin elini sıkmaktan imtina eder haldeyiz.</p>

<p>Böyleyiz işte.</p>

<p>İşte ismi ülkede pek bilinmeyen Sındırgı’da da deprem olunca ünlendi Sındırgı(!)</p>

<p>Böyle “ün” olmaz olsun ama Türkiye açısından pek çok il için aynı durum söz konusu değil mi?..</p>

<p>Duymadığımız bilmediğimiz nice yer var…</p>

<p>Gitmesek de görmesek de bizim ama; hepsi birbirine uzak.</p>

<p>İsmini daha önce duymayanlar haritalarda Sındırgı’nın yerine bakarken medya da çoğunlukla Balıkesir depremi olarak verdi ve veriyor haberleri farkındasınız.</p>

<p>Netice olarak Balıkesir il sınırları ve Balıkesir de dahil pek çok yer sallandı ama sonuçta Sındırgı da merkeze 60 kilometre mesafe, çok da az değil hani.</p>

<p>İçişleri Bakanı da canlı yayın sırasında bina yıkılan köy isimlerini sayarken Alacaatlı Köyü diyeceğine Alaçatı dedi bilinçaltı Alaçatı’yı öne çıkardığından olsa gerek ama hatasını da anında farkedip düzeltti.</p>

<p>Çok sallandık pazar akşamı.</p>

<p>Çok korktuk.</p>

<p>Merkezde kime sorsak “böylesini hissetmemiştik” veya “böylesi olmamıştı” dedi.</p>

<p>Dıştaydık deprem olduğu an yaklaşık 200 km uzakta…</p>

<p>Bulunduğumuz yerde zeminin hareketini gördük… Biz de böylesini görmemiştik..</p>

<p>Sonrasında dakikalar içinde merkez noktasını öğrendik.</p>

<p>6,1 ile ilçe merkezinde yıkılan ve kolon kesildiği iddia olunan binaya ve köylerdeki metruk yapıların çökmesine mi üzülelim yoksa bu kadar hasar ile atlattığımıza mı sevinelim bilemiyoruz.</p>

<p>Çünkü ülkemizde o kadar kolay ki ölümler ve o kadar çok ölüyoruz ki her gün, neye, nasıl, ne kadar ve ne zaman üzüleceğimizin sınırı da yok artık hesabı da.</p>

<p>Deprem için sağlam konutlar şart.</p>

<p>Sağlam konutlar için idarenin denetimi şart.</p>

<p>Sağlam konutlar için vatandaşın parasının olması şart.</p>

<p>Denetimler ne seviyede bilinmiyor, vatandaşın parasının olmadığı ise biliniyor.</p>

<p>Haliyle öyle bir kısır döngü ki…</p>

<p>Her deprem sonrası İstanbul depremi yatırılıyor ya ekranlara…</p>

<p>İstanbul’da olası deprem Türkiye’yi bitirir ekonomik yönden. Çünkü ölmeseniz de yardım ulaşamaz o beton diyarında…</p>

<p>Buna rağmen kamu kurumlarını falan İstanbul’a taşıma sevdası var ya, akıl alacak gibi değil…</p>

<p>Hepimize geçmiş olsun tekrar…</p>

<p>Neye ne kadar hazırız bilmiyoruz…</p>

<p>Depremin nereyi ne zaman nasıl vuracağını bilmediğimiz gibi…</p>

<p>Ama felaket anlarında bile siyasetin içindeki üstü kapalı çekişme, birbirini dışlama, ekranların kendi görüşlerine paralel isimleri ekranlara konuk etmeleri, kabine üyelerinin yaptıkları basın açıklamalarında belediyelerin tabiri caizse ismen ve cismen pas geçilmeleri…</p>

<p>Yapmayın artık böyle basit hareketler…</p>

<p>Kimse yapmasın.</p>

<p>Vatandaş bıktı artık.</p>

<p>Acı içinde yüzerken…</p>

<p>Yapmayın artık böyle ucuz hareketler!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sindirgi/629/</link>
<pubDate>Thu, 14 Aug 2025 10:19:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Geleceğe Yön Veren Kararlar: Üniversite Tercihleri ve Meslek Seçimi</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Geleceğe Yön Veren Kararlar: Üniversite Tercihleri ve Meslek Seçimi</strong></p>

<p>Üniversite tercihleri, bir gencin eğitim hayatının doruk noktası ve kariyer yolculuğunun başlangıcıdır. Bu süreç, sadece bir bölüm seçmekten öte, kişinin ilgi alanlarını, yeteneklerini ve gelecek hedeflerini derinlemesine sorguladığı bir öz keşif yolculuğudur. Peki, bu yolculukta pusulanızı nasıl belirleyeceksiniz?</p>

<p>Geleceğe dair umutlar, kaygılar ve belirsizliklerle dolu bu süreçte doğru kararlar vermek büyük önem taşır. "Hangi mesleği seçmeliyim?", "Üniversite bitirmek şart mı?" gibi sorular, bu dönemin en sık karşılaşılan ikilemleridir.</p>

<p><strong>Hangi Mesleği Seçmeliyim?</strong></p>

<p>Bu soru, belki de tercih sürecinin en kritik noktasıdır. Meslek seçimi, sadece maddi bir kaygıdan ibaret değildir; aynı zamanda bireyin hayat boyu yapacağı işten duyacağı tatmini, topluma katkısını ve kişisel gelişimini doğrudan etkiler. İşte bu soruyu yanıtlarken göz önünde bulundurmanız gerekenler:</p>

<p>İlgi Alanlarınız ve Tutkularınız: En başta kendinize "Neleri yapmaktan keyif alıyorum?" diye sorun. Hangi konular sizi heyecanlandırıyor, öğrenmekten bıkmadığınız alanlar neler? İlgi alanlarınıza uygun bir meslek seçimi, sizi işte daha mutlu ve başarılı kılacaktır. Unutmayın, severek yapılan bir iş, yük değil keyif olur.</p>

<p>Yetenekleriniz ve Güçlü Yönleriniz: Hangi konularda daha başarılısınız? Analitik düşünme, yaratıcılık, iletişim becerileri, problem çözme gibi yetenekleriniz neler? Yeteneklerinizi kullanabileceğiniz bir meslek, potansiyelinizi tam anlamıyla ortaya koymanıza yardımcı olur.</p>

<p>Araştırma Yapın: Seçmeyi düşündüğünüz meslekleri detaylıca araştırın. Bir gününüz o mesleği yapan birinin hayatında nasıl geçiyor? Hangi zorlukları var, hangi artıları var? İş imkânları nelerdir, gelecekte bu mesleğin durumu ne olacak? Sektör raporlarını, meslek tanıtım kitapçıklarını inceleyin, hatta mümkünse o mesleği yapan kişilerle konuşun.</p>

<p>Geleceğin Meslekleri: Teknoloji ve küreselleşme, meslekleri sürekli dönüştürüyor. Yapay zeka, veri bilimi, sürdürülebilirlik gibi alanlar geleceğin parlayan yıldızları arasında. Ancak unutmayın, her zaman popüler olan meslekler yerine, size gerçekten uygun olanı seçmek daha önemlidir. Önemli olan, hangi alanda olursa olsun kendinizi sürekli geliştirmeye açık olmaktır.</p>

<p><strong>Üniversite Bitirmek Şart mı?</strong></p>

<p>Bu soru, günümüz dünyasında sıkça tartışılan bir konudur. Gelenekselleşmiş düşüncenin aksine, üniversite mezuniyeti her zaman tek ve mutlak başarı yolu değildir. Ancak bu, üniversitenin önemini azaltmaz.</p>

<p>Üniversitenin Katkıları: Üniversite, size sadece mesleki bilgi kazandırmakla kalmaz. Eleştirel düşünme, problem çözme, araştırma yapma, takım çalışması gibi 21. yüzyılın temel becerilerini edinmenizi sağlar. Farklı bakış açılarıyla tanışır, geniş bir sosyal çevre edinir ve kişisel gelişiminize önemli katkılar sağlarsınız. Birçok sektörde, özellikle de uzmanlık gerektiren alanlarda, üniversite diploması hala bir ön koşuldur.</p>

<p>Alternatif Yollar: Günümüzde online eğitim platformları, mesleki sertifika programları, çıraklık veya doğrudan iş hayatına atılma gibi birçok alternatif yol bulunmaktadır. Eğer üniversite eğitimi sizin için uygun değilse veya belirli bir alanda hızla uzmanlaşmak istiyorsanız, bu alternatifleri değerlendirebilirsiniz. Özellikle zanaat, yazılım geliştirme gibi alanlarda yetenek ve pratik deneyim, diploma kadar hatta bazen daha fazla değer görebilir.</p>

<p>Önemli Olan Gelişim: Üniversite bitirmekten ziyade, sürekli öğrenmek ve kendinizi geliştirmek asıl olandır. Hangi yolu seçerseniz seçin, sektördeki gelişmeleri takip etmek, yeni beceriler edinmek ve kendinize yatırım yapmak kariyerinizin her aşamasında hayati önem taşır.</p>

<p><strong>Tercih Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</strong></p>

<p>Kendi Kararınız: Ailenizin, arkadaşlarınızın veya çevrenizin beklentileri yerine, kendi isteklerinizi ön planda tutun. Bu sizin geleceğiniz ve bu kararı en iyi siz verebilirsiniz.</p>

<p>Sadece Puan Değil: Puanınızın yettiği her yere yönelmek yerine, gerçekten istediğiniz ve size uygun olan bölümleri hedefleyin. Puan bir araçtır, amaç değildir.</p>

<p>Üniversite ve Şehir Seçimi: Sadece bölüm değil, üniversitenin akademik kadrosu, kampüs olanakları, sosyal çevresi ve şehrin sunduğu imkanlar da tercih sürecinde önemlidir. Okuyacağınız üniversite ve yaşayacağınız şehir, eğitim hayatınızı doğrudan etkileyecektir.</p>

<p>Esnek Olun: Tercih listesi hazırlarken hem hayalinizdeki bölümlere hem de alternatiflere yer verin. İlk tercihiniz olmazsa bile, size ikinci planda mutluluk verecek seçenekleriniz olsun.</p>

<p>Üniversite tercih süreci bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Önemli olan, bu kararı bilinçli, araştırmaya dayalı ve en önemlisi kendi istekleriniz doğrultusunda vermektir. Hangi yolu seçerseniz seçin, unutmayın ki başarı, sadece bir diploma sahibi olmakla değil, hayata karşı meraklı olmak, öğrenmeye açık olmak ve kendinize yatırım yapmaktan geçer. Geleceğinizle ilgili en doğru kararı vereceğinize inanıyor ve sizlere bu yolda başarılar diliyorum!</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//gelecege-yon-veren-kararlar-universite-tercihleri-ve-meslek-secimi/628/</link>
<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 13:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> MİDİLLİ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>MİDİLLİ </strong></p>

<p>Şimdi daha başlığı görenlerin bir kısmı “yine mi eleştiri” diyecekler, biliriz…</p>

<p>Ama körü körüne “eleştirme” değil asla kastımız; hatta alkışlamak da isteriz icraatları.</p>

<p>Lakin garipse, tuhafsa, akılla ve fiili gerçeklerle çelişiyorsa o zaman “eleştiri” de vazife bizim için..</p>

<p>Midilli…</p>

<p>Çok seviyoruz Yunan Adalarını ya, Batı Ege’nin her noktasından küçük adalara habire sefer düzenleyen biziz… Dibimizdeki örnek işte Midilli… Kaç firma yolcu taşıyor da biz oraya akıyoruz, ne hikmetse koca Türkiye’ye Yunan adalarından gelen bir deniz otobüsü, feribot, taksisi yok… Hiç mi gelmek istemezler bize yav?.. Ya da kendi firmaları hiç mi para kazanmak istemez?</p>

<p>Neyse konu bu değil bugün.</p>

<p>BBB, BADO olarak Midilli’ye sefer başlattı.</p>

<p>Amenna!</p>

<p>Ama….</p>

<p>Kamu kaynakları ve yerel hizmetler ihtiyaçlar ve talep doğrultusunda değerlendirilirse kentli için faydalı olur… Olmayan bir şeyi yaparsanız, yeni bir adım atarsanız, ilk bir yeni uygulama başlatırsanız; olmadığı için, ilk olduğu için, ihtiyacı giderdiğiniz için yerindedir. Takdir alırsınız…</p>

<p>Şimdi dönelim BBB Midilli seferine…</p>

<p>Ayvalık’tan Midilli’ye zaten üç firma yolcu taşıyor. Yanılmıyorsak bu firmalar Jalem Tur, Turyol ve Uğur Jale firmaları… Yıllardır bu firmalar Ayvalık Midilli hattında.</p>

<p>Dolayısıyla bismillah ilk soru kendiliğinden ortaya çıkıyor: Üç firmanın faaliyet gösterdiği bir güzergahta neden BBB de sefer koyar ki?..</p>

<p>Koymasın demiyoruz, neden Ayvalık’tan sefer koyar ki diyoruz altını çizelim…</p>

<p>İlle Midilli deniyorsa Akçay’dan koy, karşı yakanın yükünü al, Ayvalık’ın yükünü azalt…</p>

<p>Ki yanılmıyorsak Küçukkuyu’dan 3 yıl boyunca Midilli’ye de seferler düzenlendi ve karşı yakanın yükünü Çanakkale Küçükkuyu epey almıştı ve de çok faydalı olmuştu.</p>

<p>Akçay’dan başlatamadık, gümrük işleri, bina-liman yetersizliği, vs sorunları mazeret ileri sürüyorsan o zaman zaten Midilli’ye sefere ihtiyaç yok ki giden gidiyor… Asıl ihtiyaç örneğin Altınoluk Ayvalık arasına, Akçay-Altınoluk-Ayvalık üçlüsüne deniz seferi koymak noktasında kendisini hissettirirken neden buna yönelik adım atılmaz ki?</p>

<p>Hele hele öyle bir organizasyon yaparsın ki deniz yoluyla örneğin Altınoluk’tan başlatırsın seferi Akçay, Ören, Pelitköy, Ayvalık olarak bir güzergah yaparsın enfes bir körfez tanıtımı olmaz mı?</p>

<p>Hele böyle bir körfez turunu, İstanbul’da örnekleri var bunun, Balıkesir kahvaltılı ya da öğle saatlerine denk geldiğinde Balıkesir yemeklerinden oluşan bir menü ile yaparsan tam tanıtım olur, cuk oturmaz mı?</p>

<p>Kendine yetersin, kendini öne çıkarırsın, körfeze akan milyonlara süper bir Kuzey Ege yolculuğu sunarsın…</p>

<p>Üç firmanın Midilli’ye zaten sefer yaptığı Ayvalık’a BBB’nin sefer koyması kanımızca gereksiz bir adım olmuş. Ki seferler 1 Ağustos’ta başladı… Dakika 1 gol 1, Turyol ile BBB kapıştı, Turyol kamuoyuna BBB’yi şikayet etti, kendi gemisi limana yanaşamamış falan filan… Durduk yere tatsızlık.</p>

<p>Ki BADO sefer ücreti de diğer firmalardan müşteri koparacak kadar cazip falan değil, e BADO boş kalırsa yazık değil mi bu parasızlıkta BBB’ye?..</p>

<p>Hele hele bir de işin Marmara tarafı var. Erdek, Bandırma, Avşa, Marmara Adası ihtiyaç… Bandırma İstanbul ihtiyaç…</p>

<p>İhtiyaçlar önceliklendirilemezse atılan her adım sorun olarak geri dönüyor; bunu bilmemek ve öngörmemek olası mı?..</p>

<p>Son eleştiri:</p>

<p>Balıkesir’den Ankara’ya uçak niye işlememişti? Abuk sefer saatleri yüzünden.</p>

<p>E… BADO’nun sefer saatleri ne?..</p>

<p>Çünkü Midilli’ye konaklamasız günübirlik giden çok… BBB, Midilli’ye konaklamalı anlaşmalar yaparsa tamam ama bu haliyle gidiş saati 11.00, dönüş saati 16.00</p>

<p>Midilli’ye indiğinde pasaport kontrolu, dönerken pasaport kontrolü vs…</p>

<p>Kala kala kalır sana 3 saat Midilli… Öğle sıcağında Midilli’de çoğu mekan da kapalı….</p>

<p>Sefer saati sabah 7-8; akşam 18-19 olmadığı sürece günübirlik kimse gitmez…</p>

<p>Bu da düşünülmedi mi?..</p>

<p>Velhasıl…</p>

<p>Öncelik değil, ihtiyaç hiç değil ve yaz sezonunun zaten çoğu bitmiş azı kalmış da…</p>

<p>Yoğurdu üfleyerek yemek daha akilane olmaz mıydı?</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//midilli/627/</link>
<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 13:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Balıkesir'de Su Krizi:</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Balıkesir'de Su Krizi:</strong></p>

<p><strong>İkizcetepeler Barajı Alarm Veriyor!</strong></p>

<p><strong>Suyu Nasıl Kullanmalıyız?</strong></p>

<p>Balıkesir'in içme ve kullanma suyu ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan İkizcetepeler Barajı, bu yıl kritik seviyelere ulaşan su seviyesiyle alarm veriyor. 23 Haziran 2025 tarihli güncel ölçümlere göre barajın doluluk oranı sadece %22,59 seviyesinde. Bu durum, Balıkesir için ciddi bir su sıkıntısı riskini beraberinde getiriyor. Peki, bu durumun nedenleri nelerdir ve hem belediye hem de Balıkesir halkı olarak neler yapmalıyız?</p>

<p><strong>İkizcetepeler Barajı Neden Kuruyor?</strong></p>

<p>İkizcetepeler Barajı'ndaki bu dramatik düşüşün birçok nedeni bulunuyor:</p>

<p>Küresel İklim Değişikliği ve Kuraklık: Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iklim değişikliğinin etkileri belirginleşmiş durumda. Özellikle sonbahar ve kış aylarında beklenen yağışların gerçekleşmemesi, barajlara yeterli su akışının olmamasına neden oluyor. Balıkesir de bu kuraklıktan payını fazlasıyla almış durumda.</p>

<p>Yanlış Su Yönetimi ve Kayıp/Kaçaklar: Şehir şebekelerindeki eskiyen borular, kaçaklar ve verimsiz sulama yöntemleri gibi faktörler, suyun önemli bir kısmının boşa gitmesine neden olabiliyor. Bu durum, mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>

<p>Hızlı Nüfus Artışı ve Kentleşme: Balıkesir'in artan nüfusu ve hızla devam eden kentleşme, su talebini sürekli olarak yükseltiyor. Bu durum, mevcut su kaynakları üzerinde daha fazla yük oluşturuyor.</p>

<p>Tarım Alanlarındaki Yanlış Sulama Yöntemleri: Tarım, su tüketiminin önemli bir kısmını oluşturuyor. Modern ve su tasarruflu sulama yöntemleri yerine hala geleneksel yöntemlerin kullanılması, su kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açıyor.</p>

<p><strong>Belediyenin Alması Gereken Tedbirler</strong></p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar, bu su kriziyle mücadele etmek için acil ve kapsamlı tedbirler almalı:</p>

<p>Acil Eylem Planı Hazırlığı ve Su Kısıtlamaları: Mevcut suyun en verimli şekilde kullanılması için kademeli su kısıtlamaları ve acil eylem planları devreye sokulmalı. Özellikle suyun israf edildiği alanlarda denetimler artırılmalı.</p>

<p>Alternatif Su Kaynakları Araştırılması: Yeni su kaynakları (yeraltı suları, atık su arıtma tesislerinden elde edilecek gri su vb.) araştırılarak mevcut şebekeye entegre edilmesi için fizibilite çalışmaları yapılmalı ve yatırımlar hızlandırılmalı.</p>

<p>Altyapı İyileştirmeleri: Su kayıp ve kaçaklarının önüne geçmek için eskiyen su borularının yenilenmesi ve şebeke iyileştirme çalışmaları hızlandırılmalı. Akıllı su sayaçları ve basınç düzenleme sistemleri gibi teknolojiler kullanılmalı.</p>

<p>Halka Yönelik Bilinçlendirme Kampanyaları: Su tasarrufu konusunda halkı bilinçlendirmek amacıyla sürekli ve etkili kampanyalar düzenlenmeli. Su kullanım alışkanlıklarının değiştirilmesi teşvik edilmeli.</p>

<p>Tarımsal Sulamada Verimlilik: Tarımda modern sulama tekniklerinin (damla sulama, yağmurlama vb.) yaygınlaştırılması için çiftçilere destek ve teşvikler sağlanmalı. Yüksek su tüketen ürünlerin yerine daha az suya ihtiyaç duyan ürünlerin ekimi teşvik edilmeli.</p>

<p><strong>Balıkesir'de Yaşayanlar Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>Su kıtlığı sadece belediyelerin değil, Balıkesir'de yaşayan her bireyin sorumluluğundadır. Su tasarrufu bilinciyle hareket etmek, bu krizi atlatmanın en önemli adımlarından biridir:</p>

<p>Günlük Yaşamda Su Tasarrufu:</p>

<p>Duş süreleri kısaltılmalı.</p>

<p>Bulaşık ve çamaşır makineleri tam dolulukta çalıştırılmalı.</p>

<p>Musluklar açık bırakılmamalı, bozuk musluklar tamir ettirilmeli.</p>

<p>Traş olurken veya diş fırçalarken suyu kapatma alışkanlığı edinilmeli.</p>

<p>Sebze ve meyveler akarsu altında değil, bir kap içerisinde yıkanmalı.</p>

<p><strong>Bahçe ve Araç Yıkamada Dikkat:</strong></p>

<p>Bahçe sulaması sabah erken veya akşam geç saatlerde, buharlaşmanın az olduğu zamanlarda yapılmalı. Mümkünse damla sulama sistemleri kullanılmalı.</p>

<p>Araçlar hortumla değil, kova ve süngerle yıkanmalı.</p>

<p>Su Sızdıran Yerlerin Bildirilmesi: Apartmanlarda veya sokaklarda su sızdıran boru veya musluklar fark edildiğinde ilgili birimlere veya apartman yönetimine hemen bildirilmeli.</p>

<p>Bilinçli Tüketim: Su kaynaklarının sınırlı olduğunun farkına vararak, her damlasının kıymetini bilmek ve israftan kaçınmak en temel sorumluluğumuzdur.</p>

<p>Balıkesir'in su geleceği için her birimizin üzerine düşeni yapması büyük önem taşıyor. Unutmayalım ki, su hayattır ve bu değerli kaynağı korumak hepimizin ortak görevidir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-su-krizi/626/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 18:07:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAR BANA BİR “YÜKSELTİLMİŞ YAYA GEÇİDİİİ”…..</title>
<description><![CDATA[<p><strong>YAR BANA BİR “YÜKSELTİLMİŞ YAYA GEÇİDİİİ”…..</strong></p>

<p>“Yar bana bir eğlence medet” misali…</p>

<p>Karagöz Hacivat oyunlarında geçen replikle giriş yaptık; kaale alınır mı acep?</p>

<p>Çok şikayet var.</p>

<p>Çok yakınma geliyor.</p>

<p>Biliyorsunuz adliyemiz artık iki parça. Muhteşem bir ek binamız var ki davanız, icranız olmasa da gidin görün ziyaret edin, enfes adliyemiz nasıl bir binada, kaçırmayın.</p>

<p>Ama konumuz bu değil.</p>

<p>Konumuz hız engelleyici kasisler.</p>

<p>Kasise çok mazeret üretilebiliyor; araçlar hızlı gitmesin her yere kasis mi yapılır, araçlar kasisten muzdarip oluyor, kasis kafaya göre yapamayız falan filan.. Kuşkusuz yanlış da değil bu gerekçeler. Ama kamu çare olmalı, çözüm üretmeli, burası da dönüp dolaşıp geldiğimiz sonuç.</p>

<p>Yönetimler değişse de sonuç aynı; belki 10 yıldır Büyükşehir’e soruyorsunuz haricen; topu Emniyet’e yani Trafiğe atıyorlar… Trafiğe soruyorsunuz, biz zaten kasis istiyoruz ama bizi dinleyen yok diyorlar, arada UKOME kararları, UTDK(ulaşım ve trafik düzenleme komisyon kararı) kararları gerekçe gösteriliyor…</p>

<p>Top havada; voleyboldaki ralli (servis atıldıktan sonra diğer servise kadar topun oyunda kaldığı zaman) gibi gidip geliyor sorun çok, çözüm yok.</p>

<p>Önce şunu ifade edelim ki yanlış anlaşılmasın…</p>

<p>Kasis öncelikle hızı ve trafik kazalarını azaltmak babında kimi caddeler için elzemdir, bir caddede her gün kaza oluyor, maddi zarar, kamu zararı, bedeni ve hayati zarar, manevi zarar doğuyorsa kamu mazeret arkasına sığınamaz, çözüm bulmak zorundadır.</p>

<p>Aşağıda bir grup vatandaş şikayetini ileteceğiz ama birkaç soru:</p>

<p>Cengiz Topel Köprüsü’ne gelmeden kasis var mı var; devam eden Rüzgar Caddesi’nde kasis var mı var, Mehmetçik’de kasis var mı var, Savaştepe Caddesi’nde kasis var mı var…</p>

<p>Peki her gün kaza olan Bandırma Caddesi’nde kasis neden yok; üzerinden tır tır ses yaparak geçtiğiniz güya hız kesiciler var da neden diğer örnek caddelerdeki gibi kasis yok? Daha çok kaza olan nokta mı var şehirde?</p>

<p>Kasis kelimesini sevmeyenler için şöyle diyelim kasis olmuyor veya olamıyorsa, yükseltilmiş yaya geçidi niye olmuyor, olamıyor?</p>

<p>Atatürk İÖO orda mı, evet, daha o ölüm virajına gelmeden daha geriden örneğin Bolulu Hasan Usta civarına; karşı şeritte de Gençlik Merkezi önüne yükseltilmiş yaya geçidi yapılmasının nasıl bir bilimsel ve hukuki engeli var; zaten yayalar Gençlik Merkezi önünde karşıdan karşıya geçiyorlar da araç sürücülerinin insafına kalmışlar, kim yol verirse o zaman ancak duran o yoğun trafikte…</p>

<p>Geçiniz…. Emniyet Müdürlüğü önünde en çok Emniyetçilerin şikayet etmesi gerek, kaçla uçuyor motorlar, kaç araç kapışıyor Emniyet’in önünde? Ki karşıdan karşıya geçemeyen vatandaşlardan o kadar çok şikayet geliyor ki yaya geçidini kimse dikkate almıyor, yükseltmeli geçit yapın diye…</p>

<p>Caddenin bir ucu hız cehennemi, diğer ucu ölüm virajlı-bol kazalı.</p>

<p>Geçelim…</p>

<p>Toplu dilekçe verilmiş Adliye ek bina personeli ve mahalle sakinleri tarafından…</p>

<p>İki kez dilekçe verilmiş ve kasis istenmiş TCDD Caddesi’ne, ek bina civarında uygun görülen bir yer için Mayıs başı ve Mayıs sonu. Meydana gelen kazalardan, yaralanmalardan, okulların mevcut olduğundan ve giderek tehlikenin arttığından bahsetmişler, kasis ama ziyadesiyle çözüm ve çare istenmiş.</p>

<p>Sağolsun cevap vermişler iki kez. Ama ikisi de kopyala yapıştır aynı cevap. UTDK kararına atfen kasis yapamadık yaya geçidi yaptık denmiş. Karar tarihi ise 2023, dikkatinizi çekelim.</p>

<p>Çözüldü mü sorun?..</p>

<p>Kazasız gün geçirmeyen, muhtemel hız pistine dönen caddeler için kasis yapılamıyorsa ve yaya geçidi yapılabiliyorsa tamam formül hazır işte…</p>

<p>Yükseltilmiş Yaya Geçidi.</p>

<p>Yayalar sevinir… Araçlar frenler… Vatandaşın endişesi gider.</p>

<p>Savaştepe Caddesi’nde varsa; TCDD Caddesi’nde niye olmaz?</p>

<p>Yarış İÖO önünde varsa, Atatürk İÖO önüne niye yapılmaz?</p>

<p>Yar bana bir yükseltilmiş yaya geçidi.</p>

<p>Kazalar kağıt üstü kararlarla azaltılamıyorsa, bulunmalı bir şekilde çaresi.</p>

<p>O yüzden  UTDK ile mi UKOME ile mi olur karar nihayeti, bulunmalı artık bundan gayrisi.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//yar-bana-bir-yukseltilmis-yaya-gecidiii/625/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 18:07:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Perdede Kayıp Zamanlar: Balıkesir'in Sinema Hafızası ve Günümüzdeki Yansımaları</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Perdede Kayıp Zamanlar: Balıkesir'in Sinema Hafızası ve Günümüzdeki Yansımaları</strong></p>

<p>Bir zamanlar Balıkesir'de sinema, sadece karanlık bir salonda film izlemekten çok daha fazlasıydı. Şehrin sosyal dokusunun en canlı ipliklerinden biri, ailelerin buluşma noktası, gençlerin ilk heyecanlarına tanıklık eden, kültürel ve sanatsal yaşamın kalbinin attığı büyülü mekanlardı. Gazoz ve leblebi kokusunun ahşap sandalyelerin gıcırtısına karıştığı o yıllardan, günümüzün modern AVM’ye uzanan bu yolculuk, Balıkesir'in toplumsal değişiminin de bir özetidir.</p>

<p><strong>Altın Çağ: Kışlık Salonların İhtişamı ve Yazlık Sinemaların Samimiyeti</strong></p>

<p>Balıkesir'in sinema tarihinde bazı isimler, şehrin kolektif hafızasında silinmez izler bırakmıştır. Kışlık sinemalar, özellikle kent merkezinin sosyal hayatına yön veren önemli merkezlerdi.</p>

<p><strong>Şan Sineması:</strong> Belki de Balıkesir'in en ikonik sinemalarından biriydi. Kendi mülkleri üzerine önce yazlık, sonra kışlık olarak inşa edilen Şan Sineması, sadece filmlerin değil, aynı zamanda önemli konserlerin ve tiyatro oyunlarının da sahnelendiği bir kültür merkeziydi.</p>

<p><strong>Saray Sineması:</strong> Kasaplar Mahallesi'nde hem yazlık hem de kışlık olarak hizmet veren Saray Sineması da dönemin en popüler mekanlarındandı. Ailelerin ve arkadaş gruplarının vazgeçilmez adresiydi.</p>

<p><strong>Yıkılan Şehir Sineması:</strong> Gazi Bulvarı üzerinde yer alan ve birçok kişi tarafından bir kültür merkezi olarak anılan bu sinema, dönemin mimari anlayışını yansıtan, locaları ve profesyonel sahnesi olan görkemli bir yapıydı. Hatta valinin konaktan direkt geçiş yapabildiği özel bir locası bile bulunuyordu. Yıkılması, şehir hafızasında derin bir boşluk yaratmıştır.</p>

<p><strong>Diğer Salonlar:</strong> Bu büyük isimlerin yanında <strong>Ömür, Kent, Alkazar</strong> gibi sinemalar da Balıkesir'in sinema kültürünü zenginleştiren diğer önemli salonlardı.</p>

<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sinema keyfi, yıldızların altına taşınırdı. <strong>Yeşil Sinema, Lale Sineması, Yıldız Sineması</strong> gibi yazlık sinemalar, daha samimi ve halkla iç içe bir atmosfer sunardı. Tahta sandalyelerde, çekirdek çitleyerek, iki film birden izlemenin keyfi, o dönemi yaşayanlar için unutulmaz bir anıdır. Bu mekanlar, komşuluk ilişkilerinin pekiştiği, yaz akşamlarının en keyifli sosyal etkinliğiydi.</p>

<p><strong>Değişim Rüzgarları: Kapanan Perdeler ve Kaybolan Kültür</strong></p>

<p>1980'li yıllarda renkli televizyonun evlere girmesi, tüm Türkiye'de olduğu gibi Balıkesir'de de sinema salonları için bir dönüm noktası oldu. İnsanların evlerinde sinema keyfine ulaşabilmesi, salonlara olan ilgiyi azalttı. Zamanla bu köklü ve tarihi mekanlar bir bir kapılarını kapattı. Bazıları yıkılarak yerlerine iş hanları veya apartmanlar inşa edildi, bazıları ise farklı amaçlarla kullanılan mekanlara dönüştü. Bu süreçte sadece binalar değil, o binaların duvarlarına sinmiş anılar, yaşanmışlıklar ve bir sosyalleşme kültürü de yitip gitti.</p>

<p><strong>Modern Dönem: AVM Sinemaları ve Yeni Seyir Alışkanlıkları</strong></p>

<p>2000'li yıllarla birlikte sinema kültürü, alışveriş merkezlerinin (AVM) içinde yeniden canlandı. Balıkesir'de de bu dönüşüm kendini gösterdi. Günümüzde şehirdeki sinema hayatı, ağırlıklı olarak modern teknolojiyle donatılmış AVM sinemaları üzerinden devam etmektedir.</p>

<p><strong>Paribu Cineverse (Yaylada AVM):</strong> Şehrin ilk modern sinema komplekslerinden biri olarak hizmete giren Yaylada AVM'deki sinema salonları, uzun yıllar Balıkesirlilere hizmet vermiştir.</p>

<p><strong>Cinemapink (10 Burda AVM):</strong> En yeni teknolojilere sahip ses ve görüntü sistemleri, konforlu koltukları ve birden fazla salon seçeneği ile Cinemapink, günümüzde şehirdeki en popüler sinema merkezlerinden biridir.</p>

<p><strong>İlçelerdeki Sinemalar:</strong> Balıkesir merkezinin yanı sıra Edremit (Novada AVM Cinemarine, Akın AVM Melek Sineması), Bandırma, Burhaniye gibi büyük ilçelerde de modern sinema salonları sinemaseverlere hizmet vermektedir.</p>

<p>Günümüzün sinema deneyimi, geçmişe göre oldukça farklı. Konfor, teknolojik üstünlük ve daha geniş film seçkisi gibi avantajlar sunuluyor. Ancak, eski salonların o kendine has ruhu, komünal atmosferi ve şehrin kalbindeki merkezi konumları yerini, daha standardize ve bireysel bir deneyime bırakmış durumda.</p>

<p>Sonuç olarak, Balıkesir'in sinema salonları tarihi, şehrin geçirdiği sosyal ve kültürel evrimin bir aynasıdır. Şan, Saray ve Şehir Sineması gibi mekanların nostaljik anılarından, 10 Burda ve Yaylada (Kapandı) gibi AVM'lerin modern konforuna uzanan bu serüven, sinemanın form değiştirse de büyüsünü asla kaybetmediğini göstermektedir. O eski salonlar artık fiziksel olarak var olmasa da Balıkesir'in belleğindeki yerleri, beyaz perdede oynamış en güzel filmler kadar canlı ve kalıcıdır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//perdede-kayip-zamanlar-balikesir-in-sinema-hafizasi-ve-gunumuzdeki-yansimalari/624/</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> KENT RIZASI İÇİN BİRAZ ASFALT!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>KENT RIZASI İÇİN BİRAZ ASFALT!</strong></p>

<p>Nasıl başlık koysak bilemedik.</p>

<p>Allah rızası için asfalt desek olmayacak.</p>

<p>Bir tutam asfalt desek ot değil ki bu ne tutamı?</p>

<p>Birkaç km asfalt desek, eh belki.</p>

<p>Neyse ki ve nihayet, çağrışımla “kent rızası” dedik.</p>

<p>Balıkesir kent içi yolları perişan halde.</p>

<p>Yeni de değil bu perişanlık, önceki dönemden beri berbat halde.</p>

<p>Kimse de umursamadı geçen dönem, kent içine bakan olmadı.</p>

<p>Şimdi de aynı tablo aynen devam.</p>

<p>Hatta bugünün yönetimi için ekstra bir mazeret de var: Para sıkıntısı.</p>

<p>Lakin…</p>

<p>Ne olursa olsun…</p>

<p>Tüm caddeler için olmasa da….</p>

<p>Olamasa da….</p>

<p>Ki gerçekten sağlam olan bir kaç cadde sanırız: Bandırma Caddesi, Cengiz Topel ve bir iki tane daha.</p>

<p>Eskiden Vasıfçınar da iyiydi ama orduevi restorasyonları sebebiyle bir bölüm orada da bozuldu gitti…</p>

<p>Velhasıl..</p>

<p>Sağlam cadde iki elin parmakları kadar belki, ötesi yok.</p>

<p>Sıtkı Yırcalı Caddesi keşkek, Savaştepe Caddesi keşkek, Atalar Caddesi nanay, Bağlar Sokağı berbat… Ahmet Taprak Caddesi DSİ dere çalışması nedeniyle kim bilir ne kadar perişan?</p>

<p>Saymak mümkün değil, sayamayız, yazamayız zaten.</p>

<p>Derdimiz başka.</p>

<p>Bari kent içi çok yoğun olan caddelere bir el atın…</p>

<p>Atalar Caddesi misal.</p>

<p>Kentin göbeği.</p>

<p>Zaten ip gibi ilerleyen bir cadde, bir de park eden araçlar…</p>

<p>Güya Kızılay Caddesi ile birleşme noktasına delinatör çaktılar da delinatörlü kısma geçerken Atalar Caddesi’nde araçların cacığı çıkıyor yerdeki kutuların abuk sabuk kamburlukları yüzünden…</p>

<p>Bir başka örnek.</p>

<p>Şehirlerin ne kadar caddesi olursa olsun ve aslında hepsine aynı bakım ve özen gösterilmesi gerekirse gereksin…</p>

<p>Bir de göz önünde olunan caddeler vardır.</p>

<p>Misal son yıllarda yaşam kalitesi açısından çok güzelleşen bir Savaştepe Caddemiz var di mi?..</p>

<p>Bursa’daki FSM’yi bilenler bilir.</p>

<p>Kıyaslanamaz orasıyla ama…</p>

<p>Sanki milyonda bir olsa da orayı andırıyor gibi di mi?</p>

<p>Netice olarak Balıkesir’in en fiyakalı caddelerinden biri.</p>

<p>Yol ne hale geldi son yıllarda?...</p>

<p>Hiç mi görülmüyor bu yol?..</p>

<p>Hiç mi rahatsızlık yok?..</p>

<p>Ya topu topu kaç yüz metre?..</p>

<p>Bari böyle imaj caddelere bir el atın…</p>

<p>Alkı kaval üstü şeşhane deyimine cuk oturuyor Savaştepe Caddesi.</p>

<p>Gerçekten birkaç cadde olsun bir el atın….</p>

<p>Makyajsa makyaj.</p>

<p>İhtiyacı var yolların, acil Rh kan gibi çok acil ihtiyacı var bazı caddelerin.</p>

<p>Bu kadar da olmaz dedirten yol ve cadde sayımız giderek artıyor; ilçelere, kırsala bakarken merkezi unutmayın.</p>

<p>Sokaklara falan bakmıyoruz; iki elin parmakları hariç diğer caddeler nakavt!</p>

<p>Görmek lazım! Kent rızası için asfalt lazım!</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kent-rizasi-icin-biraz-asfalt/623/</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ 6 YAŞINDA</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ 6 YAŞINDA</strong></p>

<p><strong>Bir Şehrin Hafızası, Bir İlkeli Duruşun Öyküsü </strong></p>

<p>Balıkesir'in kalbinde, doğru ve tarafsız haberin sesi olarak yankılanan Balıkesir Takip Gazetesi, kuruluşunun 6. yıl dönümünü büyük bir gurur ve heyecanla kutluyor. 16 Mayıs 2019'da başlayan bu anlamlı yolculuk, geride bıraktığı altı yılda sadece bir gazetenin öyküsü olmaktan öteye geçti; şehrin hafızasına kazınan, ilkeli duruşuyla örnek teşkil eden bir yayın organının varoluş mücadelesi haline geldi.</p>

<p><strong>Tarafsızlığın ve Dürüstlüğün Sembolü</strong></p>

<p>Bu kutlu başlangıcın mimarı olan Umut Sözen, tek başına omuzladığı bu zorlu görevi, adeta bir "insanüstü gayret" olarak tanımlanabilecek bir azimle sürdürdü. Balıkesir Takip Gazetesi, Sözen'in kararlılığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü ve her kesime eşit mesafede durma ilkesi sayesinde, kısa sürede Balıkesir halkının güvenini kazandı. Gazetenin sayfaları, sadece güncel olayları aktarmakla kalmadı, aynı zamanda şehrin sosyal, kültürel ve ekonomik dinamiklerine de ışık tuttu. Yerel sorunlara duyarlılık göstererek çözüm arayışlarına katkıda bulundu, Balıkesir'in güzelliklerini ve potansiyelini okuyucularıyla paylaştı. </p>

<p>Geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması, Balıkesir Takip Gazetesi'nin sadece bir haber kaynağı olmadığını, aynı zamanda bir kentlilik bilincinin oluşmasına da katkı sağladığını gösteriyor. Okuyucularıyla kurduğu samimi bağ, gazetenin şehrin her köşesinde ilgiyle takip edilmesini beraberinde getirdi. Dijitalleşen dünyada yazılı basının karşılaştığı zorluklara rağmen, Balıkesir Takip Gazetesi, nitelikli içeriği ve ilkeli yayın politikasıyla varlığını sürdürmeyi başardı. Bu da, yerel basının bir şehrin kimliği ve hafızası için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. </p>

<p>Balıkesir Takip Gazetesi'nin 6. yıl dönümü, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Umut Sözen'in ve tüm gazete çalışanlarının özverili çalışmalarına duyulan minnetin de bir ifadesidir. Onların inancı ve çabası sayesinde, Balıkesir'de tarafsız, dürüst ve gerçek habercilik ilkeleri yaşatılmaya devam ediyor. </p>

<p>Bu anlamlı günde, Balıkesir Takip Gazetesi'nin nice başarılı yıllara ulaşmasını diliyor, yazılı basın olarak şehrimize kattığı değerin artarak devam etmesini temenni ediyorum. Tebrikler Umut Sözen ve değerli Balıkesir Takip Gazetesi ailesi! Şehrimizin sesi olmaya nice uzun yıllar devam edin.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-takip-gazetesi-6-yasinda/622/</link>
<pubDate>Thu, 15 May 2025 11:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ESER OTO BOYA KLİNİK: Taş İzi ve Çizik Onarımında Yeni Bir Soluk  ARACINIZ DEĞERİNDE KALSIN</title>
<description><![CDATA[<p><strong>ESER OTO BOYA KLİNİK: Taş İzi ve Çizik Onarımında Yeni Bir Soluk</strong></p>

<p><strong>ARACINIZ DEĞERİNDE KALSIN</strong></p>

<p>Köşe Yazarımız Eran Yırcalı KÜÇÜKSAN da hizmet veren Eser Oto Boyaya konuk oldu. Yazarımız Yırcalı araçların görünümüne değer katan Eser Oto Boya ile ilgili görüşlerini dile getirdi.</p>

<p>Günümüzde otomobil sahipleri için araçlarının estetiği, en az mekanik performansı kadar önem taşıyor. Kullanıcılar, araçlarının sadece sorunsuz çalışmasını değil, aynı zamanda ilk günkü kusursuz görünümünü de muhafaza etmek istiyor. İşte tam bu noktada, boyasız çizik giderme (Paintless Dent Repair - PDR) ve boya üzerindeki çiziklerin profesyonel yöntemlerle onarımı devreye giriyor. Balıkesir'de bu alanda uzmanlaşmış bir isim, Özkan ESER, araçlarınızdaki taş izi ve çizik sorunlarına kalıcı çözümler sunuyor.</p>

<p><strong>1996'dan 2023'e Uzayan Bir Uzmanlık Hikâyesi</strong></p>

<p>Otomotiv sektörüne 1996 yılında oto boyacısı olarak adım atan Özkan ESER, yıllar süren deneyiminin ardından 2023 yılında Balıkesir'de taş izi ve çizik onarımı alanında bir boşluk olduğunu fark ediyor. Bu alanda kendini geliştirmek amacıyla İstanbul'da kapsamlı bir eğitim alan ESER, edindiği uzmanlıkla Balıkesir'e dönerek ESER OTO BOYA KLİNİK'i hayata geçiriyor.</p>

<p><strong>Orijinalliği Koruma Sanatı: Boyasız Çizik Giderme</strong></p>

<p>Günümüzün yüksek araç fiyatları ve taş izi, kuş pisliği gibi etkenlerle boyanan araçların değer kaybı yaşaması, araç sahiplerini alternatif çözümlere yöneltiyor. ESER OTO BOYA KLİNİK, tam da bu noktada devreye girerek derin çizikler, göçük düzeltme sonrası oluşan kırıklar gibi hasarları aracın orijinalliğini bozmadan, boyasız bir şekilde ilk günkü haline getiriyor. Bu sayede araçların değer kaybı önlenirken, müşteri memnuniyeti en üst düzeye çıkıyor.</p>

<p><strong>Profesyonel Tekniklerle Kusursuz Onarım</strong></p>

<p>Geleneksel onarım yöntemlerinde hasarlı bölgeye macunlama, astar ve ardından boyama işlemi uygulanırken, boyasız çizik giderme tekniği farklı bir yaklaşım sunan ESER OTO BOYA KLİNİK de öncelikle zemin kusursuz hale getirilir, ardından özel renklendirme ve dolgu işlemleri uygulanır. Onarımın kapsamına göre 3 ila 5 gün sürebilen bu titiz çalışma sayesinde araç, ilk günkü estetik görünümüne kavuşur. Hasarın durumuna, çiziğin derinliğine ve rengine göre çelik rötuş ve airbrush teknikleri kullanılarak sadece hasarlı bölgeye müdahale edilir ve orijinal görünüm sağlanır.</p>

<p><strong>Sadece Çizik Değil: Kapsamlı Bakım Hizmetleri</strong></p>

<p>ESER OTO BOYA KLİNİK, çizik ve taş izi onarımının yanı sıra araçların yüzeyinde oluşan kimyasal tozlar, polenler, sakız ve demir tozları gibi inatçı lekeleri de aracın boyasına zarar vermeden, uzman bir ekip tarafından temizler. Ayrıca, far temizliği ve kil temizliği hizmetlerinin yanı sıra, boya koruma ve seramik kaplama uygulamaları da sunulmaktadır. Özkan ESER, bu işlemlerin basit bir pasta-cila uygulaması olmadığını, çok daha detaylı ve özenli bir çalışma olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Şeffaf Fiyatlandırma ve Müşteri Memnuniyeti</strong></p>

<p>ESER OTO BOYA KLİNİK de fiyatlandırma, kalite, müşteri memnuniyeti ve uygun fiyat prensipleri doğrultusunda şeffaf  bir şekilde belirlenir. Müşteriler, yapılan işlemlerin karşılığını en iyi şekilde alacaklarından emin olabilirler.</p>

<p>Balıkesir'de aracınızın estetiğini güvenle emanet edebileceğiniz bir adres arıyorsanız, ESER OTO BOYA KLİNİK’e gitmeniz yeterli. Uzmanlığı ve titiz işçiliği ile fark yaratan Özkan ESER ve ekibi, araçlarınızın ilk günkü ışıltısına kavuşması için gereken özeni göstermeye hazır sizleri bekliyor.</p>

<p><strong>ARACINIZ DEĞERİNDE KALSIN</strong></p>

<p><strong>ADRES:</strong> Yeni Sanayi Sitesi 4ncü Kapı Tren yolu Mevkii</p>

<p>12 Ekim Cad. No: 30 Paşaalanı Mah./ Karesi/Balıkesir</p>

<p><strong>Tel:</strong> 0.536. 975 32 30</p>

<p><strong>Email:</strong> ozkaneser774 @gmail.com</p>

<p><strong>İnstagram:</strong> eseroto10_cizik_onarm</p>

<p><strong>Facebook:</strong> Özkan ESER</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//eser-oto-boya-klinik-tas-izi-ve-cizik-onariminda-yeni-bir-soluk-araciniz-degerinde-kalsin/621/</link>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 10:28:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>