<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Balıkesir'de Haftalık Yayın Yapan Gazete</title>
<link>https://www.balikesirtakip.com</link>
<description></description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.balikesirtakip.com</copyright>
<image>
<title>https://www.balikesirtakip.com</title>
<url>
https://www.balikesirtakip.com/images/genel/yeniZveZgncelZlogo.jpg
</url>
<link>https://www.balikesirtakip.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title> HANGİ PARAYLA GİDECEKSİN?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>HANGİ PARAYLA GİDECEKSİN?</strong></p>

<p>Yakın bir köyde yıllar önce rahmetli babam Orhan Yırcalı’nın Mandırası vardı. Çeşitli peynir üretimi yapardı. En çok yaptığı ise “Teneke Manyas”dı. Beyaz peynir en çok satılanı idi. Sütün kreması çeker ve Ankara’ya komisyoncuya gönderirdi. Bende o yıllarda kendisine yardım eder okul dışındaki zamanlarımı  köyde mandırada geçirirdim. Markamız “A.Y.” idi.</p>

<p>Bir gün aklıma soru takıldı. Bazı mandıralar bizden daha az süt işledikleri halde bizden daha iyi yaşıyorlardı. Babama bu durumu sordum. Beni dağıtıma gidecek olan peynir tenekelerinin yanına götürdü ve üzerlerini okumamı söyledi. Okudum. Ne gördün? diye sordu. Ben bir şey anlayamadığımı söyledim. Kendisin yüksek sesle okudu ve “bak oğlum biz hiç TAM YAĞLI” peynir yapmıyoruz. Tenekelerin üzerinde “Y.YAĞLI ve YAĞSIZ” yazıyor. Ben sütün yağını (kremasını)  çekip de tenekenin üzerine TAM YAĞLI yazamam. Çalacaksan buyur geç dedi.    </p>

<p>Bu konuşma beni çok etkilemişti ve o günden sonra kimsenin yaptığı işi  sorgulamadım ve babam gibi olmaya gayret ettim.</p>

<p>Gelelim, hangi parayla gideceksin? Mevzusuna.   Bir gün Mandıraya süt döken  kişilerden Ahmet Z. geldi.  Orhan abi ben hacıya gideceğim, hakkını helal et dedi. Babamda sordu. Ahmet hacıya hangi parayla gideceksin? Süt parasıylamı, buğday parasıylamı? Ahmet abi güldü ve buğday parasıyla dedi.  Babam güldü ve hakkını helal etti.</p>

<p>Ben Ahmet abi gidince babama burada ne yaşandı? Ben bir şey anlamadım dedim.  Babam şöyle cevap verdi. Bu Ahmet, süte su katar. Bende Ahmet süte su katma almam bak dediğimde ise Orhan abi, biz bu güğümleri yıkarken içinde su kalıyor ben ne yapayım su katmıyorum der.</p>

<p>İşte ben bu açıklamadan sonra babamın ne demek istediğini anladım ve ne diyeceğimi bilemedim.</p>

<p>Babam doğru dürüst bir insandı. Yaymacılar caddesindeki Manifatura dükkânımızda basma, kumaş vb. ölçerken hep 10 santim fazla ölçerdi. Makas payı bu oğlum derdi. Yanlış keseriz, müşteri bu kumaşı ölçtüğü zaman fazla çıksın az çıkmasın derdi.-</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//hangi-parayla-gideceksin/702/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR KENTİN RUHUNU GELECEĞE TAŞIYAN SANATÇI: ÜLKER ERKE</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BİR KENTİN RUHUNU GELECEĞE TAŞIYAN SANATÇI: ÜLKER ERKE</strong></p>

<p>Alparslan AYRAL</p>

<p>Ülker Erke ile 1990’lı yılların başında, Edremit’te Atatürk’ün konakladığı evle ilgili araştırma yapan Sayıştay üyesi bir hanımefendi aracılığıyla tanıştım. Annesi Edremit’in yerlilerinden olan sanatçı, özgün eserleriyle sanat dünyasında kendisine saygın bir yer edinmişti. Düşüncelerini samimi ve net bir şekilde aktarması, çevresinde büyük bir hayranlık ve saygı uyandırırdı.</p>

<p>Hayatı, minyatür sanatı ve Edremit üzerine sohbetlerimiz oldu. 1932 yılında İstanbul Kadıköy’de doğduğunu, babası Atıf Bey’in İstanbullu; annesinin ise Edremit’in sanayicilerinden Ali Rıza Karagözoğlu’nun kızı Ayşe Sıdıka Hanım olduğunu ifade etmişti. Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’den tezhip ve minyatür sanatlarını öğrenen Erke; 2006 yılında Geleneksel Sanatlar dalında “Yılın Sanatçısı” ödülüne layık görülmüştür.</p>

<p>Minyatürlerini içeren ve bir kısmı Kültür Bakanlığı yayınları arasında yer alan kitaplar hazırlayan sanatçı, yaz tatillerini ise çok sevdiği Edremit’te geçirmekteydi. Yazılı metinlerin anlamını genişletmek amacıyla doğan minyatür sanatı, başlangıçta saray çevresine hitap eden bir gelenekken yetenekli sanatçılar sayesinde zamanla</p>

<p>yaygınlaşmıştır. Erke, değerler açısından Türk minyatür geleneğini günümüzde yaşatan, millî</p>

<p>kültürümüzü yerelden evrensele taşıma başarısı gösteren çağdaş bir sanatçıdır. Bu çabalarıyla</p>

<p>hocasının yolundan giderek alanında silinmez bir iz bırakmıştır.</p>

<p>Minyatür sanatını çok önemsediği için bu alana büyük emek vermiştir. Mevlevilik, Anadolu efsaneleri ve halk oyunlarımızı konu alan eserleriyle hem değerleri yaşatmış hem de bu sanatı geniş kitlelere sevdirmiştir. Tablolarında konu dağınıklığından kaçınarak doğrudan kültürel birikimlerimizi yansıtan temalara odaklanmıştır. Belgeselliğe önem veren sanatçı; Edremit’in sivil mimarlık örneklerini, geleneklerini ve kıyafetlerini resmederek kentin ruhunu geleceğe taşımış ve nesillere önemli bir miras bırakmıştır.</p>

<p>Edremit’in tarihi mekânlarından ilham alarak çalışan sanatçı; resmettiği evlerin,  konakların ve sokakların sosyal ve ekonomik yapısını bizzat deneyimlediğini, bu kültürel iklimi yaşayarak tuvallere, çizgilere dönüştürdüğünü söylemişti. Minyatürlerindeki güçlü renk uyumu, motiflerdeki sadelik, insan figürlerindeki stilize</p>

<p>etme başarısı ve bina çizimlerinde teknik ölçülere dikkat etmesi estetik olgunluk taşır. Her tablosunda durağanlığı yenen ve insanı rahatlatan orantılı bir hareketlilik vardır. Edremit’i coğrafyası, tarihi ve Kazdağları ile dünyanın cenneti olarak görürdü. İstanbul’un muhteşem tarihinden ve güzelliğinden hiç kopmadığını fakat Edremit’in insana huzur veren ayrı bir yönü olduğunu dile getirirdi.</p>

<p>Gelenekten kopmadan ölümsüz eserler bırakan ve 2020 yılında aramızdan ayrılan Ülker</p>

<p>Erke’yi rahmetle ve saygıyla anıyorum.</p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanlığına Bir Öneri: Kültürümüze yaptığı katkıların nişanesi olarak Balıkesir'in herhangi bir sokak veya caddesine ismi verilerek sanatçı ölümsüzleştirilmelidir. Kentler, kendilerini geleceğe taşıyan sanatçılarına sahip çıktığı müddetçe yaşar.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//bir-kentin-ruhunu-gelecege-tasiyan-sanatci-ulker-erke/701/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>26.CAZ FESTİVALİ</title>
<description><![CDATA[<p>26.CAZ FESTİVALİ</p>

<p>Kentlerin yaşamlarında festivaller, fuarlar, kongreler, spor etkinlikleri çok önemli.</p>

<p>Kültür hayatına katkı yanında bir anlamda kentlere adrenalin salgılar, antioksidan etkisi yapar bunların hepsi.</p>

<p>O yüzden kente yatırım ve altyapı önceliklerini ötelememek kaydıyla sosyal etkinlikleri önemsemek gerekir.</p>

<p>Bakımsız, kirli ve ihmal edilmiş kentler açısından kuşkusuz öncelik altyapı ve şehrin pırıl pırıl olmasıdır.</p>

<p>Bütçeniz elveriyorsa da mümkün olduğunca kültür sanat etkinlikleri yapmanız da ihtiyaçtır.</p>

<p>Ufuk açar çünkü bu etkinlikler.</p>

<p>Lüzumsuz masrafları kısarak, abartılı ve aşırı reklam bütçelerini minimalize ederek kültür sanata kolaylıkla yer açılabilir.</p>

<p>Kamuoyuna duyuru yaptı BBB.</p>

<p>6 Eylül Kurtuluş Günü sebebiyle 1. Balıkesir Kültür Festivali düzenleniyor.</p>

<p>Öncelikle şunu söyleyelim; önceki dönemlerde Balıkesir’in kültür ve sanat alanında epey ihmal edilmişliği ve önemsenmemişliği var.</p>

<p>Tabiri caizse düdük kadar iller nicedir kitap fuarı yaşıyor.</p>

<p>İl olarak (6 Eylül ve diğer ilçeleri kenara koyalım) il merkezinde ilk kez geçen yıl düzenlendi Kitap Fuarı.</p>

<p>Aslında ne büyük bir ayıp.</p>

<p>Belki de Ahmet Akın yönetiminde bugüne kadar kente atılan en güzel imza da o oldu kültür hayatı bakımından.</p>

<p>Düşünsenize ilçelerinde yıllardır kitap fuarı düzenlenen Balıkesir il merkezinin geçen yıla kadar kitap fuarı olmadı.</p>

<p>Hoş, kentte kitapçı bile yok.</p>

<p>Bir Remzi Kitabevi’ni, bir İnkılap Yayınevi’ni, bir Kırmızı Kedi’yi getirmek çok zor olmamalı aslında ama…</p>

<p>Ufuk var mı ufuk?</p>

<p>Velhasıl…</p>

<p>Mis gibi Tivoli’miz vardı yerel marka.</p>

<p>Onu bile görmedik, korumadık.</p>

<p>Oysa belediyeler, şehirden önce duymalı, haber almalı, yaşamalıdır.</p>

<p>Tivoli hangi dönemde kapandı bilmiyoruz ama Yücel Yılmaz döneminde kapandı diye kalmış aklımızda…</p>

<p>O zamanki yönetimin bundan haberdar olmaması mümkün değil, tutup elinden alıp götürseydiniz Avlu’ya, makul bir kira ile yaşatsaydınız Tivoli’yi.</p>

<p>Bir elin parmakları kadar kalan yerel kitapçılar dışında zincir kitapçılardan biri var koca kentte.</p>

<p>Ve geçen yıl kitap fuarı düzenleyebildik diye mutlanıyoruz.</p>

<p>Bu yıl 1.Kültür Festivali düzenliyor ya şimdi BBB.</p>

<p>Birinci kelimesini görmek de kuşkusuz acı bir his aslında.</p>

<p>Yıl 2026…</p>

<p>Balıkesir’de 1.Kültür Festivali.</p>

<p>Geçmişin kulaklarını çınlatsak da ilki bu yıl düzenlenecek Festival içeriğine baktığımızda ise daha çok spor ağırlıklı olduğunu ve “Kültür Festivali” çerçevesine göre içinin biraz boş kaldığını söylemek abartı olmaz ama ilk olmanın heyecanıyla ve gelecek yıllarda daha dolu dolu programlar yapılacağını umut ederek hayırlı olsun diyelim tabi ki.</p>

<p>Ama yine de hüzün var.</p>

<p>2026…</p>

<p>Afyon’da bu yıl 26.Caz Festivali yapıldı iyi mi?...</p>

<p>Yirmialtıncı…</p>

<p>Caz Festivali…</p>

<p>Afyon’da…</p>

<p>Yine aynı kentte Uluslararası Tiyatro Festivali var.</p>

<p>Afyon’a gitmeyelim, dibimizde İnegöl var ya, herkesin mobilya baktığı…</p>

<p>Geçen Temmuz’da 39.Uluslararası Kültür Sanat Festivali yaptılar… 10 ülkeden toplamda 250’den fazla kişinin oluşturduğu ekipler…</p>

<p>Yazıyla yazalım mı bunu da…</p>

<p>İnegöl… 39’uncu…. Uluslararası….</p>

<p>Biz de ancak siftah yapıyoruz… Dileğimiz yaşasın yıllar boyu, daha da gelişsin büyüsün festival, sonrasında uluslararasına dönsün…</p>

<p>Başlamak yolun yarısı derler de…</p>

<p>Başlarken yine reklama boğmayalım kendimizi…</p>

<p>Eller nerede, biz neredeyiz AI’ye sorun döksün 3-5 saniyede.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//26-caz-festivali/700/</link>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA PAZAR DEMEK ERDEK DEMEKTİ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA PAZAR DEMEK ERDEK DEMEKTİ</strong></p>

<p> </p>

<p>Bugün dört kişilik orta halli bir ailenin Pazar gününü nasıl geçirebileceğini düşünürken, insan ister istemez kendi çocukluğuna gidiyor.</p>

<p>Bugünün Pazarlarını planlarken hesap kitap yapıyoruz. Nerede kahvaltı edeceğiz, çocukları nereye götüreceğiz, denize nerede gireceğiz, ne kadar para harcayacağız?</p>

<p>Bizim çocukluğumuzda ise işler biraz daha farklıydı.</p>

<p>Balıkesir'de Pazar günü denince akla gelen yerlerden biri Erdek'ti.</p>

<p>Özellikle yaz aylarında Pazar günü Erdek'e gitmek, Balıkesirli aileler için neredeyse bir gelenekti.</p>

<p>Otobüsler Paşa Camii'nin önünden kalkardı.</p>

<p>Sabah erkenden aileler hazırlanır, çocuklar heyecanla yola çıkılmasını beklerdi. Öyle bugünkü gibi herkesin altında otomobil yoktu. Araba sahibi olmak ayrı bir meseleydi. Ama bu, insanların denize gitmesine, gezmesine, eğlenmesine engel değildi.</p>

<p>Paşa Camii'nin önündeki hareketlilik bile başlı başına bir hatıraydı.</p>

<p>Otobüse binilir, Erdek yolu tutulurdu.</p>

<p>Bir de bizim bisikletçi abilerimiz vardı.</p>

<p>Balıkesir'den Erdek'e bisikletle gidenler...</p>

<p>Bugün düşününce insanın gözünde büyüyor. Balıkesir'den bisikletle Erdek'e gidilecek, bütün gün orada kalınacak, sonra aynı yol geri dönülecek.</p>

<p>Ama gençlik başka bir şey.</p>

<p>Pedal çevrilir, gidilirdi.</p>

<p>Fakat dönüşte yorgunluk bazen öyle bir noktaya gelirdi ki bisikletler yolda bulunan kamyonlara yüklenirdi.</p>

<p>Abilerimiz de bisikletlerinin yanında kamyonun arkasına oturur, Balıkesir'e öyle dönerdi.</p>

<p>Bugün anlatsak belki gençler inanmaz.</p>

<p>"Gerçekten bisikletle Erdek'e mi gidiyordunuz?" diye sorarlar.</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gidiyorduk.</p>

<p>Hem de bugünkü imkânların çok azıyla.</p>

<p>Ama galiba mutluluğun ölçüsü de imkânların çokluğuna göre değişmiyordu.</p>

<p>Bir deniz, bir bisiklet, bir otobüs yolculuğu, yanımızda ailemiz veya arkadaşlarımız...</p>

<p>Yetiyordu.</p>

<p>O yıllarda Akçay ve Altınoluk bugünkü kadar gelişmiş değildi çok da bilinmiyordu. Akçay’a sadece Ankaralılar gelirdi.</p>

<p> Bugün Balıkesir'in yaz turizminin en önemli merkezleri arasında saydığımız Akçay, Altınoluk ve çevresinin zaman içerisinde gelişmesine hepimiz şahit olduk.</p>

<p>Ama Balıkesirlinin yazlık deniz kültüründe Erdek'in yeri başkaydı.</p>

<p>Erdek sadece bir tatil beldesi değildi.</p>

<p>Bir neslin Pazar günüydü.</p>

<p>Çocukluğumuzun heyecanıydı.</p>

<p>Otobüs beklerken yaşanan telaştı.</p>

<p>Denize girecek olmanın sevinciydi.</p>

<p>Akşam dönüş yolunda yorgunluktan uyuyakalan çocuklardı.</p>

<p>Belki bugün o günlere baktığımızda en çok şaşırdığımız şey, insanların az imkânla ne kadar çok şey yapabildiği.</p>

<p>Şimdi dört kişilik bir aile denize gidecek.</p>

<p>Benzin var. Otopark var. Kahvaltı var. Yemek var. Dondurma var. Şezlong var.</p>

<p>Çocukların isteyeceği onlarca şey var.</p>

<p>Günün sonunda da hesap var. Bizim çocukluğumuzda ise bir otobüs biletiyle başlayan Pazar, Erdek'in denizinde tamamlanırdı.</p>

<p>Belki yanımızda çok para yoktu. Ama zamanımız vardı. Bir de birbirimiz vardı.</p>

<p>Bugün Balıkesir'in farklı noktalarında çok güzel tatil imkânları var. Akçay gelişti, Altınoluk gelişti, Ayvalık büyüdü, Edremit Körfezi bambaşka bir kimliğe kavuştu.</p>

<p>Ama insan bazen bütün bu gelişmişliğin içinde geçmişteki o sade Pazarları arıyor.</p>

<p>Paşa Camii'nin önünden kalkan otobüsleri...</p>

<p>Erdek'e bisikletle giden gençleri...</p>

<p>Dönüşte yorulup bisikletlerini kamyonların arkasına koyanları...</p>

<p>Akşam Balıkesir'e dönerken otobüste uyuyakalan çocukları...</p>

<p>Belki de bizim çocukluğumuzun güzelliği tam da buradaydı.</p>

<p>Çok şeyimiz yoktu.</p>

<p>Ama sahip olduğumuz şeylerin kıymetini biliyorduk.</p>

<p>Bir Pazar günü Erdek'e gitmek bile haftalarca anlatılacak bir hatıraya dönüşebiliyordu.</p>

<p>Şimdi düşünüyorum da...</p>

<p>Belki bizim çocukluğumuzda Pazar günleri daha güzeldi.</p>

<p>Çünkü Pazar günü sadece bir tatil değildi.</p>

<p>Pazar günü Erdek'ti.</p>

<p>Erdek, bizim için sadece bir sahil kasabası değil, çocukluğumuzun en güzel hatıralarından biriydi.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//bizim-cocuklugumuzda-pazar-demek-erdek-demekti/699/</link>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇÖP</title>
<description><![CDATA[<p>ÇÖP</p>

<p> </p>

<p>Kentliden o kadar yoğun kirlilik ve çöple ilgili şikayet geliyor ki bunun belediyelerimiz tarafından duyulmaması mümkün değil.</p>

<p>Pek çok bölgede benzer fotoğraf çekilmesi mümkün.</p>

<p>Yine de soralım, neresi burası?..</p>

<p>Toygar’dan veya Gümüşçeşme’den değil bu foto (Ki oradan olsa da büyük ayıptır bu manzara).</p>

<p>Şehrin göbeğinde öğle saatlerinde çekildi.</p>

<p>Centrum diyoruz ya, ha tam da centrum işte.</p>

<p>Katlı otopark önü.</p>

<p>Daha ötesi var mı?..</p>

<p>Saat öğleden sonra 16.</p>

<p>Eskiden daha çok konteyner vardı, güya yeni düzenleme yapıldı, sabitlenen görece büyük bunlar kondu.</p>

<p>İkisi de dolmuş, arkasına çöp atılmış, önlerinde yerler batak.</p>

<p>Zaten izmarit ve bilumum çöpten geçilmiyor cadde ve sokaklar.</p>

<p>Tamam kuşkusuz yere çöp atan vatandaş da büyük kabahatli.</p>

<p>O yüzden sık sık yineliyoruz ya, özellikle izmaritleri ve sair çöpleri, petleri, torbaları, kutuları yere atanlara zabıta ceza uygulamasına geçmeli diye.</p>

<p>Çünkü maalesef sorumsuz vatandaşı da ceza dışında durdurabilecek bir güç yok!</p>

<p>Tüm bu kirli kent manzarası karşısında ve yukarıdaki fotoğraftaki gibi her çöp bidonunun yanındaki birikmiş yığınları gördükçe de aklımıza yine ister istemez “Atma” hareketi geliyor.</p>

<p>Hani aylar önce Avlu’da şaşalı tanıtım ve sunum yapıldı da BBB, Atma Hareketi’ne dahil oldu ya…</p>

<p>Sonra n’oldu, bilen yok.</p>

<p>Devamlılık ve halka anlatış, uygulama ne oldu?</p>

<p>Çocuklarla o gün şarkı söylediler, alkışlar falan filan…</p>

<p>Şehrin hali ortada…</p>

<p>Tamam temizlik görevlileri belirli periyotlarla çöpleri alıyor almasına da yeterli gelmiyorsa eğer mevcut uygulama, artırman gerekmez mi, daha sık toplaman gerekmez mi çöpleri?..</p>

<p>Parklar, çocuk oyun alanlarından tutun da özellikle şehrin kalbinin attığı “centrum” böyle bir manzarayı hak ediyor mu?..</p>

<p>Çöpler yığılmış taşmışsa merkezde günde 2 kez, gerekiyorsa 3 kez toplayacaksın çöpleri…</p>

<p>Kirlendi kent.</p>

<p>Milyon şikayet var.</p>

<p>Sosyal medya kaynıyor.</p>

<p>Yerel basında kirlilik üzerine yazan yazana…</p>

<p>Kentin göbeği.</p>

<p>Salt Milli Kuvvetler’de bir gün (varsa ve aktifse eğer) “Atma Hareketi” adına bir izmarit toplama seferberliği yapılsa, tek ana caddeden toplanacak izmarit yığınları gösterecek net tabloyu.</p>

<p>Üstteki fotoğrafa ve sosyal medyada paylaşılan nice fotoğrafa iyi bakın.</p>

<p>Manzara berbat durumda.</p>

<p>BBB’nin de Karesi’nin de 6 Eylül’ün de bunu görmemesi, vatandaş şikayetini duymaması mümkün değil.</p>

<p>Sonuç olarak…</p>

<p>Vatandaş sorumlu, belediyeler duyarlı olmalı…</p>

<p>Vatandaş yere çöp atmamalı, belediyeler ceza uygulamasına geçmekten çekinmemeli ve en azından çöp konteynerlarında taşkın ve yığınlara mahal vermeden daha sık çöp toplanmasına yönelmeli.</p>

<p>Kirlendi kent iyice.</p>

<p>Farkında değil misiniz?</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//cop/698/</link>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> KİLO İLE MÜCADELEDE YENİ YOL!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>KİLO İLE MÜCADELEDE YENİ YOL!</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>Obeziteyle mücadele çoğu zaman sadece kalori saymak ve diyet yapmak olarak algılanır. Ancak yeni araştırmalar gösteriyor ki, kilo kaybı ve sağlıklı yaşam için bu yaklaşım artık tek başına yeterli değil. Günümüzde en etkili yöntemler, bedeni, zihni ve sosyal yaşamı birlikte ele alan bütünsel programlar.</p>

<p>Bu tür programlar, sadece ne yediğinizi değil, stres ve kaygınızı yönetmeyi, depresyonla baş etmeyi, bedeninizi kabullenmeyi ve yeme alışkanlıklarınızı farkındalıkla yönetmeyi hedefliyor. Ayrıca grup destekleri ve sosyal etkileşimlerle, motivasyon ve aidiyet duygusu da güçlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmalarda, bütünsel programı uygulayan kadınlar, sadece kilo kaybı ile sınırlı kalmayıp, bel çevresinde daralma, kan şekeri seviyelerinde düşüş, toplam vücut yağında azalma ve kas kütlesinde artış gibi önemli fiziksel faydalar da elde etti. Bunun yanı sıra program, anksiyete ve depresyon semptomlarını azaltarak, öz-şefkat ve beden kabulünü artırdı. Katılımcılar artık sadece daha sağlıklı hissetmiyor, aynı zamanda bedenleriyle daha barışık ve yeme alışkanlıklarıyla daha bilinçli bir ilişki kurabiliyor.</p>

<p>Bu başarının sırrı, programın sadece diyet değil, yaşamın birden fazla boyutunu aynı anda ele alması. Bilinçli yeme teknikleri, uyku düzenine önem vermek, keyif alınan fiziksel aktiviteler yapmak ve sosyal destek gruplarına katılmak, kilo kaybını daha sürdürülebilir ve yaşam kalitesini daha yüksek kılıyor. Program, bireyleri sadece fiziksel olarak değil, zihinsel ve sosyal olarak da destekliyor; bu da değişimi kalıcı hâle getiriyor.</p>

<p>Özellikle grup seansları, katılımcılarda aidiyet ve paylaşım duygusunu güçlendiriyor. İnsanlar yalnız olmadıklarını hissediyor, birbirlerinden motive oluyor ve değişimi birlikte sürdürebiliyor. Bu yaklaşım, kilo kaybını yalnızca fiziksel bir süreç olarak görmek yerine, hayatın tüm yönlerini kapsayan bir dönüşüm olarak ele alıyor.</p>

<p>Sonuç olarak, obeziteyi yenmenin yolu artık sadece yemekleri kısıtlamak değil. Bütünsel beslenme ve yaşam tarzı programları, hem bedensel hem zihinsel hem de sosyal sağlığı destekleyerek, daha etkili ve sürdürülebilir bir kilo kaybı sağlıyor. Sağlıklı bir yaşam ve ideal kilo, sadece diyetle değil, beden, zihin ve sosyal bağların birlikte ele alındığı bir yaklaşım ile mümkün.</p>

<p>Unutmayalım, kilo kaybı bir yarış değil; yaşam kalitesini artıran, sağlıklı ve keyifli bir süreç olmalı. Bu yüzden diyet ve egzersiz planlarını sadece sayılar üzerinden değil, hayatın tüm boyutlarını dikkate alan stratejilerle uygulamak, başarıyı ve sürdürülebilirliği garanti ediyor</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kilo-ile-mucadelede-yeni-yol/697/</link>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>RESİM PAZARLARI KURULABİLİR Mİ, RESİM MÜZESİ AÇILABİLİR Mİ? Alparslan AYRAL</title>
<description><![CDATA[<p>RESİM PAZARLARI KURULABİLİR Mİ, RESİM MÜZESİ AÇILABİLİR Mİ?<br />
Alparslan AYRAL</p>

<p>Sanatçı, içinde yaşadığı topluma bir şeyler verme çabası içinde olur.<br />
Güzellikleri önce kendi keşfeder sonra bunları kelimelerle, boyalarla, heykellerle anlatmaya<br />
çalışır.<br />
Kimi zaman sosyal davalara kendi penceresinden bakar. Tartışmalar açar.<br />
Yazarın, şairin ressamın kısaca sanatçının kimliği estetik kalıplar içinde sorgulama<br />
çabalarıyla şekillenir.<br />
Onun için gelişmiş toplumlar sanatçılara önem verir.<br />
Burada ‘Kime sanatçı denecek’ sorusuyla da karşılaşmak mümkündür.<br />
Sanat eserlerinin değerin anlayan bir komisyon, belediyeler bünyesinde kurulabilir.<br />
Balıkesirli bazı ressamlar, sergi açamadıkları veya tablolarının yetkiliklerce satın alınmadığı<br />
konusunda siteminde bulunuyorlar.<br />
Bunların Balıkesir’in tarihi binalarını veya sosyal hayatını resmettiklerini görüyoruz.<br />
Elbette bir ressamın bütün resimlerini almak mümkün değildir. Fakat sanat değeri olan veya<br />
Balıkesir’i anlatan tablolar alınarak resmi kurumların girişlerinde sergilenebilir.<br />
Ülke çapında ün yapmış Balıkesirli ressamlar da var.<br />
Bunlardan biri Sırrı Özbay’dır.<br />
Sırrı Özbay hakkında ilk kitap tarafımdan yazılıp, yayımlanıp, ücretsiz dağıtılmıştır.<br />
Sırrı Özbay Güzel Sanatlar Akademisi (Sanay-i Nefise Mekteb-i Alisi) mezunudur ve<br />
Balıkesir’de fütürist akımın öncüsü olmuştur.<br />
Mete Başgu, Ekrem Balıbek ve Devrim Erbil’in yetişmesinde önemli katkıları vardır.<br />
Sırrı Özbay’ın tablolarının çoğu bugün kayıptır.<br />
Tabloları resmi kurumlarca satın alınmış veya resim müzesi kurulmuş olsaydı bu eserler<br />
nesillere intikal edecekti.<br />
Sözün özü şu ki sanat eserlerini değerlendirebilecek yetkinliğe sahip bir komisyon<br />
belediyeler bünyesinde kurulabilir, kentin tarihi dokusu içinde ressamların resimlerini<br />
satabilecekleri bir Pazar yeri ayrılabilir, Balıkesir’de hâlâ bir arkeoloji müzesi<br />
kurulamadı ama hiç değil ressamı bol Balıkesir’de bir resim müzesi açılabilir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//resim-pazarlari-kurulabilir-mi-resim-muzesi-acilabilir-mi-alparslan-ayral/696/</link>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kullandığımız ve Anlamını Bilmediğimiz Kelimelerden "Marsık" Üzerine Bir Yazı</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>-</p>

<p><strong>Kullandığımız ve Anlamını Bilmediğimiz Kelimelerden "Marsık" Üzerine Bir Yazı</strong></p>

<p>Dün arkadaşlarla bir kafede otururken sohbet koyulaşmıştı. Yazın en çok konuşulan konularından biri de deniz, güneş ve tatildi. Yaklaşık yirmi gündür Akçay'ın serin sularına kendini bırakan arkadaşlarımızdan biri hemen yanı başımızdaydı. Teni öylesine kararmıştı ki, masadaki arkadaşlardan biri gülümseyerek;</p>

<p><strong>"Sadıç, marsık gibi yanmışsın."</strong> dedi.</p>

<p>O cümleyi duyunca duraksadım.</p>

<p>"Marsık..."</p>

<p>Çocukluğumdan beri ara sıra duyduğum, zaman zaman benim de kullandığım bir kelimeydi. Ama o an kendime şu soruyu sordum:</p>

<p><strong>Marsık ne demek?</strong></p>

<p>Masadaki arkadaşlara döndüm.</p>

<p>"Arkadaşlar, marsık ne demek biliyor musunuz?"</p>

<p>Herkes birbirinin yüzüne baktı. Kimse kesin bir cevap veremedi. Bir arkadaş, "Galiba bir hayvanın adı." dedi. Başkası, "Büyüklerimiz çok söylerdi." diye ekledi. Hepimiz kelimeyi biliyorduk ama anlamını bilmiyorduk.</p>

<p>İşte o anda fark ettim ki günlük hayatta kullandığımız bazı kelimelerin gerçek anlamını bilmiyoruz.</p>

<p>Merak ettim ve araştırdım.</p>

<p>Türk Dil Kurumu'na göre <strong>"marsık"</strong>, yapılırken yeterince pişmediği için yanarken yoğun duman çıkaran, ağır koku yayan, is gibi siyah kalmış niteliksiz odun kömürüne verilen addır. Halk arasında ise güneşte iyice kararmış kişiler için "marsık gibi olmuş" denilir. Yani aslında bu benzetme, kömürün o kapkara görüntüsünden geliyor.</p>

<p>Bir kelimeyi yıllarca kullanıyoruz ama hikâyesini bilmiyoruz. Ne kadar ilginç değil mi?</p>

<p>Dil, yalnızca konuşma aracı değildir; aynı zamanda kültürün hafızasıdır. Her kelimenin arkasında bir yaşam biçimi, bir meslek, bir gelenek ve bazen de unutulmuş bir hatıra vardır.</p>

<p>Eskiden insanlar mangalını odun kömürüyle yakardı. İyi kömürle kötü kömürü ayırt ederdi. Yanarken duman çıkaran, is yapan, kaliteli olmayan kömüre "marsık" denirdi. Zamanla bu kelime, kapkara olmuş insanlar için bir benzetmeye dönüştü. Bugün ise çoğumuz bu sözü kullanıyor ama kömürle olan bağını bilmiyoruz.</p>

<p>Aslında sadece "marsık" değil…</p>

<p>Anneannelerimizin, dedelerimizin kullandığı onlarca kelime yavaş yavaş hayatımızdan çekiliyor. Yerlerine yabancı kelimeler geliyor. Kendi dilimizin zenginliklerini unuturken, başka dillerden gelen sözcükleri hiç düşünmeden benimsiyoruz.</p>

<p>Oysa bir milletin hafızası, kelimelerinde saklıdır.</p>

<p>Bir kelime unutulduğunda sadece bir sözcük kaybolmaz; onun taşıdığı kültür, yaşam biçimi ve geçmiş de biraz daha silinir.</p>

<p>Dün bir arkadaşın yaptığı espri sayesinde yıllardır kullandığım bir kelimenin gerçek anlamını öğrendim.</p>

<p>Belki de bundan sonra duyduğumuz her eski kelimede bir an durup düşünmeliyiz.</p>

<p>"Bu kelime nereden geliyor?"</p>

<p>Çünkü bazen tek bir kelimenin peşine düşmek, bizi çocukluğumuza, dedelerimizin sohbetlerine ve dilimizin zenginliğine götürür.</p>

<p>Kim bilir…</p>

<p>Belki de dilimizi yaşatmanın en güzel yolu, sık kullandığımız kelimelerin anlamını yeniden öğrenmekten geçiyordur.</p>

<p> </p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kullandigimiz-ve-anlamini-bilmedigimiz-kelimelerden-marsik-uzerine-bir-yazi/695/</link>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>REKLAM ABARTISI</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>REKLAM ABARTISI</strong></p>

<p>Sayısını takip edemediğimiz, isimlerinin hepsini bilemediğimiz yerel haber sitelerimizden birinde BBB Başkanı Sayın Ahmet Akın’ın en güvendiği isimlerin Sayın Naki Çetin, Sayın Melih Özay, Sayın Hülya Cebeci olduğu yazıldı.</p>

<p>Doğrudur yanlıştır, bilemeyiz ama üst düzey bürokratlar olduğu için ve Sayın Başkan gündem yoğunluğunda bizim yazdıklarımızı kaale almıyor olabileceği için öncelikle değişiklik yapalım ve bu konuda bürokratlarımızın bir değerlendirme yapıp takdir buyururlarsa Sayın Başkan ile istişare etmelerini umalım.</p>

<p>Kaç kez dile getirdik bilmiyoruz.</p>

<p>Ama….</p>

<p>Sayın Başkan ve daha doğrusu BBB ile ilgili görsellerde aşırı reklam ve abartı var.</p>

<p>Kaç kez dile yazdık, her görsel, sanki seçim zamanı çalışmaları gibi isim ön plana çıkarılarak karşımıza geliyor.</p>

<p>Ve bilmiyoruz BBB reklamasyon işleri ne kadar farkında ama vatandaş; bu görsellerdeki abartıdan rahatsız.</p>

<p>Ahkam kesmek ve ukalalık değil asla kastımız ama Kent Siyaset okuduk, Hukuk okuduk, Medya İletişim okuduk…</p>

<p>Hepsinin ortak paydasında var olan değişmez doğrulardan biri şu:</p>

<p>“Siyasette reklam abartısı ters teper, vatandaşa zaman içinde itici gelir.”</p>

<p>Yav, görevde üçüncü yıla yol alıyorsunuz…</p>

<p>Otobüste foto, minibüste isim, formada isim, her görselde devasa isim….</p>

<p>Vatandaş bilmiyor mu BBB Başkanı’nın kim olduğunu?..</p>

<p>Her görsele insanın gözüne soka soka Ahmet Akın yazmanın faydası var mı?..</p>

<p>Sayın Çetin, Sayın Özay, Sayın Cebeci…</p>

<p>Sayın Akın siyasete endeksli ve reklam amaçlı bir yol çizmiş olabilir ama sosyal medyadan alıntıladığımız iki fotoğrafı altta takdirlerinize sunuyoruz.</p>

<p>Bakar mısınız aşağıdaki iki fotoya….</p>

<p>Ne dersiniz sizi rahatsız eden bir şey yok mu?..</p>

<p>Yani mahalledeki çocuk parkının bakımını yapabilirsiniz ve göreviniz zaten…</p>

<p>Atatürk büstüne de bakım yaparsınız tabi ki…</p>

<p>Hadi bunları icraat olarak da duyurmak istediniz, duyurun amenna.</p>

<p>Lakin sıradan bir hizmette minicik Balıkesir Büyükşehir Belediyesi yazmak…</p>

<p>Devasa Ahmet Akın yazmak..</p>

<p>Her görsele Balıkesir Benim Ailem iliştirmek.</p>

<p>Göze hoş mu geliyor, rahatsız mı ediyor, bir bakın lütfen.</p>

<p>Bu ve benzeri sonsuz görsellerde…. Ne gerek var Sayın Ahmet Akın’ın ismini yazmaya.</p>

<p>Çok özel bir etkinlik olur, çok özel bir davet, çok büyük bir yatırım, çok muhteşem bir açılış..</p>

<p>Yazmanız gerekiyorsa oraya yazın ama BBB’den devasa yine yazmayın…</p>

<p>Bir başsağlığı olur, bir kutlama tebriği olur, yazın tabi ki Başkanın ismini…</p>

<p>Ama istisnasız her görsele dev gibi yazmayın lütfen.</p>

<p>Kaç kez dile getirdik…</p>

<p>Objektif kalmaya özen göstereceklerine inanarak umalım ki üst düzey bürokratlar bir değerlendirme yapıp el atarlar bu görsellerdeki abartılara…</p>

<p>İnanın ters tepiyor.</p>

<p>İnanın itici geliyor.</p>

<p>Her iş, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin değil mi?..</p>

<p>Bugün için de bu belediyenin başkanı Ahmet Akın değil mi?..</p>

<p>Allasen Yücel Yılmaz döneminde yapılan Körfez ve sair bağlantı yollarındaki orta refüjlerde “Bu alanın düzenlemesi BBB tarafından yapılmıştır” diye tabelalar/panolar vardı, kalpli logo uğruna hepsi değişti lüzumsuz yere, onların yerine aynı yazı kalpli logoyla iliştirilip yazıldı, orada bile Başkan ismi…</p>

<p>E görev süresi dolup bir daha makamda olmazsa Sayın Akın, yeni başkan da onları değiştirmeyecek mi, lüzumsuz masrafın en bariz örneği değil mi bu ayrıca?...</p>

<p>Hele hele 100 km hızla giderken başkanın ismini kaç kişi görecek, okuyacak?..</p>

<p>Neyin reklamı?</p>

<p>Şu hususun altını çizelim, başkanlar ekip başıdır ama iyi ekip olmadığı zaman başkanlar tek başına bir işe imza da atamaz.</p>

<p>Haliyle Atatürk büstüne de mahalle parkına da bakım yapan (ve nice örneğe) Balıkesir Büyükşehir Belediyesidir.</p>

<p>Ve vatandaş başkanının kim olduğunu bilir. Kaç başkan değişti, isimler geçici hizmetler kalıcı.</p>

<p>İsimleri göze sokmayın her görselde yani.</p>

<p>Sadelik kazandırır, abartı zarar verir.</p>

<p>Biz bıkmadan bir kez daha hatırlatmış olalım.</p>

<p>Şimdiye kadar biliyoruz, zerre kadar umursamadılar….</p>

<p>Takdir BBB’cilerin…</p>

<p>Doğrudur izlediğimiz yol diyorlarsa devam ederler bu reklam patlamasına…</p>

<p>Biraz sağduyu hâkim gelirse de hak verirler belki, bir kerecik de olsa!</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//reklam-abartisi/694/</link>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ören’in Denizi, Şekerci Orhan ve Eski Bir Dostluk</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Ören’in Denizi, Şekerci Orhan ve Eski Bir Dostluk</strong></p>

<p> </p>

<p>1980’li yıllarda aynı lisede birlikte öğretmenlik yaptığımız eski dostum Hasan Arif Bolat ile geçen gün Balıkesir’de buluştuk. Hasan Hocam uzun yıllar Mersin’de lise müdürlüğü yaptıktan sonra emekli oldu. Şimdilerde yazları Burhaniye Ören’deki yazlığında geçiriyor. Mersin’i çok sevse de "Mersin’in denizi güzel ama Ören’inki bambaşka" diyerek Ören’in havasına ve denizine olan sevgisini her fırsatta dile getiriyor. </p>

<p>Balıkesir’e geldiğinde, adını övgüyle çok sık duyduğu meşhur Şekerci Orhan’ı merak ettiğini söyledi. İki eski dost atlayıp birlikte Şekerci Orhan’ın dükkânına gittik.</p>

<p>Anafartalar Caddesi ve Yeni Çarşı çevresindeki tarihi çarşı kültürünü hâlâ yaşatan Şekerci Orhan, Balıkesir’in en köklü esnaflarından biri. Glikoz şurubu kullanmadan, geleneksel yöntemlerle yaptıkları pancar şekerli akide şekerleri, lokumları  gerçekten dedikleri kadar varmış. </p>

<p>Dükkânda Hasan Hocam ile Şekerci Orhan arasında harika bir sohbet başladı. Bir yanda Ören’in güzellikleri, diğer yanda eski usül esnaflık ve şekercilik zanaatı konuşuldu. Bu iki kişinin samimi konuşmaları ve ikram edilen lokumların lezzetiyle unutulmaz, çok keyifli bir gün geçirdik. </p>

<p><strong>BALIKESİR NASIL BİR ŞEHİR?</strong></p>

<p>Bazı şehirler kendini ilk bakışta gösterir. Büyük caddeleri, kalabalık meydanları, yüksek binaları ve hiç durmayan hayatıyla insanın dikkatini hemen çeker. Balıkesir ise biraz daha farklıdır. Kendini göstermek için acele etmez. Onu tanımak, sokaklarında yürümek, çarşılarında dolaşmak, insanlarıyla konuşmak ve çevresindeki ilçeleri keşfetmek gerekir. Balıkesir’in asıl güzelliği de burada ortaya çıkar.</p>

<p> Balıkesir, Türkiye’nin iki farklı denize kıyısı bulunan ender şehirlerinden biridir. Bir tarafında Marmara’nın sakinliği, diğer tarafında Ege’nin sıcaklığı vardır. Ayvalık’ın taş sokaklarından Edremit Körfezi’nin manzarasına, Kazdağları’nın yeşil doğasından Gönen’in bereketli topraklarına kadar şehir, birbirinden farklı güzellikleri aynı sınırlar içinde barındırır. Bu nedenle Balıkesir yalnızca bir şehir merkezinden ibaret değildir; her ilçesinde başka bir hikâye bulunan büyük bir bütündür.</p>

<p> Şehir merkezine geldiğinizde ise Balıkesir’in başka bir yüzüyle karşılaşırsınız. Burada hayat daha sakindir. İnsanlar birbirini tanır, esnaf müşterisini yalnızca alışveriş yapan biri olarak görmez. Çarşıda yapılan kısa bir sohbet, mahallede karşılaşılan tanıdık bir yüz ya da bir dükkândan yükselen yemek kokusu, şehrin kendine özgü sıcaklığını hissettirir. Balıkesir’in güzelliği biraz da bu samimiyettedir.</p>

<p> Balıkesir denildiğinde elbette mutfağından söz etmemek olmaz. Höşmerim, Balıkesir kaymaklısı, Susurluk ayranı ve tostuyla başlayan lezzet dünyası, ilçelere gidildikçe daha da zenginleşir. Zeytinyağı, peynirleri, et ürünleri ve yöresel yemekleri, bu toprakların yalnızca doğal güzellikleriyle değil, mutfak kültürüyle de güçlü olduğunu gösterir. Balıkesir’de sofraya gelen bir yemek, çoğu zaman sadece karın doyurmaz; geçmişten bugüne taşınan bir kültürü de anlatır.</p>

<p> Şehrin doğal güzellikleri ise Balıkesir’i özel kılan en önemli özelliklerden biridir. Kazdağları’nın temiz havası, körfezin maviliği, zeytinliklerin yeşili ve Marmara kıyılarının sakinliği insana şehrin ne kadar zengin bir coğrafyada bulunduğunu hatırlatır. Bir gün deniz kenarında vakit geçirirken başka bir gün ormanların arasında doğayla baş başa kalabilirsiniz. Bu çeşitlilik, Balıkesir’i yaşamak için güzel bir şehir haline getirir.</p>

<p> Fakat bir şehri güzel yapan yalnızca doğası, tarihi veya yemekleri değildir. Bir şehrin gerçek değeri, orada yaşayan insanların şehre kattığı anlamla ortaya çıkar. Balıkesir insanı, çoğu zaman gösterişten uzak, sade ve samimi bir yaşamı tercih eder. Şehirdeki bu sakinlik, dışarıdan gelen birinin de kendini kısa sürede rahat hissetmesini sağlar.</p>

<p> Balıkesir bugün gelişen ve değişen bir şehir. Yeni yollar, yeni yapılar, yeni işletmeler ve değişen şehir hayatı, Balıkesir’in görünümünü her geçen gün farklılaştırıyor. Ancak önemli olan, değişirken kendine ait değerleri kaybetmemesi. Çünkü Balıkesir’i Balıkesir yapan yalnızca bugünün şehir hayatı değil; geçmişten kalan kültürü, mahalleleri, gelenekleri, doğası ve insanlarıdır.</p>

<p> Belki Balıkesir hiçbir zaman kendisini yüksek sesle anlatan şehirlerden biri olmayacak. Buna da ihtiyacı yok. Çünkü Balıkesir’i gerçekten tanıyanlar bilir ki bu şehir, güzelliğini gösterişten değil, sahip olduğu değerlerin bütününden alır.</p>

<p> alıkesir’de bir sabah çarşıya çıkmak, öğleden sonra deniz kenarında olmak, akşam bir esnaf lokantasında yöresel bir yemek yemek ve ertesi gün Kazdağları’nın yollarına düşmek mümkündür. Aynı şehir içinde hem geçmişi hem doğayı hem de modern hayatı görmek mümkündür.</p>

<p> İşte Balıkesir’in en güzel tarafı budur: Herkese verecek başka bir şeyi vardır. Kimi için çocukluğunun geçtiği sokaktır, kimi için denize karşı geçirilen bir yaz akşamıdır, kimi için memleket sofrasıdır, kimi içinse yeni keşfettiği sakin bir köydür.</p>

<p> Balıkesir’i güzel yapan da budur. Burada güzellik kendini zorla kabul ettirmez. Onu fark etmek için biraz yavaşlamak, etrafına bakmak ve şehri gerçekten dinlemek yeterlidir.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//oren-in-denizi-sekerci-orhan-ve-eski-bir-dostluk/693/</link>
<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> ONDAN YEREL MARKET</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>ONDAN YEREL MARKET</strong></p>

<p>İsim konusunda başlangıcı biraz maceralı olsa da BBB hizmet binası altında yaklaşık beş aydır faaliyette “Ondan Yerel Market”.</p>

<p>Her ne kadar açılış kurdelesi kesilirken Balıkesir’in gastronomi alanında markalaşması, el emeği, üreticiye destek, ortak üretim kültürü, ürün çeşitliliği gibi önemli temaların altı çizilmişse ve kuşkusuz bunların hepsi çok çok önemli ise de bu amaç ne kadar gerçekleşebiliyor veya şöyle soralım; markalaşmadan önce halka inebiliyor mu, inebildi mi Ondan Yerel Market, işte orası biraz soru işareti içeriyor.</p>

<p>Neden öyle dedik, anlayacaksınız..</p>

<p>Öncelikle ifade edelim ki, Ondan Yerel Market; Mart ayında hizmete girdi ve iş yerimiz itibariyle iki adım ötemizde.</p>

<p>Yani her gün önünden geçiyoruz.</p>

<p>Ama ne zaman geçsek içerisi boş veya çok nadir alışveriş yapan vatandaşa rastlıyoruz.</p>

<p>5 ayda biz bile üç kez girdik alışveriş için.</p>

<p>Neden?</p>

<p>Çünkü pahalı.</p>

<p>Tek kelimelik gerçek bu.</p>

<p>Mekan harika. Kavurucu sıcaklarda serinlemek için bile girebilirsiniz alışveriş yapmasanız da.</p>

<p>Hatta Macro Center veya gurme şarküterilere kafa tutar bir havası, düzenlemesi var.</p>

<p>Lakin birincisi, içerideki ürün çeşidi az. Öyle büyüklükteki bir mekanı özel sektöre ver, içerisine binlerce ürün çeşidi yığar.</p>

<p>İkincisi ürünlerin hepsinin paketlemesi, sunumu 10 numara 5 yıldız lakin dediğimiz gibi ürünler pahalı.</p>

<p>Vatandaşın ekonomik açıdan durumu ortadayken Balıkesirli ne kadar ulaşabiliyor Ondan Yerel Market’e; işte orası pek iç açıcı değil.</p>

<p>Haliyle, amaç markalaşmaya hizmet ve şık ürün sunumu ise tamam amaca ulaşılmış.</p>

<p>Ama vatandaşın talep ettiği bir market hedeflenmişse işte bu noktada sınıfta kalmış bir tablo çiziyor Ondan Yerel Market.</p>

<p>BBB’cilerin amacı ikisi bir olmamalı mı?..</p>

<p>Sosyal belediyecilik hep ön planda tutulduğuna göre On On Kafeler, Kent Lokantaları gibi fiyat açısından vatandaşın daha ulaşabilir olduğu bir market politikası çizilse daha olumlu olmaz mıydı?..</p>

<p>Sinek avlamak mı, yoksa vatandaşın akın ettiği bir yerel market olmak mı noktasında kuşkusuz vatandaş alışveriş yapabilmeyi ister.</p>

<p>Market zincirlerini gezerek hangi ürün 3-5 lira daha ucuz; onun araştırmasını yapan vatandaş için “Ondan Yerel Market”e girmek basit ama alışveriş yapıp çıkmak zor iş.</p>

<p>Elbette yukarıda dediğimiz gibi amaç marka ve şık ürün sunumu ise diyeceğimiz yok.</p>

<p>Lakin hedef kitlesinin çok dar ölçeğe indirgendiği de aşikar.</p>

<p>O zaman da insan elbette sorar; kent merkezinde BBB’nin altında böyle bir market açılması “amaçlanan faydayı” sağlayabilir mi, nitekim böyle bir üstün vasıflı marketi kent merkezi dışında herhangi bir yerde ve daha küçük bir mekanda da işlevsel olarak faaliyete sokulabilirdi.</p>

<p>Hal böyle olunca örneğin orası eskisi gibi Fırıntaş Kafe veya On On Kafe olarak vatandaşı bağrına bassa daha etkin verimlilik sağlanamaz mıydı?..</p>

<p>Bilmiyoruz Ondan Yerel Market, gün boyu çalışan klimalarla elektrik ve personel giderini karşılayacak kadar kar elde edebiliyor mu?..</p>

<p>Hoş, “bizim kar amacımız” yok da diyebilirsiniz de o zaman şöyle soralım, “vatandaş ulaşamıyorsa en azından fiyat politikasını ve ürün gamını biraz daha genişletip ucuz ürün” seçeneklerini değerlendirmek gerekmez mi?..</p>

<p>Ne bilelim, “Ondan Yerel Market” diyorsunuz…</p>

<p>Ne zaman geçsek tın tın içi.</p>

<p>Bizi ve pek çok kentliyi rahatsız eden, daha doğrusu üzen de bu.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ondan-yerel-market/692/</link>
<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kabızlık Eklem Ağrısı Yapar Mı?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Kabızlık Eklem Ağrısı Yapar Mı? </strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Kabızlık çoğu zaman “sadece bağırsak problemi” gibi görülür. Ama bazen, kabızlık sadece karınla sınırlı kalmaz; <strong>eklem ve kas ağrılarını da tetikleyebilir.</strong> Evet, kulağa şaşırtıcı geliyor ama bağırsaklarımız ve kas-iskelet sistemimiz birbirine sessizce bağlıdır. Aslında kabızlık vücutta pek çok şeyi etkiliyor ama ben size bu hafta eklemler üzerine olan etkilerinden bahsetmek istiyorum.</p>

<p>Uzmanlar, uzun süren kabızlıkta bağırsakta düşük dereceli inflamasyonun ortaya çıkabileceğini söylüyor. Bu durum bazı kişilerde vücutta yaygın bir ağrı hissi yaratabilir. Özellikle <strong>bel, kalça ve diz çevresinde rahatsızlık</strong>, kabızlıkla birlikte kendini gösterebilir.</p>

<p>Bir diğer mekanizma ise fiziksel. Kabızlık çeken kişiler genellikle <strong>daha az hareket eder, uzun süre oturur ve sürekli ıkınır</strong>. Karın ve bel kaslarının aşırı gerilmesi, <strong>eklem sertliği ve ağrıyı tetikleyebilir</strong>. Yani eklem ağrısı, bazen direkt eklem hastalığıyla değil, <strong>kabızlık ve hareketsizlik döngüsüyle</strong> ortaya çıkar.</p>

<p>Araştırmalar ayrıca bağırsak sağlığı ile eklem inflamasyonu arasında doğrudan bir bağ olduğunu gösteriyor. Bağırsakta dengesizleşen mikrobiyota ve artan inflamasyon, vücutta eklem hassasiyetini artırabilir. Özellikle <strong>fibromiyalji ve irritabl bağırsak sendromu</strong> olan kişilerde bu ilişki daha belirgindir.</p>

<p>Peki çözüm ne? Kabızlığı hafife almamak gerekir. <strong>Yeterli su tüketimi, liften zengin beslenme, düzenli hareket ve bağırsak sağlığını destekleyen probiyotikler</strong> sadece sindirim sistemini değil, <strong>eklem ve kas sağlığını da olumlu etkiler. </strong>Tüm bunları yapmanıza rağmen kabızlık devam ediyorsa da en kısa zamanda bir hekime başvurmanız uygun olacaktır.</p>

<p>Unutmayalım, eklem ağrıları her zaman romatizmal hastalık anlamına gelmez. Bazen sorun, bağırsaklarımızda gizli bir sessiz yangındadır. Kabızlığı ihmal etmemek, sadece bağırsak hareketlerini değil, vücudun genel rahatlığını da artırır.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kabizlik-eklem-agrisi-yapar-mi/691/</link>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kapıdağ’ın Tatlı Kırmızı Soğanı</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Kapıdağ’ın Tatlı Kırmızı Soğanı</strong></p>

<p> "Kırmızı Soğan"</p>

<p>Türkiye’de soğan denince akla genelde göz yakan, doğranırken insanı gözyaşlarına boğan o keskin lezzet gelir. Ama yolunuz Balıkesir’in güzel ilçesi Erdek’e ve onun sırtını yasladığı o büyüleyici Kapıdağ Yarımadası’na düşerse, bildiğiniz tüm soğanları unutmaya hazır olun. Burada, toprağın denizle birleştiği özel bir coğrafyada, bölgenin tescilli gururu yetişiyor. Erdek Kırmızı Soğanı ya da yöre halkının deyimiyle Mor Soğan. </p>

<p>Erdek Kırmızı Soğanı, alelade bir tarlada değil, Kapıdağ Yarımadası’nın mikroklima özelliğine sahip özel köylerinde hayat bulur. Başta Ballıpınar olmak üzere, Ormanlı, Turanköy ve Narlı gibi Kapıdağ’ın kuzeyine bakan, poyrazı bol, nemi dengeli kıyı köyleri bu soğanın ana vatanıdır. </p>

<p>Yamaçlardan denize doğru süzülen bu topraklarda yetişen soğanlar, dalgaların iyodunu ve poyrazın serinliğini içine çeker. Yörelinin binbir emekle, ilmek ilmek örerek pazara sunduğu o meşhur mor soğan örgüleri, aslında bu köylerin alın teridir. </p>

<p>Bu soğanı muadillerinden ayıran ve onu gerçek bir lezzet efsanesine dönüştüren en büyük özelliği ise asla acı değildir! </p>

<p>Doğradığınızda gözlerinizi yakmaz, burnunuzu sızlatmaz. Aksine, ısırdığınızda damakta hafif tatlımsı, inanılmaz sulu ve kıtır kıtır bir doku bırakır. Acılığı oluşturan kükürt bileşenleri, Kapıdağ toprağının mineral yapısı ve denizden gelen tatlı rüzgârlar sayesinde bu soğanda yok denecek kadar azdır. </p>

<p>Erdek kırmızı soğanı bir "yemek malzemesi" olmaktan öte, tek başına bile yenebilecek kadar zarif bir meyve gibidir. </p>

<p><strong>Mutfağımızın bu mor soğanı bize neler sunuyor?</strong></p>

<p>Eşsiz Bir Tatlılık: Sadece balık sofralarının değil, çiğ tüketilen tüm salataların baş tacıdır. Üzerine biraz zeytinyağı ve limon gezdirdiğinizde başka hiçbir baharat istemez.</p>

<p>Doğal Antioksidan Deposu: O iştah açıcı mor-kırmızı rengini veren antosiyanin maddesi, güçlü bir antioksidandır. Hücreleri yeniler, bağışıklığı çelik gibi yapar.</p>

<p>Kalp ve Mide Dostu: Acı ve asidik olmaması sayesinde mideyi yormaz, yakmaz. Kalp sağlığını koruyan flavonollerle doludur.</p>

<p>Uzun Ömürlü ve Becerikli: Geleneksel yöntemlerle örülerek asılan bu soğanlar, doğru muhafaza edildiğinde tazeliğini ve o gevrek yapısını aylarca korur.</p>

<p><strong>Balık Kırmızı Soğan Olmadan Eksiktir!</strong> </p>

<p>Erdek’te bir deniz kenarında bir balık lokantasına oturduğunuzda, önünüze gelen taze bir palamut veya lüferin yanında mutlaka bu kırmızı soğan arz-ı endam eder. Sumakla ezilip katledilmez; ince ince piyazlık doğranır, belki biraz maydanozla harmanlanır ve balığın lezzetini bastırmadan onu zirveye taşır. </p>

<p>Eğer yolunuz Erdek’e, Ballıpınar köylerine düşerse; yol kenarlarında dizilmiş o mor soğan örgülerinden birkaç bağ almadan dönmeyin. Bir dilim ekmek, biraz beyaz peynir ve Erdek’in o göz yaşatmayan tatlı kırmızı soğanı… Bazen hayatın en büyük lüksü, işte bu kadar sade bir lezzette saklıdır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kapidag-in-tatli-kirmizi-sogani/690/</link>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şalvar Geceleri... Tartıştığımız Aslında Ne?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Şalvar Geceleri... Tartıştığımız Aslında Ne?</strong></p>

<p><strong>Gökköy Muhtarı Sabır Çakal Ne demek İstedi?</strong></p>

<p>Son yıllarda Balıkesir'in birçok köyünde ve mahallesinde "şalvar gecesi" adı verilen etkinlikler düzenleniyor. Kadınlar kendi aralarında bir araya geliyor; şalvarlarını giyiyor, müzik eşliğinde eğleniyor, oyunlar oynuyor, ikramlar yapılıyor, bol bol fotoğraf ve video çekiliyor. Kimi bunu sosyal bir buluşma olarak görüyor, kimi ise geleneksel dayanışmanın farklı bir şekli olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak bu etkinlikler, herkes tarafından aynı gözle görülmüyor. Gökköy Muhtarı Sabır Çakal'ın yaptığı açıklama da bunun en son örneklerinden biri oldu. Çakal, bu tür organizasyonları doğru bulmadığını açık yüreklilikle dile getirdi ve bunu da herhangi bir kişiyle hesaplaşmak için değil, inancı ve vicdani sorumluluğun gereği olarak yaptığını söyledi. "Rabbim bana neden uyarmadın diye sorarsa ne cevap veririm?" sözleri de aslında onun meseleye nasıl baktığını gösteriyor.</p>

<p>Bugün birçok kişi bu açıklamaya katılabilir ya da katılmayabilir. Bu herkesin kendi tercihidir.</p>

<p>Ancak Sabır Çakal'ın niyetini anlamadan sadece kullandığı cümlelere bakarak değerlendirme yapmak da haksızlık olur. Ayrıca, kullandığı ifadelerin oldukça iddialı olduğu da bir gerçek. "Benim dönemimde yapılmasını istemiyorum" ya da "Kur'an'a göre uygunsa şalvarlar benden" gibi sözleri de ister istemez tartışmayı büyüttü. Belki de verilmek istenen mesajın önüne, bu iddialı üslup geçti.</p>

<p>Oysa konuşmamız gereken asıl konu başka. Şalvar geceleri gerçekten sadece masum bir eğlence mi? Yoksa zaman zaman amacını aşan görüntüler ortaya çıkabiliyor mu? İşte bu sorunun cevabını herkes kendi değerleri ve hayat anlayışı çerçevesinde verecektir.</p>

<p>Bugün sosyal medya sayesinde bu gecelerden paylaşılan görüntüler, sadece salonda bulunanlara değil, binlerce kişiye ulaşıyor. Doğal olarak beğenen de oluyor, eleştiren de...</p>

<p>Sabır Çakal'ın dikkat çekmek istediği nokta da tam olarak burası olabilir. Kendisi, eğlenceye değil, eğlencenin ölçüsüne dair bir hassasiyeti dile getiriyor.</p>

<p>Katılırsınız ya da katılmazsınız... Ama şunu kabul etmek gerekir ki, toplum adına sorumluluk taşıyan insanlar bazen Muhtar Sabır Çakal gibi doğru olduğuna inandıkları şeyi söyleme cesareti gösterebilirler. Demokrasi de zaten bunun için vardır.</p>

<p>Bugün şalvar geceleri konuşuluyor. Yarın başka bir konu konuşulacak.</p>

<p>Fakat her tartışmada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Birbirimizi anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa sadece kendi düşüncemizi kabul ettirmeye mi?</p>

<p>Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; bağırmak değil, birbirimizi dinlemektir.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//salvar-geceleri-tartistigimiz-aslinda-ne/689/</link>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dirençli Migren mi, Yoksa Yanlış Teşhis mi?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Dirençli Migren mi, Yoksa Yanlış Teşhis mi? </strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>www.drnilaysahin.com</p>

<p>Baş ağrısı, modern dünyanın en yaygın ama bir o kadar da hafife alınan sağlık sorunlarından biri. Birçoğumuz "yine migrenim tuttu" diyerek bir ağrı kesiciyle günü kurtarmaya çalışıyoruz. Ancak bazen o ağrılar ne ilaçlara yanıt veriyor ne de yakamızı bırakıyor. Peki, tıp dünyasında "dirençli" veya "tedaviye yanıt vermeyen" olarak adlandırılan bu ağır migren tablosunun arkasında gerçekten ne yatıyor?</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Avrupa’daki 15 büyük baş ağrısı merkezinde yürütülen ve yaklaşık 700 migren hastasının verilerini inceleyen çok merkezli, prestijli bir araştırmanın sonuçları yayımlandı. Bu çarpıcı çalışma, baş ağrısı çeken hastaların tanı süreçlerine ve düştüğümüz "yanlış teşhis" tuzaklarına çok önemli bir ışık tutuyor.</p>

<p>Gelin, bu güncel bilimsel verilerin mutfağına birlikte bakalım ve kendimize şu soruyu soralım: <strong>Ağrımızın nedeni gerçekten migren mi, yoksa faturayı yanlış yere mi kesiyoruz?</strong></p>

<p><strong>MR ve Tomografi Çılgınlığı: Gerçekten Gerekli mi?</strong></p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, migreni daha şiddetli ve tedaviye dirençli olan hastaların, diğer hastalara kıyasla çok daha fazla tetkikten geçtiğini gösteriyor.</p>

<p>Sonuçlar adeta bir "görüntüleme çılgınlığını" gözler önüne seriyor:</p>

<p>Hastaların neredeyse <strong>yarısı (%48.7)</strong> hayatında en az bir kez beyin MR'ı çektirmişken, <strong>%34.4'ü birden fazla kez</strong> MR cihazına girmiş.</p>

<p>Her üç hastadan biri beyin tomografisi çektirirken, <strong>%18.2'si bu radyasyonlu işlemi defalarca tekrarlamış</strong>.</p>

<p>Boyun MR'ı ve kafatası röntgenleri de cabası...</p>

<p>Kuşkusuz, dirençli bir baş ağrısında altta yatan başka bir nörolojik nedeni dışlamak için beyin görüntülemesi hayati önem taşır. Ancak veriler gösteriyor ki, hastalık süresi uzadıkça, migren kronikleştikçe ya da aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrıları geliştikçe tetkik sayıları kontrolsüzce katlanıyor. Oysa çoğu zaman, ardı ardına çekilen bu temiz MR'lar hastanın ağrısına yeni bir çözüm sunmuyor.</p>

<p><strong>En Büyük Tuzak: Boyun Fıtığı ve Sinüzit Yanılgısı!</strong></p>

<p>Gelelim madalyonun diğer yüzüne... Araştırma, baş ağrısı çeken her 4 hastadan birinin <strong>(%28)</strong> hayatının bir döneminde <strong>en az bir kez yanlış teşhis</strong> aldığını ortaya koyuyor. İşin en acı tarafı ise, ağrısı "hafif" veya "henüz dirençli hale gelmemiş" olan hastaların, tedavisi en zor olan "refrakter (tam dirençli)" hastalara göre çok daha fazla yanlış teşhise maruz kalması.</p>

<p>Peki, migren en çok hangi hastalıklarla karıştırılıyor? Sıralama oldukça tanıdık:</p>

<ol>
	<li><strong>Boyun Rahatsızlıkları (%10.4):</strong> Boyun düzleşmesi veya fıtığı, migren ağrısının boyna yayılması nedeniyle en sık konulan yanlış teşhis.</li>
	<li><strong>Sinüzit (%9.1):</strong> Alın ve göz çevresindeki migren ağrısı, yıllarca kronik sinüzit zannedilerek gereksiz antibiyotik kullanımına yol açıyor.</li>
	<li><strong>Hormonal Düzensizlikler (%4.6):</strong> Özellikle kadınlarda adet dönemlerindeki tetiklenmeler, doğrudan hormon hastalığı gibi yorumlanabiliyor.</li>
	<li><strong>Çene Eklemi Problemleri (%3.0):</strong> Diş sıkma ve çene ağrısı migrenle iç içe geçebiliyor.</li>
</ol>

<p><strong>Bu Veriler Bize Ne Anlatıyor?</strong></p>

<p>Eğer tedavisi zor, dirençli bir migreniniz varsa, hekiminizin sizi daha yakın takibe alması ve ileri tetkikler istemesi son derece doğaldır. Ancak eğer ağrılarınız yeni başladıysa ya da henüz "dirençli" evreye geçmediyse, önünüze hemen koyulan "sinüzitsin" ya da "boyundandır" teşhislerine karşı biraz temkinli yaklaşmakta fayda var.</p>

<p>Baş ağrısı sadece bir semptomdur ve doğru yönetilmediğinde hastayı doktor doktor gezdiren, gereksiz radyasyona maruz bırakan bir labirente dönüşebilir. Çözüm; her ağrıda yeni bir MR çektirmek değil; hastayı bir bütün olarak ele alan, multidisipliner yaklaşıma sahip baş ağrısı uzmanlarıyla doğru ve sabırlı bir yol yürümektir.</p>

<p>Unutmayın, doğru tedavi ancak doğru teşhisle başlar. Sağlıklı ve baş ağrısız günler dilerim.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//direncli-migren-mi-yoksa-yanlis-teshis-mi/688/</link>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:25:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SÖYLEMESİ VATANDAŞTAN GEREĞİNİ YAPMASI SEÇİLMİŞİN YETKİSİNDE</title>
<description><![CDATA[<p>SÖYLEMESİ VATANDAŞTAN GEREĞİNİ YAPMASI SEÇİLMİŞİN YETKİSİNDE</p>

<p>Alparslan AYRAL</p>

<p> </p>

<p>Bir buçuk yıl önce Balıkesir Paşaalanı 120. Sokaktaki boş arsadaki kuru otlar,</p>

<p>sıcaklıktan veya başka nedenlerle alev aldı. Kısa sürede ateş bütün sokağı sarmıştı.</p>

<p>Yangını söndürmek saatleri almıştı. Mahalle günlerce yanık kokusu içinde kaldı.</p>

<p>Balıkesir’in merkezinde ve ilçelerinde böyle onlarca arsa var. Ayın 21’nde ilgili kuruluşa konu ile ilgili telefon ederek önlem alınmazsa kurumuş otların yanarak tehlike doğuracağını haber verdim.</p>

<p>Telefona çıkan yetkili özel arsalara müdahale edemediklerini söylediler. Böylesine tehlikeli bir durumda çözümler kolayca bulunabilir. Terk edilmiş veya fiyatının daha da artması beklenen bu boş arsaların sahiplerine</p>

<p>uyarılar gönderilerek, otları temizlemeleri, temizletmedikleri takdirde ceza alacakları</p>

<p>belirtilmelidir. Hatta yetki resmi kurum temizleyip ücretini arsa vergisine dâhil edebilir.</p>

<p>Zannedersem bunun için yönetmeliğe bir madde eklemek veya meclis kararı almak</p>

<p>kâfidir. Sonra da ilgili malike resmi yazı göndermek tehlikeyi ortadan kaldırır.</p>

<p>Hatta onların yerine bir resmi yazı örneğini aşağıda sunuyorum.</p>

<p>Sayın Malik, … ada… pafta… Adreste bulunan boş arsanızda yoğun şekilde kuru ot birikmiştir.</p>

<p>Sıcaklar nedeniyle ufak bir kıvılcımdan yangın çıkma riski artabilir. Yangın çıktığı durumda mahalle sakinleri ve binalar için tehlike arz edebilir. Ayrıca eko sisteme zarar verebilir. Olası yangın faciası ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi için arsanızdaki kuru otları temizlemeniz gerekmektedir.</p>

<p>Aksi takdirde cezai işlem başlatılacağı gibi yarın herhangi bir faciaya sebep olduğunuz takdirde hakkınızda çeşitli hukuki işlemler başlatılabilir, tazminatlar ödeme durumunda kalabilirsiniz.</p>

<p>Aslında bu uyarıları mahalle muhtarlarının da yapması gerekir. Halk arasında bir söz vardır, ”Tehlike geliyorum ”der Otlar küle dönmeden biran önce önlem alınmalıdır. Söylemesi vatandaştan, gereğini yapması yetkilide</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//soylemesi-vatandastan-geregini-yapmasi-secilmisin-yetkisinde/687/</link>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HAYALLERİM, AŞKIM VE SEN….</title>
<description><![CDATA[<p>-</p>

<p>HAYALLERİM, AŞKIM VE SEN….</p>

<p>Sen dediğimiz Balıkesir.</p>

<p>Şehr-i Balıkesir.</p>

<p>Dünya coğrafyasında aslında Türkiye ne ise, Balıkesir de Türkiye açısından o.</p>

<p>Marmara Ege arasında köprü, iki denize kıyısı olan birkaç ilden biri.</p>

<p>Hem de kocaman bir Büyükşehir.</p>

<p>Daldan dala hayallerim, aşkım ve sen yazısı bu.</p>

<p>Geçenlerde threads’de bir Balıkesirli yazmış; “Neden Balıkesir’de bir kitapçı yok” diye.</p>

<p>Vardı aslında. Tivoli. Yalnız bıraktık, kapandı.</p>

<p>Şimdi yine birkaç değerimiz var, Zeybek gibi, Karahan gibi, Çetin gibi…</p>

<p>Ama hemşehrimizin kastını anlıyoruz; gerçekten büyük kitapçıları kastediyor içinde kafesi falan olan.</p>

<p>Yok işte.</p>

<p>10 Burda’da D&R var,  Oysa bir Remzi Kitabevi veya İnkılap Yayınevi veya ne bilelim işte Kırmızı Kedi ne de yakışır Anafartalar’a veya Milli Kuvvetler’e.</p>

<p>Bu ve benzeri yayınevleri kendiliğinden gelmez bizim gibi kentlere. Adam ticari düşünür, satış yapacak mıyım, para kazanacak mıyım diye bakar.</p>

<p>Yay/Ada yerine bir AVM getiremedik diye zaman zaman sitem ediyoruz ya BBB’cilere… Aslında bu yelpazeyi genişletebilirsiniz…</p>

<p>Koca Balıkesir’de kent merkezinde var mı kitapçı yok… Remzi gibi İnkılap gibi yayınevleri kentlerin prestij ve marka değerleri olur… Bu ve benzeri yayınevleri ile temas kurmak; şehre davet etmek, olumlu koşullar sağlamak şehre pırıltı getiren hamlelerdir.</p>

<p>Var mı düşünen?..</p>

<p>Zıplayalım Elazığ’a.</p>

<p>Ne alaka demeyin. Lakin var büyük alaka!</p>

<p>Elazığ büyükşehir statüsünde değil.</p>

<p>Ama Devlet Tiyatrosu var enfes güzellikteki mimarisiyle.</p>

<p>BBB; Şehir Tiyatrosu kurmak için İlker Ayrık ile görüşüyordu, son durum nedir bilmiyoruz.</p>

<p>Lakin zaten Devlet Tiyatrosu adı üstünde “devlet”.</p>

<p>Bizim milletvekillerimizin, tabi ki iktidar vekillerinin hiç akıl ufuklarına düşmez mi “şehrimize devlet tiyatrosu getirsek falan” diye…</p>

<p>BBB’nin “Şehir Tiyatrosu” adımı harikaydı da milletvekilleri kente ne kazanım sağladı, birer birer bir sürü Bölge Müdürlüğü bile Balıkesir’de kepenkleri indirmişken! Elimizdeki kazanımları kaybetmişken.</p>

<p>Büyük şehir oldun mu büyük düşünmek istiyorsun, diğer kentlere imrenmemek istiyorsun da olmuyor işte.</p>

<p>Hayaller Paris, gerçekler mafiş gibi bir tablo.</p>

<p>Daha Savaştepe Caddesi gibi bir prestij caddesinin kevgir halinden ne zaman kurtulacağız, onu bekliyoruz umutla!</p>

<p>Zifiri karanlık gecelerde daha aydınlatmaları halledemedik. Kocaman caddelere bakın (Beyoğlu, Mehmetçik, 100.Yıl, Bandırma, Vasıfçınar, Savaştepe vs vs vs…)</p>

<p>Polatlı’dan geçmeyen siyasetçi yoktur…</p>

<p>İlçenin içinden geçen ana yoldaki aydınlatmalara bakın…</p>

<p>Bizde kent içi ana arterlere bile bir ışık getiremedik.</p>

<p>Kolkola girip başkanlar ve vekiller üç beş gece şehri bir yürüyerek dolaşsınlar, nasıl bir karanlığa mahkum kalmış şehir, rahatsız olmayan olursa şaşarız.</p>

<p>Bu arada kimse demesin, sinema olsa vatandaş gidecek mi, kitapçı olsa kitap okuyan var mı diye.</p>

<p>Mazeretin arkasına sığınmak olmaz…</p>

<p>Mevcut görüntü büyük şehir Balıkesir’e yakışıyor mu, onun ayırdına varmak gerek.</p>

<p>Ve elbette tüm bunlardan önce şehr-i Balıkesir’i düşünmek ve dertlenmek gerek.</p>

<p>Dertlenen olmak gerek.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//hayallerim-askim-ve-sen/686/</link>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR BÜYÜRKEN KİMLİĞİNİ DE KORUMALI</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>BALIKESİR BÜYÜRKEN KİMLİĞİNİ DE KORUMALI</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir, son yıllarda istikrarlı bir değişim yaşıyor. Balıkesir belki burada doğup büyüdüğüm  için bana daha güzel görünüyor. Ancak bu değişimi sadece duygularla açıklamak mümkün değil. Şehrin sokaklarına, ticaretine ve günlük yaşamına bakıldığında Balıkesir'in gerçekten büyüdüğü açıkça görülüyor.</p>

<p> </p>

<p>Bundan on ya da on beş yıl önce şehir merkezinde vakit geçirilebilecek kafe sayısı oldukça azdı. Alışveriş seçenekleri bugünkü kadar geniş değildi. Trafik daha sakindi, araç sayısı bugüne kıyasla çok daha düşüktü. Şehir bu kadar yoğun göç almıyor, nüfus artışı bugünkü hızına ulaşmıyordu. Günümüzde ise yeni işletmeler açılıyor, alışveriş noktaları çoğalıyor, sanayi yatırımları artıyor ve şehir ekonomisi her geçen yıl daha da güçleniyor.</p>

<p>Balıkesir'in gelişiminde sanayinin önemli bir payı bulunuyor. Organize sanayi bölgelerindeki yatırımların artması, üretim kapasitesinin büyümesi ve ihracatın yükselmesi hem istihdama hem de bölge ekonomisine katkı sağlıyor. Tarım, hayvancılık ve gıda sanayisindeki güçlü yapısı da Balıkesir'i Türkiye'nin üretim merkezlerinden biri hâline getiriyor. İstanbul, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlere yakın konumu ise yatırımcılar için önemli bir avantaj oluşturuyor.</p>

<p> Ancak büyümek tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, doğru planlanmış bir şekilde büyüyebilmektir. Bugün şehir merkezindeki ticari hayat büyük ölçüde Yeni Çarşı ve çevresinde yoğunlaşmış durumda. Bu durum zamanla trafik, otopark ve yaya yoğunluğu gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Oysa gelişen şehirlerde ticaret tek bir noktada toplanmaz. Yeni yerleşim alanları oluşturulurken sosyal yaşamı destekleyecek meydanlar, alışveriş caddeleri, parklar ve çarşılar da planlanmalıdır.</p>

<p> Balıkesir'in ilçeleri de bu anlayışla gelişmelidir. Her ilçenin kendi ticaret merkezi, sosyal yaşam alanı ve güçlü bir çarşı kültürü olmalıdır. Böylece hem şehir merkezindeki yoğunluk azalır hem de ilçelerin ekonomik canlılığı artar. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli şehir merkezine gitmek zorunda kalmaz.</p>

<p> Büyümenin bir diğer önemli konusu ise tarım arazileridir. Balıkesir, Türkiye'nin en verimli tarım bölgelerinden biridir. Zeytinlikleri, sebze ve meyve üretimi, hayvancılığı ve geniş tarım ovalarıyla ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Ancak son yıllarda verimli tarım alanlarının imara açılması önemli bir risk oluşturmaktadır. Bugün plansız şekilde betonlaşan araziler, gelecekte geri kazanılamayacaktır. Tarım yapılacak topraklar korunmazsa, yarın üretim yapacak alan bulmakta zorlanabiliriz. Gıda güvenliğinin öneminin arttığı günümüzde, tarım arazilerini korumak artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>

<p> Balıkesir'in geleceği; sanayisini büyüten, ihracatını artıran, turizmini geliştiren ama aynı zamanda doğasını ve tarımını koruyan bir şehir olmaktan geçiyor. Modern yollar, yeni konutlar ve büyük yatırımlar elbette önemlidir. Fakat bunların yanında yeşil alanların, verimli toprakların ve planlı şehirleşmenin korunması da aynı derecede değerlidir.</p>

<p> Balıkesir bugün önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm doğru yönetilirse şehir yalnızca nüfus olarak değil, yaşam kalitesi bakımından da örnek gösterilen kentlerden biri olabilir. Çünkü gerçek gelişmişlik, sadece daha fazla bina yapmak değil; insanın rahat yaşayabildiği, üretimin desteklendiği ve geleceğin düşünüldüğü şehirler kurabilmektir. Balıkesir'in buna fazlasıyla layık olduğuna inanıyorum.</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-buyurken-kimligini-de-korumali/685/</link>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ON KİŞİYE SORDUK… “ATMA” DEDİLER!</title>
<description><![CDATA[<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Aylar ve aylar önce; adı sanını kimsenin bilmediği, kurucusunun bakan eşi olduğu dışında farklı bir bilginin internet sitelerinde dahi yer almadığı <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">Atma Hareketi</span> mi dersiniz, <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">Atma Derneği</span> mi dersiniz…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Onunla şaşalı bir tanıtım yaptı bizim BBB.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Avlu’da tanıtım, çocuklarla şarkı türkü…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Sonrası…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Birkaç otobüse Atma görseli.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Birkaç bilboard…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Sonra n’aptı BBB?..</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Caddelerde izmarit ve pet toplama kampanyası mı yaptı misal…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Şehre gönüllü ekipler kurdu da onlarla temizlik kampanyası mı başlattı süreklilik arzeden…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Eskiden izciler vardı, biz de bir zamanlar izciydik, okuldaki izci ekibi istisnasız belli zaman aralıklarla sokaklardan çöp toplardık aralıksız…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">BBB; Atma ile imza attı,</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;"><span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“Atma Hareketi İyi Niyet Beyanı”</span> falan…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Eeee…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Yav internet sitesi yok Atma Derneği’nin; bir instagram hesabı var, ötesi yok, ulaşmak isteseniz bakan aracılığı ile mi bağlanacağız Atma’ya!</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Hadi onu geçtik….</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Biz bilmeyiz, BBB’ciler bilir, zaten eleştirinin <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“e”</span>sini duydukları zaman tüyleri diken diken oluyor bizde tüm bürokrasinin.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Velhasıl; önce şunu soralım, BBB’nin veya Karesi’nin veya 6 Eylül’ün temiz kent rolü üzerinde bir kurumla ortaklık yapmasına gerek var mı, boşuna masraf değil mi tüm bu reklamsal atraksiyonlar?</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Belediyelerin asli görevlerinin en başında yer almıyor mu zaten temizlik işleri?</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Ve 10 kişiye sorduk biz; kent temizliği nasıl diye…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Şikayet etmeyen yok.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Kirli ve bakımsız kent.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Kimse kusura bakmasın BBB de, Karesi de, 6 Eylül de aynı durumda, hepsi dökülüyor…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Kirli ve bakımsız kentten hemen herkes şikayetçi.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Biz 10 kişiye sorduk, Karesi ve 6 Eylül 1000 kişiye, BBB 10 bin kişiye sorsun; <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“kent temizliği hakkında düşünceleriniz nelerdir”</span> diye…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Bir dokunsunlar, kaç ah işitecekler, objektif değerlendirsinler…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Biriken çöpler, bakımsız oyun ve park alanları, ormana dönmüş çimler, konteynırlardan taşan dökülen çöpler; trafiğin canlı ve akıcı olduğu saatlerde çöp toplama kamyonlarını ana arterlere çıkarıp trafiği kilitlemeler, hepsi için diyemeyiz kuşkusuz işini iyi yapanlar başımızın üstüne, lakin çöp toplanırken arkasında bir o kadar olmasa da yığınla çöp bırakıp giden görevliler… Bir lakaytlık, bir vurdumduymazlık, bir plansızlık…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Atma Hareketi’ni boşverin, reklam ötesinde bir şeyi yok çünkü…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Lakin keşke bizim BBB’ciler fahri trafik müfettişi gibi fahri temizlik timi falan oluştursaydı da zabıtaya bilgi verselerdi ve yere çöp atanlara bassalardı cezayı…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Avlu’ya izmarit, caddelere izmarit, pet, torba, şişe, vs vs….</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Bu arada DOA ile pet ve şişelere 1 lira ile iade uygulaması başladı ya belki bir nebze pet kirliliği azalır, malum aile bütçesine azımsanmayacak katkı günde 200 pet, 200 TL.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Belediyelerimiz sorsunlar vatandaşa allasen:</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;"><span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“Kentimiz temiz değil mi”</span> diye.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;"><span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“Atma”</span> diyecek vatandaş…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Ama <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“sallamayın ne temizliğinden bahsediyorsunuz”</span> babında buradaki <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“atma”</span>!</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Atma hareketinin zaten logosundan başka bir şeyi yok.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Temizlik konusunda kaçıncı yazı bu ama bizce başkanlar esnaf ziyareti falan yapacaklarına önce bir caddeleri, ara sokakları, meydanları, mahalle arası parkları falan gezsinler tek başlarına… Bize gelen şikâyetin haddi hesabı yok da zaten biz de görüyoruz çevremizi haliyle her an.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Tek başına gezmek daha iyidir hem, kalabalıklarla olunca dikkatini veremez insan…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Bir baksınlar cadde ve sokaklara…</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">Ekipleri de bir yoklasın vatandaşı.</p>

<p style="box-sizing: border-box; margin-top: 0px; color: rgb(22, 22, 22); line-height: 26px; margin-bottom: 1.5rem; font-size: 18px; word-spacing: 0.001em; font-feature-settings: &quot;kern&quot;; font-kerning: normal; text-rendering: optimizelegibility; font-family: Inter, sans-serif;">İnanın <span style="box-sizing: border-box; font-weight: bolder;">“ceza kesin”</span> diyenler bile azımsanmayacak oranda çıkacak da kent ne diyecek bir kulak verin bakalım bu temizlik mevzuuna.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//on-kisiye-sorduk-atma-dediler/684/</link>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYVALIK'TAN MİDİLLİ'YE, MİDİLLİ'DEN AYVALIK'A  YARIM KALAN HİKÂYE</title>
<description><![CDATA[<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">AYVALIK'TAN MİDİLLİ'YE, MİDİLLİ'DEN AYVALIK'A</span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">YARIM KALAN HİKÂYE</span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Ege Denizi'ne kıyısı olan şehirlerde yaşayanlar iyi bilir; deniz bazen insanları birbirinden ayıran değil, birbirine bağlayan bir yoldur. Özellikle Ayvalık ile Midilli arasındaki ilişki, sadece coğrafi yakınlıktan ibaret değildir. Bu iki kıyı, yüzlerce yıl boyunca aynı kültürün, aynı sofranın, aynı türkülerin ve aynı hayatların paylaşıldığı iki komşu olmuştur.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Bugün Ayvalık sahilinden baktığınızda, açık havalarda Midilli Adası'nı tüm heybetiyle görebilirsiniz. Aradaki mesafe yalnızca birkaç kilometredir. Ancak bundan yaklaşık bir asır önce, bu kısa mesafe binlerce insan için hayatlarının en uzun yolculuğuna dönüşmüştür.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">1923 yılında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, Ege'nin iki yakasında yaşayan insanların kaderini bir gecede değiştirdi. Ayvalık'ta doğup büyüyen Rum aileler, nesillerdir yaşadıkları evleri, işyerlerini, zeytinliklerini ve anılarını geride bırakarak Midilli'ye gitmek zorunda kaldılar. Aynı dönemde Midilli'de yaşayan Türk aileler de doğdukları toprakları terk ederek Ayvalık'a yerleştiler.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Anlatılan hikâyelere göre, Midilli'den ayrılan birçok Türk ailesi, evlerinin anahtarlarını ömürleri boyunca sakladı. Aynı şekilde Ayvalık'tan Midilli'ye giden Rum aileler de arkalarında bıraktıkları evlerine bir gün geri döneceklerine inandılar. O anahtarlar yıllar boyunca sandıklarda, çekmecelerde ve aile yadigârlarının arasında korundu. Çünkü insanlar, evlerini terk etmiş olsalar da umutlarını terk etmemişlerdi.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Ayvalık'a gelen mübadiller, daha önce hiç görmedikleri bir şehirde yeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Yerleştirildikleri evlerin duvarlarında başka ailelerin fotoğrafları vardı. Bahçelerde başkalarının diktiği ağaçlar büyüyordu. Aynı acıyı yaşamış insanlar, birbirlerinin bıraktığı hayatların içine yerleşmek zorunda kalmışlardı.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Belki de bu hikâyenin en dokunaklı tarafı, iki tarafın da birbirini düşman olarak görmemesiydi. Çünkü onlar birbirlerinin kültürünü tanıyor, yemeklerini biliyor, şarkılarını söylüyorlardı. Aynı zeytini topluyor, aynı denize açılıyor ve aynı rüzgârı soluyorlardı.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Aradan onlarca yıl geçti. Mübadeleyi yaşayan nesiller büyük ölçüde aramızdan ayrıldı. Ancak onların çocukları ve torunları, dedelerinden ve ninelerinden dinledikleri hikâyelerin peşine düşmeye başladı. Midilli'den gelen ailelerin torunları, dedelerinin doğduğu köyleri görmek için adaya gidiyor. Ayvalık'tan ayrılan Rum ailelerin torunları ise çocukluk hikâyelerinde duydukları sokakları bulmak için Ayvalık'a geliyor.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Karşılaştıkları manzara çoğu zaman şaşırtıcı oluyor. Çünkü aradan geçen bir asra rağmen, aynı yemekler pişiriliyor, aynı türküler söyleniyor ve aynı kelimeler kullanılmaya devam ediyor. İnsanlar, kaybettikleri vatanların aslında tamamen kaybolmadığını, sadece denizin karşı kıyısında yaşamaya devam ettiğini görüyor.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Bugün Ayvalık'ta gezerken gördüğümüz tarihi taş evler, eski kiliseler, dar sokaklar ve zeytin ağaçları yalnızca mimari bir miras değildir. Bunlar aynı zamanda Ege'nin ortak hafızasının sessiz tanıklarıdır. Midilli'deki eski Türk mahalleleri, camiler ve çeşmeler de aynı hikâyenin diğer yarısını anlatmaktadır.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Bir zamanlar komşu olan insanlar, tarihin akışı içinde birbirlerinden ayrılmış olabilirler. Ancak ortak acılar, ortak hatıralar ve ortak kültür, onları birbirine bağlamaya devam etmektedir.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Bugün Ayvalık sahilinde gün batımını izlerken karşı kıyıda görünen Midilli'ye bakmak, aslında sadece bir adaya bakmak değildir. Bu bakış, geride bırakılmış hayatlara, yarım kalmış hikâyelere ve Ege'nin hiçbir zaman unutulmayan ortak geçmişine bakmaktır.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> </span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Ancak bu göç, bildiğimiz göçlerden farklıydı. İnsanlar ekonomik nedenlerle değil, savaş nedeniyle değil, yalnızca yeni çizilen sınırlar ve alınan siyasi kararlar nedeniyle evlerinden ayrılmışlardı. Yanlarına alabildikleri birkaç eşya, birkaç fotoğraf ve çoğu zaman evlerinin anahtarları dışında hiçbir şeyleri yoktu.</span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ayvalik-tan-midilli-ye-midilli-den-ayvalik-a-yarim-kalan-hik-ye/683/</link>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dirençli Migren mi, Yoksa Yanlış Teşhis mi?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Dirençli Migren mi, Yoksa Yanlış Teşhis mi? </strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>www.drnilaysahin.com</p>

<p>Baş ağrısı, modern dünyanın en yaygın ama bir o kadar da hafife alınan sağlık sorunlarından biri. Birçoğumuz "yine migrenim tuttu" diyerek bir ağrı kesiciyle günü kurtarmaya çalışıyoruz. Ancak bazen o ağrılar ne ilaçlara yanıt veriyor ne de yakamızı bırakıyor. Peki, tıp dünyasında "dirençli" veya "tedaviye yanıt vermeyen" olarak adlandırılan bu ağır migren tablosunun arkasında gerçekten ne yatıyor?</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Avrupa’daki 15 büyük baş ağrısı merkezinde yürütülen ve yaklaşık 700 migren hastasının verilerini inceleyen çok merkezli, prestijli bir araştırmanın sonuçları yayımlandı. Bu çarpıcı çalışma, baş ağrısı çeken hastaların tanı süreçlerine ve düştüğümüz "yanlış teşhis" tuzaklarına çok önemli bir ışık tutuyor.</p>

<p>Gelin, bu güncel bilimsel verilerin mutfağına birlikte bakalım ve kendimize şu soruyu soralım: <strong>Ağrımızın nedeni gerçekten migren mi, yoksa faturayı yanlış yere mi kesiyoruz?</strong></p>

<p><strong>MR ve Tomografi Çılgınlığı: Gerçekten Gerekli mi?</strong></p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, migreni daha şiddetli ve tedaviye dirençli olan hastaların, diğer hastalara kıyasla çok daha fazla tetkikten geçtiğini gösteriyor.</p>

<p>Sonuçlar adeta bir "görüntüleme çılgınlığını" gözler önüne seriyor:</p>

<ul>
	<li>Hastaların neredeyse <strong>yarısı (%48.7)</strong> hayatında en az bir kez beyin MR'ı çektirmişken, <strong>%34.4'ü birden fazla kez</strong> MR cihazına girmiş.</li>
	<li>Her üç hastadan biri beyin tomografisi çektirirken, <strong>%18.2'si bu radyasyonlu işlemi defalarca tekrarlamış</strong>.</li>
	<li>Boyun MR'ı ve kafatası röntgenleri de cabası...</li>
</ul>

<p>Kuşkusuz, dirençli bir baş ağrısında altta yatan başka bir nörolojik nedeni dışlamak için beyin görüntülemesi hayati önem taşır. Ancak veriler gösteriyor ki, hastalık süresi uzadıkça, migren kronikleştikçe ya da aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrıları geliştikçe tetkik sayıları kontrolsüzce katlanıyor. Oysa çoğu zaman, ardı ardına çekilen bu temiz MR'lar hastanın ağrısına yeni bir çözüm sunmuyor.</p>

<p><strong>En Büyük Tuzak: Boyun Fıtığı ve Sinüzit Yanılgısı!</strong></p>

<p>Gelelim madalyonun diğer yüzüne... Araştırma, baş ağrısı çeken her 4 hastadan birinin <strong>(%28)</strong> hayatının bir döneminde <strong>en az bir kez yanlış teşhis</strong> aldığını ortaya koyuyor. İşin en acı tarafı ise, ağrısı "hafif" veya "henüz dirençli hale gelmemiş" olan hastaların, tedavisi en zor olan "refrakter (tam dirençli)" hastalara göre çok daha fazla yanlış teşhise maruz kalması.</p>

<p>Peki, migren en çok hangi hastalıklarla karıştırılıyor? Sıralama oldukça tanıdık:</p>

<ol>
	<li><strong>Boyun Rahatsızlıkları (%10.4):</strong> Boyun düzleşmesi veya fıtığı, migren ağrısının boyna yayılması nedeniyle en sık konulan yanlış teşhis.</li>
	<li><strong>Sinüzit (%9.1):</strong> Alın ve göz çevresindeki migren ağrısı, yıllarca kronik sinüzit zannedilerek gereksiz antibiyotik kullanımına yol açıyor.</li>
	<li><strong>Hormonal Düzensizlikler (%4.6):</strong> Özellikle kadınlarda adet dönemlerindeki tetiklenmeler, doğrudan hormon hastalığı gibi yorumlanabiliyor.</li>
	<li><strong>Çene Eklemi Problemleri (%3.0):</strong> Diş sıkma ve çene ağrısı migrenle iç içe geçebiliyor.</li>
</ol>

<p><strong>Bu Veriler Bize Ne Anlatıyor?</strong></p>

<p>Eğer tedavisi zor, dirençli bir migreniniz varsa, hekiminizin sizi daha yakın takibe alması ve ileri tetkikler istemesi son derece doğaldır. Ancak eğer ağrılarınız yeni başladıysa ya da henüz "dirençli" evreye geçmediyse, önünüze hemen koyulan "sinüzitsin" ya da "boyundandır" teşhislerine karşı biraz temkinli yaklaşmakta fayda var.</p>

<p>Baş ağrısı sadece bir semptomdur ve doğru yönetilmediğinde hastayı doktor doktor gezdiren, gereksiz radyasyona maruz bırakan bir labirente dönüşebilir. Çözüm; her ağrıda yeni bir MR çektirmek değil; hastayı bir bütün olarak ele alan, multidisipliner yaklaşıma sahip baş ağrısı uzmanlarıyla doğru ve sabırlı bir yol yürümektir.</p>

<p>Unutmayın, doğru tedavi ancak doğru teşhisle başlar. Sağlıklı ve baş ağrısız günler dilerim.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//direncli-migren-mi-yoksa-yanlis-teshis-mi/682/</link>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞAMLI PANAYIRI</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>ŞAMLI PANAYIRI</strong></p>

<p> </p>

<p>Şamlı Panayırı'nı yıllardır duyardım. Büyüklerimiz anlatırken, eski panayırların coşkusundan, kalabalığından, bereketinden söz ederlerdi. Şamlı Panayırı da bunlardan biri idi.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen çok duyduğum Şamlı Panayırı'nın açılışına ilk kez gitme fırsatı buldum. Gördüklerim beni hem şaşırttı hem de yıllar öncesine götürdü.</p>

<p> </p>

<p>Daha panayır alanına yaklaşırken yoğunluk dikkat çekiyordu. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin şehir merkezinden ücretsiz otobüs kaldırması vatandaşların katılımını artırmıştı. Öyle ki, otoparklar dolmuş, araçlar yolun iki tarafına kilometrelerce uzanan sıralar halinde park edilmişti.</p>

<p>Panayır alanına girdiğimde ise adeta başka bir dünyaya adım attım. Büyük bir alana yayılan panayırda yok yoktu. Tır üzerine kurulmuş kafeler, giysi satan esnaflar, lahmacuncular, ev dondurmacıları, tatlıcılar, zirai alet satıcıları, elektrikli motor satıcıları, çocuk oyun alanları ve birbirinden farklı ürünleriyle esnaflar vatandaşların ilgisini çekmek için büyük çaba gösteriyorlardı.</p>

<p> Sahneye çıkan sanatçılar birbirinden güzel şarkılar seslendiriyor, vatandaşlar da büyük bir coşkuyla onlara eşlik ediyordu. Çocuklar eğleniyor, büyükler alışveriş yapıyor, gençler arkadaşlarıyla vakit geçiriyordu. Bir köşede halka atanlar, diğer tarafta çeşitli oyunlarda şansını deneyenler vardı. Kazanamayanlar bile mutlu görünüyordu. Çünkü önemli olan sadece kazanmak değil, bu güzel atmosferin bir parçası olmaktı.</p>

<p> Şamlı Panayırı'nı gezerken çocukluğumun ve gençliğimin unutulmaz etkinliği olan Balıkesir 6 Eylül Milli Fuarı'nı hatırladım. O fuarın heyecanı, kalabalığı ve coşkusu sanki yıllar sonra Şamlı'da yeniden hayat bulmuştu. İnsanların yüzündeki mutluluk, esnafın heyecanı ve panayırın canlılığı bana eski günleri yeniden yaşattı.</p>

<p> Türkiye'nin dört bir yanından gelen esnaf, ürünlerini tanıtmak ve satmak için büyük emek harcıyordu. Bu durum yalnızca panayırı ziyaret edenlere değil, Şamlı'ya ve çevre ekonomisine de önemli katkılar sağlıyordu. Bölgedeki esnaf kazanıyor, ulaşım sektörü hareketleniyor, yerel üreticiler ürünlerini tanıtma fırsatı buluyor, Şamlı'nın adı çok daha geniş kitlelere ulaşıyordu.</p>

<p> Bugün birçok gelenek zamanla unutulurken, Şamlı Panayırı'nın yeniden bu kadar güçlü bir şekilde yaşatılması son derece değerli. Çünkü panayırlar sadece alışveriş yapılan yerler değildir; insanların buluştuğu, sosyalleştiği, anılarını tazelediği ve yeni anılar biriktirdiği kültürel buluşma noktalarıdır.</p>

<p> Şamlı Panayırı'ndan ayrılırken aklımdan geçen tek düşünce şuydu: Bazı gelenekler vardır ki, yaşatıldıkça sadece eçmişimizi değil, geleceğimizi de zenginleştirir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//samli-panayiri/681/</link>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TAKİP’TE KALIN</title>
<description><![CDATA[<p>TAKİP’TE KALIN</p>

<p>7. kuruluş yılı Takip’in.</p>

<p>Okur için gazete, bir anlık nefestir.</p>

<p>Sayfaları çevirirsin, okursun, bakarsın…</p>

<p>Kenara koyarsın.</p>

<p>Bir günlüktür aslında gazetenin ömrü.</p>

<p>Ama sadece okur için.</p>

<p>Okur için gazete, her sabah yeniden doğar.</p>

<p>Ama gazeteler için her sabah yeni bir adım, daha ileri mesafeler, daha büyük hedefler, daha bir olgunlaşma demektir.</p>

<p>İnsan için küçük, bir gazete için, hele hele yerel basının içindeki bir gazete için ise her doğan gün ve her hafta bitmek bilmeyen sıkıntılarla mücadele edilen bir koşturmadır.</p>

<p>O yüzden yerel bir gazete için 7 hiç de küçük bir yaş değildir.</p>

<p>Temelin iyice oturduğu, kendine güvenin iyice pekiştiği, geleceğe emin adımlarla yürüyebileceğine olan inancın güçlendiği zaman dilimidir.</p>

<p>Yerel basındaki bir gazeteyi yaşatan öncelikle kazandığı saygınlıktır.</p>

<p>Eğilip bükülmüyorsan, birilerine veya bir tarafa yanaşmıyorsan yerel özelinde okur bunun değerlendirmesini çok daha yakından yapar.</p>

<p>Zira yerel gazete kentin gazetesidir.</p>

<p>Sokaktaki insanın sesidir.</p>

<p>Aileden biridir.</p>

<p>Ama ekonomik koşulların ağırlığı da dayanılmaz ötesidir.</p>

<p>Bu nedenle kentli birey, gazeteciliği layığıyla yapana da sahip çıkmalı, destek olmalıdır.</p>

<p>Destekten kastımız da abonelik ve okunurluktur.</p>

<p>Yerel gazetenin en büyük reklamı okunurluğudur.</p>

<p>Balıkesir’de son yıllarda yazılı basın haricinde özellikle internet gazeteciliği(!)nin patlama(!) yapmasıyla sayısız haber(!) sitesi oluştu.</p>

<p>Ama kirlilik de aynı oranda arttı.</p>

<p>Takip, tüm bu abuk furya içinde çizgisini bozmadan ilerleyebildiyse ve bugün yeni bir yayın yılına kavuşmanın haklı gururunu taşıyorsa bunu öncelikle gazeteciliğe olan inancına, meslek ilkelerine bağlılığa ve okurlarına borçludur.</p>

<p>Takip’i her hafta Balıkesir ve Balıkesirliler ile buluşturan yönetim kadrosundan tutun da gazetenin mutfağındakilere ve dağıtıcılarına kadar tüm emekçilerini kutluyor; nice yayın yılları diliyoruz.</p>

<p>Takip’siz kalmayın.</p>

<p>               Takip’te kalın.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//takip-te-kalin/680/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>7 Yıldır Aynı Heyecan, Aynı Kararlılıkla…</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>7 Yıldır Aynı Heyecan, Aynı Kararlılıkla…</strong></p>

<p>Yerel basın, bir şehrin hafızasıdır…</p>

<p>Sadece haber vermez; yaşananları kayda geçirir, insanların sesi olur, bazen bir sorunu gündeme taşır, bazen de bir başarıya ışık tutar. Özellikle bugünlerde, doğru ve tarafsız habercilik yapmak her zamankinden daha büyük bir sorumluluk haline geldi.</p>

<p>İşte BALIKESİR TAKİP GAZETESİ, tam 7 yıldır bu sorumluluğu büyük bir özveriyle yerine getiriyor.</p>

<p>Gazetenin Kurucusu değerli kardeşim Umut Sözen’in şu sözleri aslında bu 7 yıllık emeğin en güzel özeti niteliğinde:</p>

<p>“Takip’te kalın… Gazeteniz Takip 7 yaşında… Bu gazete emeğin alın terine yansımasıdır. Çok yol yüründü, çok emek harcandı, çok gönüllere dokunuldu…”</p>

<p>Gerçekten de öyle…</p>

<p>Kolay değil…</p>

<p>Bir yerel gazeteyi ayakta tutmak, ilkelerinden ödün vermeden yayın hayatını sürdürmek büyük bir mücadele ister. Görünenin arkasında büyük bir emek, yoğun bir tempo ve ciddi bir fedakârlık vardır.</p>

<p>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ, yayın hayatına başladığı ilk günden bu yana aynı heyecanla, aynı inançla yoluna devam ediyor. Tarafsız habercilik anlayışıyla, etik değerlere bağlı kalarak, halkın doğru bilgiye ulaşabilmesi için önemli bir görev üstleniyor.</p>

<p>Ben de gazetemizin yayın hayatına başladığı ilk günden itibaren bu ailenin içerisinde yer alıyor, 7 yıldır aralıksız yazılarımı sürdürüyorum. Geçen yıllar içerisinde Takip Gazetesi yalnızca bir yayın organı olmadı; Balıkesir’in sesi, gündemin takipçisi ve vatandaşın yanında duran güçlü bir platform haline geldi.</p>

<p>Yerel ve ulusal gelişmeleri dikkatle takip eden gazetemiz, zaman zaman şehir adına önemli konuları gündeme taşıdı, zaman zaman vatandaşın sorunlarına tercüman oldu. Bunu yaparken de hiçbir zaman doğruluktan ve basın ahlakından uzaklaşmadı.</p>

<p>Bugün dijital çağın içerisindeyiz. Haber çok hızlı yayılıyor ancak doğru habere ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. İşte böyle bir dönemde ilkeli yayıncılık yapan yerel gazetelerin değeri çok daha iyi anlaşılıyor.</p>

<p>BALIKESİR TAKİP GAZETESİ de teknolojinin tüm imkânlarını kullanarak dijital dünyada gücünü artırmaya, hak ve hukuku gözeten yayın anlayışıyla yoluna devam ediyor.</p>

<p>Bu vesileyle; başta Umut Sözen olmak üzere emeği geçen tüm gazete çalışanlarını, yazar kadrosunu, gazetemizi okuyucularımıza ulaştıranları, katkıda bulunanları ve bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan değerli okuyucularımızı gönülden kutluyorum.</p>

<p>Nice yıllara…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//7-yildir-ayni-heyecan-ayni-kararlilikla/679/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SİZİN GAZETENİZ TAKİP  7 YAŞINDA</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p> </p>

<p>Yayın hayatına başladığımız ilk günden itibaren doğruluktan, dürüstlükten, tarafsızlıktan, objektiflikten ve güvenirlikten hiç ayrılmadık. Geçen sayılar, aylar ve yıllar sonra buralara gelmemiz bunun en büyük göstergesi oldu.  Okuyucularımızın desteği ile 7. Yılımıza ulaştık. Dün gibi geliyor ama buralara gelirken çok emek çok mücadele verdik, çok çalıştık, herkesle barışık olduk hep daha iyisi çalıştık.</p>

<p>Çok gönüllere dokunduk, herkese el uzattık, 7. Yıla adım atarken bu yolun çetin ve zor olduğunu bildik ama yılmadık. Kapımızı da gönlümüzü de herkese açtık, içeri giren de çok oldu, yanından geçip girmeyen ve giremeyen de oldu.</p>

<p>Bu uzun yolda belki düştük, sendeledik ama doğrulduk yine yolumuza devam ettik çünkü bizim gittiğimiz yolun sonu doğruluktu. Doğru sarsılır ama yıkılmaz. Duaların ve desteklerin gayretini unutmayız, unutamayız. Hep omuzumuzda bir el hissettik işte o eller büyüdü arttı ve şimdi buradayız. Belki ilk günden itibaren “Bu işi sürdüremez, “Yapamaz”, “Gazeteyi yakında kapatır”, “Nereye kadar sürdürecek ki” gibi düşünceler olmuş olabilir ama bilmiyorlarki benim işin mutfağından geldiği mi? Biz bu işe dün başlamadık, yeni gelmedik geri geldik. Sahada olmamızın izini gazetemize yansıttık, objektifimiz hep doğru fotoğrafları, kalemimiz ise hep halktan yana oldu. Kimsenin adamı olmadık, başımız hep dik oldu işte bu bizim en büyük gururumuz.</p>

<p>Sadece arkamızda okuyucularımızın ve bize güvenen insanların desteğini hissetmek ne güzel bir duygu.</p>

<p>Balıkesir Takip Gazetesi şehirde bir iz bırakmış, yerel basında adını duyuran bir gazete oldu. Gazetemizin kuruluşundan bu güne bizlerin yanında olan, desteklerini esirgemeyen, yükümüzü hafifleten, gazetemizi güçlendiren değerli insanlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Nice başarılı senelere ulaşmak dileğiyle.</p>

<p>Hikayemiz burada bitmeyecek.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sizin-gazeteniz-takip-7-yasinda/678/</link>
<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AİLE AİLE; BU NASIL AİLE?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>AİLE AİLE; BU NASIL AİLE? </strong></p>

<p> </p>

<p>Önce takvimi tee seçim zamanına geri alalım.</p>

<p>Yerel seçimler öncesi bu kez galibin CHP olacağı tabir yerindeyse kabak gibi meydandaydı.</p>

<p>Hoş, Türkiye’den, Balıkesir’den ve vatandaştan kopuksanız hayaller aleminde de yaşayabilirsiniz ama biraz olsun görüyor, dinliyor, yaşıyorsanız böyle bir zaferin geleceği belliydi.</p>

<p>Hatta Karesi’de son dakika aday değişikliği dahi CHP’yi yalpalatmadı. Karesi, Altıeylül, Büyükşehir CHP olarak alındı ve büyük başarı tarihe de geçti.</p>

<p>Haliyle seçmen iradesinde; isimlerden çok, önceki dönemin yaptığı hatalar ve yılların getirdiği yereldeki yıpranma etkisiyle beraber Türkiye’nin ekonomik durumunun ve toplumsal refleksin yansımaları çok daha fazla gözlemlendi. Bununla beraber Ahmet Akın isminin önceki dönemden getirdiği bir mağduriyet yakınlığı(İsmail Ok isminin ittifak adayı olarak ilan edilmesi ve Ahmet Akın’ın Ok lehine çekilmesi), sevimliliği, Akın’ın sempatik görünümü ve CHP Genel Başkan yardımcısı olmanın biriktirdiği tanınırlık etkisi var mıydı, vardı kuşkusuz ama Ahmet Akın yerine başka bir aday CHP adayı olarak çıksaydı, örneğin ittifakla bu kez Turhan Çömez gösterilseydi; O da rahat kazanırdı. Zira ülkedeki genel kamuoyu iktidarın uygulamalarına tepkiliydi.</p>

<p>Seçimler üzerinden aylar, aylar ve aylar geçti…</p>

<p>Seçim öncesi CHP’nin kazanacağına biz yüzde 100 gözüyle bakarken seçimin ardından belli oldu ki CHP ve adaylar kazanacaklarına inansalar da kazandıktan sonra yapılacaklara olması gerektiği kadar hazır değillermiş.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü yerel yönetimlerde ekibin çok önceden hazır olması gerekir.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü göreve gelir gelmez gereksiz yere yapılan logo değişikliği ile muhalefetin eline böyle eleştiri konusu olacak malzeme verilmez.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü seçim öncesi AKP’ye yönelttiğiniz eleştirilere konu davranışları; eğer iyi bir ekibiniz ve uyaranlarınız varsa bile bile lades şeklinde yapmazsınız.</p>

<p>Neden böyle diyoruz, çünkü ekip iyiyse, her işin başkanın icraatı olmadığı, icraatı yapanın BBB olduğunun altının çizilmesi gerektiği hususunda toplumsal hassasiyetlerin dikkate alınmasının bilincinde olup yeri geldiğinde de o iyi ekip, başkanla bire bir tartışabilmelidir.</p>

<p>Var mı böyle bir şey sizce?..</p>

<p>Allasen kaç defa sadece biz bu köşede altını çizdik, her bültende, her konuda, her adımda isimleri ön plana çıkarmayın BBB olarak icraatlarınızı açıklayın dedik. Ama görülüyor ki vız gelir tırıs gider misali hiçbir eleştiri kaale alınmıyor; Dünya Sanat Günü’nde giyilen önlükte, Kaya Tırmanışçılarına verilen havluda; Yakın Çözüm ekibinin formalarının arkasında, bazı belediye araçlarında BBB başkanının ismi olmasının Ahmet Akın’a faydası mı var, zararı mı, bunu düşünen bir ekip ve uyaran var mı?.. Ki, misal verelim, kaya tırmanış etkinliği madem BBB himayesinde idi ve bunun üzerinden yine bol bol reklam yapıldı da havluya isim yazılırken etkinlik alanına niye 3-5 çöp konteynerı gönderilmedi fazladan, etraf leş gibi oldu da bunun düşünülmemesi bile tuhaf değil mi?..</p>

<p>Haliyle “kafası işleyen” bir ekibin öncelikle (yerel ve milli olarak tasvir etmek gerekirse) Balıkesirliler’den oluşturulması gerekir.</p>

<p>Çünkü malzeme bol, liyakatli insanlar çoktur. Elinizdeki kaynakları ince eler sık dokursunuz ama Balıkesir’i Balıkesirliler ile yönetirsiniz.</p>

<p>Ancak Akın cephesinin bu konuda hazırlıksız olduğu, Yücel Yılmaz ekibi(oysa onlar da Yücel Yılmaz ekibi değildi)(!) ile kamu görevinin birbirine karıştırıldığı seçim sonrası ortaya çıktı ki kilit görevlerde yıllardır hizmet veren deneyimli, liyakatli pek çok ismin görev noktasında değişikliğine gidildi. Haliyle partilerle işi olmayan, particilikle alakası bulunmayan, sadece işini yapan deneyimli pek çok isim küstürüldü, kenti bilmeyen, kente yabancı nice isim ithal edildi.</p>

<p>Neden tercih bu yönde oldu anlamak mümkün değil, örneğin Akın göreve başladıktan sonra üst düzey daire başkanlarından özel olarak ilk günden itibaren brifing aldı mı, tek tek birebir görüşmeler yaptı mı; cv’lerini birebir inceledi mi, tecrübelerine baktı mı? Ne duyduk ne öyle bir bilgi geldi kulağımıza…</p>

<p>Yoksa buzdağının görünmeyen yüzünde çalışanlara liyakat ve bilgiden çok; önyargı ve fiskos gazetesiyle mi yaklaşıldı?</p>

<p>Bununla beraber kuşkusuz yeni başkan; yeni isimlerle çalışmak isteyebilir ama “işini yapana dokunmayacağım” diyorsanız “işini yapanı” da sebepsiz görevden almamanız gerekir. Çünkü bu kez Balıkesir ailenizi tümüyle kırmış ve küstürmüş olursunuz. Getirdiğiniz isimlerin de gönderdiğiniz isimlerden çok daha dolu, çok daha vasıflı, çok daha daha daha olması gerekir ki yapılan tasarrufa saygı duyulsun.</p>

<p>Böyle olmadığı için seçimin üzerinden yıllar geçti aynı konuda tartışma ve eleştiriler bitmedi.</p>

<p>Hele hele gelenlerin Balıkesir dışından olması da dikkate alındığında çok yoğun eleştirilere doğal olarak muhatap olursunuz ve bu eleştirilerin haksız olduğu da söylenemez zira getirdiğiniz üst düzey bürokratlar Balıkesir’i bilmiyorsa, tanımıyorsa; kültürünü içine almamış, kişilerini, önemli eserlerini, önemli yerlerini sayamıyor; mahallelerini, sokaklarını arşınlamamış; merkezin ve ilçelerin ihtiyaçlarından bihaberlerse, belde ve ilçeleri tanımıyorlar ve hatta ilçelerin kaç tane olduğunu, isimlerini bile sayamıyorlarsa size faydadan çok zarar verirler.</p>

<p>Böyle olunca da kenti aile olarak değil yabancılarla yönetmiş olursunuz.</p>

<p>Oysa; Balıkesir‘i yöneten bürokratların…. Balıkesir‘i dertlenen insanlar….. olması gerekir.</p>

<p>Balıkesir için dertlenen, Balıkesir’de doğup büyümüş veya yaşayarak Balıkesirliden çok Balıkesirli olmuş, onlarca yıldır Balıkesir ile yatıp kalkmış onca insan varken neden dışarıdan farklı isimler getirilmiştir, bunun anlaşılması gerçekten zordur.</p>

<p>Ayrıca ithal bürokratlar; çalışanları tanımadıkları için; karşılıklı istişare dahi yapmadan ve hatta yüz yüze bile gelmeden, kulaktan dolma bilgilerle ve fısıltı gazeteleri ile personel hakkında yorum yapar hale geliyorlarsa ve bunu sadece basın değil, bilmiyoruz Balıkesir’de duymayan kalmamışsa gerçekten bu kez bu yaşanan tabloyu sadece ithal bürokratlara fatura edebilir misiniz, yoksa siyasi tercihleri mi sorgularsınız?...</p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin personel kaynağına bakın, nice işini bilen isim sebep gösterilmeksizin görevden alındı. Kalan üç beş deneyimli liyakatli işini bilen isim de sürekli stres ve bilinmezlik içinde, “acaba ben de yarın görevden alınacak mıyım” düşüncesiyle huzursuzluğu tavana vurdurmuş durumdalar.</p>

<p>Sonuç olarak Balıkesir’i bilmeyen nice isim dışarıdan geldi. Gelenleri terazinin ayrı kefesine koyun…</p>

<p>Nice isim ise liyakat yetersizliği ile BBB başta olmak üzere Ahmet Akın’a zarar verir hale geldi. Bunu da diğer kefeye koyun.</p>

<p>Farkında mı yönetim bunun?</p>

<p>“Benim Ailem” derken, kendi bürokratlarınızı sebepsiz yere görevden alıyorsanız bunun muhasebesinin olumlu yansıması mümkün değildir.</p>

<p>Nokta atışı Balıkesir’in tüm sorunlarını bilen isimlerin bazıları kırıldıkları için emekli oluyor, bazıları kendi kabuğuna çekilir hale geliyorlar ve siz ithallerle başarı geleceğini düşünüyorsanız ve tamamen reklamasyon odaklı popülizme gark olmuş bir halkla ilişkiler yürütüyorsanız; siyaseten büyük bir hataya imza atıyorsunuz demektir.</p>

<p>Bu arada yanlış anlamalara sebep olmamak için önemle ve özellikle yazıyı bitirirken hatırlatalım… İthal olarak anılan bürokratların ne kişiliklerine ne bilgi ve birikimlerine lafımız var. Kuşkusuz bilgililerdir, kuşkusuz donanımlı ve liyakatlidirler ve kuşkusuz kendi alanlarında başarılıdırlar. Ama bu yazının anlatmak istediği zaten onların şahsiyeti değildir. “Yerelin liyakatlileri dururken ithal neden gelir ki” ve “neden benim ailem derken personele bu kadar uzaksınız” sorularıdır.</p>

<p>Tek soru soralım, farzedelim önümüzdeki seçimlerde Ahmet Akın kazamadı, ne yapacak gelenler, Akın ile beraber gitmeyecekler mi?</p>

<p>Haliyle böyle bir bakış açısının şehre fayda noktasında “doğru” olduğu söylenebilir mi?..</p>

<p>Yerel siyaset güçtür, milletvekilliği tabiri caizse “kebap iş”, belediyecilik “ateşten gömlektir”</p>

<p>Yeni yönetimler göreve geldiğinde, yeni umutlar ve çok daha fazla doğrunun hayata geçtiği günler hayal edilir. Hatalardan ders alınacağı düşünülür.</p>

<p>Bugün kollar sıvanırken; dünün hatalarının tekrarlanmaması gerekir.</p>

<p>Yapılan her bilinen hata, hayal kırıklığıdır.</p>

<p>Ve maalesef bugün “eleştiri” kavramı bile “tukaka” olarak görülürken ne desek nafile, Atalarımız söylemiş zaten en güzelini “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”</p>

<p>Aile, ailem, canım ailem, benim ailem derken.. </p>

<p>Bir çuval inciri berbat etmektir olup biten.</p>

<p>Zira Balıkesir Ailesi, BBB Başkanı Akın’ın üzerine, kendisinin de farkında olamayacağı kadar çok ve büyük “beklenti” yüklemiştir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//aile-aile-bu-nasil-aile/677/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Kabızlık İçin Çavdar Ekmeği Gerçekten Çözüm mü?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Kabızlık İçin Çavdar Ekmeği Gerçekten Çözüm mü?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Son günlerde kabızlık tedavisiyle ilgili ilginç bir öneri gündemde: çavdar ekmeği. Yeni yayımlanan bazı beslenme kılavuzlarında çavdar ekmeğinin kabızlık için yardımcı olabileceği belirtilince konu hem hekimler hem de hastalar arasında tartışılmaya başladı. Peki gerçekten çavdar ekmeği kabızlığa iyi geliyor mu?</p>

<p>Tıp dünyasında herhangi bir öneriyi değerlendirmek için dört temel soru sorulur: Dozu nedir? Ne kadar fayda sağlar? Yan etkileri var mı? Ve bu önerinin bilimsel kanıtı ne kadar güçlüdür?</p>

<p>Çavdar ekmeğiyle ilgili veriler, British Dietetic Association tarafından yayımlanan ve Journal of Human Nutrition and Dietetics dergisinde yer alan bir kılavuza dayanıyor. Bu kılavuz, kronik kabızlığı olan bireylerle yapılmış randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarını değerlendirmiştir.</p>

<p>Çalışmalarda kronik kabızlığı olan toplam 48 yetişkin incelenmiştir. Katılımcılardan yaklaşık 3 hafta boyunca günde 6–8 dilim çavdar ekmeği tüketmeleri istenmiş ve bu durum beyaz ekmek tüketen grupla karşılaştırılmıştır.</p>

<p>Sonuçlar ilginçtir. Çavdar ekmeği tüketen kişilerde dışkılama sıklığında küçük bir artış görülmüştür. Ancak bu artış oldukça sınırlıdır; ortalama olarak haftada bir bağırsak hareketinden bile daha azdır.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar başka bir duruma da dikkat çekmiştir. Çavdar ekmeği tüketen grupta şişkinlik, gaz ve karın rahatsızlığı gibi mide-bağırsak şikâyetleri daha fazla görülmüştür. Yani bir yandan dışkılama sayısında küçük bir artış olurken, diğer yandan bazı hastalarda genel bağırsak konforu kötüleşmiştir.</p>

<p>Bir diğer önemli nokta ise doz meselesidir. Her gün 6–8 dilim çavdar ekmeği tüketmek, birçok kişi için oldukça büyük bir beslenme değişikliğidir. Günlük hayatta bu kadar yüksek miktarda çavdar ekmeğini uzun süre sürdürmek pek çok hasta için zor olabilir.</p>

<p>Kabızlık yalnızca bağırsak hareketlerinin sayısıyla tanımlanan bir durum değildir. Hastalar için şişkinlik, ağrı, bağırsak hareketlerinin düzenli olması ve yaşam kalitesi de en az sıklık kadar önemlidir. Bu nedenle bir tedavi dışkılama sayısını biraz artırsa bile, genel şikâyetleri artırıyorsa her hasta için uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kılavuzlar çavdar ekmeği için kanıt düzeyini düşük olarak değerlendirmiş ve bunu birinci basamak tedavi yerine koşullu bir öneri olarak sınıflandırmıştır.</p>

<p>Peki kabızlık için bilimsel olarak daha güçlü destek bulan beslenme önerileri nelerdir?</p>

<p>Araştırmalar özellikle üç seçeneğe dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki kivi meyvesidir. Birçok randomize çalışmada günde iki kivi tüketmenin bağırsak hareketlerini artırdığı ve aynı zamanda şişkinliği azalttığı gösterilmiştir.</p>

<p>İkinci seçenek kuru erik (prune) tüketimidir. Çalışmalar kuru eriğin dışkılama sıklığını ve dışkı kıvamını iyileştirebildiğini, hatta bazı durumlarda lif takviyelerinden daha etkili olabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Üçüncü seçenek ise psilyum içeren lif takviyeleridir. Lif takviyeleri arasında psilyum, dışkılama sıklığını artırma ve dışkı kıvamını düzenleme konusunda en tutarlı bilimsel kanıta sahip seçeneklerden biridir.</p>

<p>Sonuç olarak çavdar ekmeği kabızlık için tamamen etkisiz değildir; bazı kişilerde yardımcı olabilir. Ancak mevcut bilimsel veriler, etkisinin sınırlı olduğunu ve bazı kişilerde mide-bağırsak şikâyetlerini artırabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlık tedavisinde tek bir “mucize besin” aramak yerine, liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve gerektiğinde uygun tedavi seçeneklerinin birlikte değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kabizlik-icin-cavdar-ekmegi-gercekten-cozum-mu/676/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR’İN YERLİSİ OLMAK  YIRCALI ZADE</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>-</p>

<p><strong>BALIKESİR’İN YERLİSİ OLMAK</strong></p>

<p><strong>YIRCALI ZADE</strong></p>

<p>Balıkesir’de “yerli” olmak öyle herkesin kolayca anlatabileceği bir şey değildir. Çünkü bu, sadece burada doğmakla değil; bu şehirde kök salmakla ilgilidir.</p>

<p>Asri Mezarlık kaldırılmadan önce ailemize ait mezar taşlarını almıştım. Üzerlerindeki Osmanlıca yazıları da Aydın Ayhan hocamıza okutup günümüz Türkçesine çevirdik. İşte o taşlar, sadece birer mezar taşı değil; Balıkesir’in hafızasıydı.</p>

<p>Taşlardan birinde şu bilgi yer alıyordu: Balıkesir eşrafından Yırcalı zade ailesinden Hoca Sadık Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi’nin, Giridî (Cebbar) zade ailesi ile akrabalık bağı olduğu anlaşılıyor. Bu bile tek başına, o dönemin sosyal yapısını ve aileler arasındaki ilişkileri göstermeye yetiyor.</p>

<p>Yırcalı zade Hoca Sadık Efendi, Melek zade Müderris Hafız Abdullah Efendi’nin öğrencisi. Aynı zamanda Balıkesir Müftüsü İbrahim Sadık Efendi (1856/1857-1924) olarak bilinen önemli bir isim. Mehmet Efendi de onun ile Merva Hanım’ın oğlu.</p>

<p>Aile büyüğümüz Balıkesir Müftüsü İbrahim Sadık Efendi, merhum babam Orhan Yırcalı’nın dedesidir. Dedem Hacı Hafız Necati Yırcalı ise uzun yıllar Martlı Camii’nde fahri imamlık yapmış bir isimdir. O da babamın babasıdır.</p>

<p>Bizim hikâyemiz biraz da Balıkesir’in hikâyesidir. 1700’lü, 1800’lü yıllardan 1990’lara kadar aynı mahallede, Kasaplar Mahallesi’nde yaşadık. Aynı evlerde büyüdük. Sonra aile çoğaldı, evler değişti ama şehir değişmedi.</p>

<p>Bizim bir köyümüz de yok. Karesi Sancağı’ndan beri buradayız. Yani biz bu şehrin yerlisiyiz.</p>

<p>Bugün “yerli” kavramı çok konuşuluyor. Ama aslında mesele çok basit: Aynı sokaklarda büyümek, aynı camide saf tutmak, aynı mezarlıkta geçmişini bilmek.</p>

<p>Kısacası; Balıkesir’de yerli olmak, bu şehri sadece yaşamak değil, onu hatırlamaktır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-in-yerlisi-olmak-yircali-zade/675/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇTİ ve BALIKESİR BEKLİYOR</title>
<description><![CDATA[<p>-</p>

<p><strong>ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇTİ ve BALIKESİR BEKLİYOR</strong></p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin son toplantısı yine bildiğimiz tabloyu ortaya koydu. Kürsüde konuşmalar, karşılıklı eleştiriler, verilen mesajlar… Ama artık şunu açıkça söylemek gerekiyor ki; bence bu şehirde mesele konuşulanlar değil, yapılmayanlar.</p>

<p>Çünkü üzerinden iki yıl geçti.</p>

<p>Artık “yeni geldiler, zaman tanıyın” dönemi bitti. Seçimden bu yana az bir süre geçmedi. Belediyecilikte iki yıl, bir yönetimin kendini gösterdiği, projelerini sahaya indirdiği bir dönemdir. Maalesef hâlâ başlangıç cümleleri kurmanın bir karşılığı yok.</p>

<p>Başkan Ahmet Akın mecliste yine birlik, beraberlik ve hizmet vurgusu yaptı. Siyasi ayrım yapmadan herkes için çalıştıklarını söyledi. Bu söylem doğru olabilir. Ama vatandaş artık söyleme değil, sahaya bakıyor.</p>

<p>Sahada ne var?</p>

<p>En çok konuşulan konu yollar.</p>

<p>Balıkesir’in birçok noktasında yollarla ilgili şikâyet var. Altyapı çalışmaları yapılmış, kazılar olmuş ama üstü kapatılmamış ya da geçici çözümlerle bırakılmış. Vatandaşın gündelik hayatını etkileyen en somut konu bu. İnsanlar evinden çıkıyor, arabasına biniyor ve doğrudan belediyenin performansıyla karşılaşıyor ve memnuniyet düşük.</p>

<p>Daha da önemlisi şu eleştiri giderek yayılıyor:</p>

<p>“Belediye kendi kendini idare ediyor.”</p>

<p>Yani büyük projelerle yön veren, şehri ileri taşıyan bir yönetim değil; günü kurtaran, rutin işleri döndüren bir yapı algısı oluşuyor. Bu çok kritik bir kırılma noktası. Çünkü belediyecilik sadece çöp toplamak, su vermek değildir. Belediyecilik vizyon işidir. Peki! Somut olarak ne yapıldı? İşte en çok sorulan soru bu.</p>

<p>Bugün şehirde konuşulan projelerin önemli bir kısmının önceki dönemden kaldığı ifade ediliyor. Devam eden işler var ama yeni ve “bu dönemin imzası” denilebilecek güçlü bir proje henüz net şekilde ortaya konmuş değil. Dahası, devralınan bazı işlerin bile tamamlanmasında gecikmeler olduğu yönünde eleştiriler var.</p>

<p>Bu noktada muhalefetin söyledikleri daha sert.</p>

<p>AK Parti cephesinde Yasin Sağay ve beraberindeki isimler özellikle ekonomik yükler üzerinden eleştirilerini sürdürüyor. Su fiyatları, altyapı katkı payları ve genel maliyetler gündemde. Verilen mesaj şu: “Vatandaşın yükü artıyor ama karşılığında yeterli hizmet görünmüyor.”</p>

<p>MHP tarafında Mehmet Sıray daha temkinli bir dil kullanıyor. Açık bir polemik yerine süreci izleyen bir yaklaşımı var. Ancak bu sessizlik, memnuniyet anlamına da gelmiyor. Daha çok “uygulamaya bakalım” çizgisi korunuyor.</p>

<p>CHP cephesi ise doğal olarak yönetimi savunuyor. “Çalışıyoruz, üretiyoruz” deniliyor. Ama burada bir sorun var. Bu cümle artık tek başına yeterli değil.</p>

<p>Çünkü vatandaş şunu soruyor. Nerede? Balıkesir halkının beklentisi çok net.</p>

<p>Somut proje görmek istiyor. Bitmiş iş görmek istiyor. Hayatını kolaylaştıran hizmet görmek istiyor. Siyaset üstü en temel ölçü bu.</p>

<p>Bugün şehirde üç farklı bakış var ama dengeler değişiyor. İlk dönemde verilen “kredi” giderek daralıyor. Başlangıçta “zaman tanıyalım” diyenler artık daha sorgulayıcı. Çünkü iki yıl az bir süre değil.</p>

<p>Vatandaş şunu söylüyor. “İki yıl geçtiyse, artık sonuç görmeliyim.”</p>

<p>Çünkü insanlar sadece yapılan işe bakmıyor, o işin hızına, kalitesine ve samimiyetine bakıyor. Eğer sahada güçlü bir karşılık oluşmazsa, mecliste verilen mesajların da bir anlamı kalmıyor.</p>

<p>Sonuç olarak tablo netleşiyor.</p>

<p>Konuşmalar var. Eleştiriler var. Savunmalar var.</p>

<p>Balıkesirliler ise şunu istiyor.</p>

<p>“Anlatmayın, gösterin.”</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//uzerinden-iki-yil-gecti-ve-balikesir-bekliyor/674/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AKÇAY MİDİLLİ</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>AKÇAY MİDİLLİ</p>

<p>Geçen yıl eleştirmiştik BBB’nin Ayvalık’tan Midilli seferi koymasını…</p>

<p>Sebebi şuydu hatırlatalım:</p>

<p>Birincisi, zaten Ayvalık Midilli hattında birden çok firma çalışıyordu.</p>

<p>İkincisi, BBB’nin sefer saatleri sakat saatlerdi, günübirlik gidiş dönüşe uygun değildi.</p>

<p>Üçüncüsü ve sonuç olarak o cenahta ihtiyaç yoktu.</p>

<p>Ne kadar süreyle çalıştı geçen sezon ve BADO ne kadar yolcu taşıdı, kar zarar durumu ne oldu orasını Meclis üyeleri sorgulasın da…</p>

<p>Şimdi yerel medyaya gönderilen bülten haberlerden öğreniyoruz ki, bu kez doğru hat da işler hale konmuş.</p>

<p>Ayvalık’ın yanı sıra Akçay-Midilli seferleri de başlıyormuş.</p>

<p>Ayvalık için aynı eleştirilerimiz devam ediyor olsa da Akçay açısından da bu kez “bravo BBB” dememiz şart.</p>

<p>Çünkü…</p>

<p>Körfez’in kuzey hattında Midilli seferi nicedir yok ve asıl yoğunluğun yaşandığı Güre, Akçay, Zeytinli, Altınoluk, Küçukkuyu cenahı için bu yönde sefer zaruriydi.</p>

<p>Akçay Midilli bu yüzden isabetli.</p>

<p>Dahası Ayvalık’tan kalkan feribotlar Mytilini’ye yanaşırken Akçay ve Küçükkuyu hattından kalkanlar Petra limanına yanaşıyor ki bize göre bu liman çok daha avantajlı, çünkü dibinde adanın harikası Molivos bulunuyor.</p>

<p>Umarız saat ayarlaması daha aklı başında yapılır da günübirlik gel-gitlere de olanak sağlanır.</p>

<p>2019 yılından önce Küçükkuyu Midili seferleri de vardı ve büyük ihtiyacı o hat gideriyordu ancak Küçükkuyu seferlerine ara verilmesinin ardından Akçay bu bakımdan çok isabetli bir karar oldu.</p>

<p>Hoş, Küçükkuyu sonuçta Çanakkale’ye bağlı, Çanakkale de bastırır ve seferleri tekrar başlatırsa bu kez iki noktadan hareket imkanı olur ki o bile zarar değil, iki aylık yoğun körfez turizmi için alternatif kolaylık demek.</p>

<p>O nedenle BBB açısından Ayvalık ne kadar elzem değilse de Akçay seçeneği “olmayan”ı başlatmak adına o kadar faydalı bir adım olmuştur ki elbette BBB başta olmak üzere emeği geçenleri tebrik ediyoruz.</p>

<p>Bununla beraber işin popülizm tarafını bir kenara koyup belirtmeden geçilmemesi gereken bir hususu da aktarmak zorunluluğu var.</p>

<p>Her ne kadar BBB basın bülteni bizim yerel mecraya ancak düşmüşse de bakınız kesip sakladığımız bir haber küpüründe ne yazıyor:</p>

<p>Teee tam 1 ay önce, 18 Mart 2026 tarihli Milliyet Gazetesi’nin 6.sayfasındaki haber başlığı:</p>

<p>“Yunan adalarına denizden 10 hat”</p>

<p>“İstanbul Deniz Otobüsleri İDO, 2026 sezonunda Türkiye kıyılarından Yunan adalarına uzanan sefer ağını genişleterek 9 gemiyle toplam 10 hatta hizmet verecek. Yapılan açıklamaya göre sefer ağı içinde bu yıl ilk kez yapılacak Çeşme-Sakız, Akçay-Midilli, Patmos-Kuşadası hatları var.</p>

<p>Diye devam ediyor ve İDO Genel Müdürü’nün seferlerle ilgili açıklamaları yer alıyor.</p>

<p>BBB’den yapılan açıklama da şöyle deniyor:</p>

<p>“BADO modeli kapsamında gemi temini İDO tarafından sağlanacak, operasyon ise yerel yönetim ve ilgili kurumlarca yürütülecek. Böylece hatların daha etkin ve sürdürülebilir işletilmesi amaçlanıyor.”</p>

<p>Velhasıl…</p>

<p>İDO, BADO, BBB farketmez. Siyaset, popülizm, reklam olacak kuşkusuz, herkes kendi hanesine puan derdinde. Sonuçta gemi temini İDO’dansa baş aktör orası zaten.</p>

<p>Netice itibariyle Akçay-Midilli hattı hayırlı olsun…</p>

<p>Biz asıl önemli aktör İDO kısmını da not etmek istedik sadece.</p>

<p>Zira, en azından şunu söyleyebiliriz: Keşke böyle işbirlikleri artsa.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//akcay-midilli/673/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR'DE KENTSEL DÖNÜŞÜM</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BALIKESİR'DE KENTSEL DÖNÜŞÜM</strong></p>

<p>Balıkesir’de kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi tek bir nedene bağlı değil; planlama, ekonomi, mülkiyet yapısı ve yerel dinamiklerin birleştiği çok katmanlı bir sorun söz konusu.</p>

<p>1. Mülkiyet yapısının karmaşıklığı</p>

<p>Balıkesir’de özellikle eski mahallelerde hisseli tapular yaygın. Bir parselde çok sayıda hak sahibi bulunması, uzlaşma süreçlerini uzatıyor. Bir kişinin bile itirazı projeyi durdurabiliyor.</p>

<p>2. Ekonomik cazibenin sınırlı olması</p>

<p>Kentsel dönüşümün hızlı ilerlediği şehirlerde (örneğin İstanbul) yüksek rant beklentisi yatırımcıyı çeker. Balıkesir’de ise arsa değerleri ve satış fiyatları birçok bölgede maliyetleri karşılamakta zorlanıyor. Müteahhitler için risk yüksek, kâr marjı düşük.</p>

<p>3. Deprem riski algısının yeterince güçlü olmaması</p>

<p>Balıkesir, deprem kuşağında olmasına rağmen risk algısı toplumda sürekli canlı değil. Bu durum vatandaşın “aciliyet” duygusunu azaltıyor ve dönüşüm taleplerini zayıflatıyor.</p>

<p>4. Planlama ve bürokrasi süreçleri</p>

<p>İmar planı değişiklikleri, rezerv alan ilanları ve onay süreçleri zaman alıyor. Yerel yönetim ile merkezi idare arasındaki koordinasyon eksiklikleri de süreci yavaşlatabiliyor.</p>

<p>5. Altyapı ve ulaşım entegrasyonu eksikliği</p>

<p>Kentsel dönüşüm yalnızca bina yenilemek değil; otopark, yol, kanalizasyon, su ve ulaşım sistemleriyle birlikte ele alınmalı. Bu bütüncül yaklaşım sağlanamadığında projeler ya küçülüyor ya da gecikiyor.</p>

<p>6. Vatandaşın yerinden edilme kaygısı</p>

<p>Özellikle merkez mahallelerde yaşayanlar, dönüşüm sonrası aynı yerde yaşamaya devam edememe endişesi taşıyor. Kira artışları ve geçici taşınma süreçleri de ciddi bir engel.</p>

<p>7. Otopark ve yoğunluk problemi</p>

<p>Yeni projelerde otopark zorunluluğu maliyeti artırıyor. Aynı zamanda imar yoğunluğu artırılmadan dönüşüm yapılmak istenirse müteahhit için ekonomik denge bozuluyor.</p>

<p>Balıkesir’de kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi “isteksizlikten” değil, ekonomik gerçekler, mülkiyet sorunları ve planlama eksikliklerinin birleşiminden kaynaklanıyor.</p>

<p>Unutmak bazen bir konfordur. Ama bazı konular vardır ki, unutuldukça değil, ertelendikçe büyür. Kentsel dönüşüm de tam olarak böyle bir mesele.</p>

<p>Balıkesir’de sokaklar aynı, binalar aynı, risk aynı… Değişen tek şey zaman. Ve zaman, bu şehirde dönüşümün lehine değil, aleyhine işliyor.</p>

<p> Herkes soruyor: Neden bu kadar yavaş?</p>

<p>Cevap aslında rahatsız edici derecede basit. Çünkü kimse elini taşın altına tam anlamıyla koymak istemiyor.</p>

<p>Bir yanda hisseli tapuların içinden çıkılmaz düğümü. Aynı binada onlarca hak sahibi, ama tek bir karara varamayan bir yapı. Herkes haklı, herkes temkinli, herkes beklemede. Bekledikçe de binalar yaşlanıyor.</p>

<p>Diğer yanda ekonomi… Balıkesir, rantın baş döndürdüğü şehirlerden değil. Müteahhit için risk büyük, kazanç sınırlı. Bu yüzden kimse gönüllü olarak zor bir işe talip olmuyor. Dönüşüm, ideal bir şehir hayalinden çok, matematik hesabına sıkışıyor.</p>

<p>Ama asıl mesele ne ekonomi ne de bürokrasi.</p>

<p>Asıl mesele, alışkanlık.</p>

<p>İnsanlar yıllardır yaşadıkları mahalleden kopmak istemiyor. Geçici taşınma, artan kiralar, belirsiz süreçler… Hepsi birer caydırıcı unsur. “Bir şey olmaz” düşüncesi ise en güçlü savunma mekanizması. Oysa bu coğrafyada “bir şey olmaz” demek, çoğu zaman gerçeği ertelemekten başka bir anlam taşımıyor.</p>

<p>Üstelik mesele sadece binalar da değil.</p>

<p>Bir şehri dönüştürmek; yolu, otoparkı, altyapıyı, ulaşımı birlikte düşünmek demek. Ama biz çoğu zaman sadece betonla ilgileniyoruz. Altındaki sistemi ihmal ederek, üstünü yenilemeye çalışıyoruz. Bu da dönüşümü değil, makyajı getiriyor.</p>

<p>Balıkesir bir deprem şehri. Bu bir ihtimal değil, bir gerçek. Buna rağmen dönüşümün hâlâ ağır aksak ilerlemesi, teknik bir sorun olmaktan çıkıp zihinsel bir meseleye dönüşmüş durumda.</p>

<p>Çünkü biz hâlâ dönüşümü bir zorunluluk olarak değil, bir seçenek olarak görüyoruz.</p>

<p>Oysa bazı gerçeklerin alternatifi yoktur.</p>

<p>Kentsel dönüşüm ya zamanında yapılır, ya da zaman bir gü</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-kentsel-donusum/672/</link>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Mide Şikâyetleriyle Başa Çıkmak İçin İpuçları</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Mide Şikâyetleriyle Başa Çıkmak İçin İpuçları</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Mide şikâyetleri, özellikle üst karın bölgesinde rahatsızlık veya ağrı, oldukça yaygındır. Tıp literatüründe <strong>dispepsi</strong> veya halk arasında “hazımsızlık” olarak adlandırılan bu durum, yemek sonrası şişkinlik, erken doyma, geğirti ve bulantı gibi belirtilerle de kendini gösterebilir.</p>

<p>Dispepsi, sık sık <strong>reflü </strong>ile karıştırılır. Reflü çoğunlukla göğüs ve boğazda yanma ve rahatsızlık yaparken, dispepsi daha çok üst karın bölgesini etkiler. Her iki durum da yemek sonrası şikâyetleri artırabilir, ancak reflü yatmakla da tetiklenebilir.</p>

<p><strong>Dispepsinin Nedenleri</strong></p>

<p>Dispepsiye yol açabilecek pek çok faktör vardır:</p>

<p><strong>Yaşam tarzı:</strong> Yüksek yağlı veya baharatlı yemekler, alkol, sigara</p>

<p><strong>İlaçlar:</strong> Özellikle ağrı kesiciler</p>

<p><strong>Enfeksiyonlar:</strong> Mide ülserine yol açabilen <em>Helicobacter pylori</em> bakterisi</p>

<p><strong>Fonksiyonel Dispepsi (FD):</strong> Bağırsak ve beyin etkileşimiyle ilişkili, stres, diyet ve psikolojik faktörlerden etkilenebilen bir durum</p>

<p>Ancak nadiren dispepsi ciddi sorunların habercisi olabilir; mide veya yemek borusu kanseri, pankreas hastalıkları veya safra taşları gibi durumlar göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p><strong>Hangi Testler Yapılmalı?</strong></p>

<p>Dispepsi şikâyeti ile gelen hastalarda bazı “alarm belirtileri” varsa kanser riski açısından hızlıca endoskopi yapılması önerilir. Bu belirtiler şunlardır:</p>

<p>Yutma güçlüğü</p>

<p>55 yaş üstü ve kilo kaybı</p>

<p>Tekrarlayan kusma, mide ağrısı veya kanlı kusma</p>

<p>Bazı yüksek riskli gruplarda (Asya kökenli kişiler veya ailede mide/özofagus kanseri öyküsü olanlar) endoskopi yaş sınırı 40’a düşürülür.</p>

<p>Düşük riskli hastalarda ise endoskopi yerine <em>H. pylori</em> testi yapılabilir. Bu test, mide ülseri veya kronik gastrit riskini belirlemeye yardımcı olur. Kan testleri ve rutin ultrason ise genellikle gerekli değildir; ancak bazı durumlarda (örneğin IBS şüphesi, kilo kaybı, karın ağrısı) ek testler düşünülebilir.</p>

<p><strong>Yaşam Tarzı ve Diyet</strong></p>

<p>Dispepsi yönetiminde ilaç kadar yaşam tarzı da önemlidir:</p>

<p>Ağır ve yağlı yemekleri azaltmak, baharatlı yiyeceklerden kaçınmak</p>

<p>Daha küçük ve sık öğünler yemek</p>

<p>Alkol ve kafein tüketimini sınırlamak</p>

<p>Sigara bırakmak</p>

<p>Stres yönetimi ve psikolojik destek almak</p>

<p>Bazı durumlarda, özellikle şiddetli fonksiyonel dispepsi olanlarda diyetisyen desteği gerekebilir. Çok kısıtlayıcı diyetler beslenme bozukluğu riskini artırabilir.</p>

<p><strong>İlaç Tedavisi</strong></p>

<p>İlaç tedavisinde birinci seçenek halk arasında mide koruyucu olarak bilinen <strong>proton pompa inhibitörleri (PPI)</strong>’dir. Omeprazol veya lansoprazol gibi ilaçlar mide asidini azaltarak şikâyetleri hafifletir.</p>

<p>PPI’lar genellikle güvenlidir, ancak uzun süre yüksek dozda kullanıldığında bazı riskler ortaya çıkabilir:</p>

<p>Kemik yoğunluğu azalması ve kırık riski</p>

<p>B12, magnezyum ve kalsiyum eksiklikleri</p>

<p>Bağırsak enfeksiyonlarına yatkınlık</p>

<p>Alternatif olarak <strong>H2 reseptör antagonistleri (H2RA)</strong> kullanılabilir, ancak PPI’lar genellikle daha etkilidir.</p>

<p>İkinci basamak tedavilerde ise bazı <strong>antidepresanlar ve beyin-bağırsak etkili ilaçlar</strong> kullanılabilir. Cerrahi müdahale ise sadece reflüye bağlı göğüs ve boğaz şikâyetleri için uygundur; fonksiyonel dispepsi hastalarında önerilmez.</p>

<p><strong>Özetle</strong></p>

<p>Dispepsi, hem genel pratisyenlerde hem de uzman hekimlerde sık görülen bir durumdur. Çoğu hasta <strong>fonksiyonel dispepsi</strong> yaşamaktadır, ancak alarm belirtileri göz ardı edilmemelidir. Endoskopi ve ultrason gibi testler düşük riskli hastalarda sınırlı rol oynar. PPI’lar güvenli ve etkilidir, ancak uzun süreli kullanımda dikkatli olunmalıdır. Diyet, yaşam tarzı ve psikolojik destek de tedavinin önemli parçalarıdır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mide-sik-yetleriyle-basa-cikmak-icin-ipuclari/671/</link>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>“KURUMSAL KİMLİK” SORUNU</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p>“<strong>KURUMSAL KİMLİK” SORUNU</strong></p>

<p>BBB’nin medya, tanıtım, reklam, basın, afiş vs işleri nasıl yapılıyor bilmiyoruz ama açık olan bir husus var ki bu alanda büyük bir “kurumsal kimlik” ve “ben” dili sorunu yaşanıyor.</p>

<p>Bilmiyoruz Sayın Ahmet Akın bu olup bitenin ne kadar farkında ama bizim anlamadığımız daha basit bir husus var; görünen tablo karşısında örneğin başkanın yüksek kurmayları, örneğin partisinin yönetimi, örneğin partili milletvekillerinden hiç mi uyarı veya dostane ikaz gelmiyor?</p>

<p>Yahut ne bilelim, aklı selimi ve sağduyuyu işleterek Başkan Akın’ı dostane uyaracak hiç mi bir yakını, sadıcı olmaz?</p>

<p>Yani her şey normal, yapılanlar harika mı?</p>

<p>Neden böyle diyoruz; çünkü son günlerde yerel basında da pek çok mecrada eleştiri konusu olan hususları yenileyeceğiz.</p>

<p>Sayın Akın, sanki 2 yıldır BBB başkanı değilmiş de bir seçim çalışması içindeymiş gibi sadece ve sadece kendi ismi, kendi fotoğrafı, kendi sözleri ile kenti, haliyle eyalet gibi tüm vilayeti kaplamış durumda.</p>

<p>Yani ortada BBB yok sadece Ahmet Akın var.</p>

<p>30 bin kişiye iftar veren de, aşırı yağışlarda BASKİ’yi sahaya indiren de, yerli üreticiye el uzatan da, Ondan Market açan da, belediye olarak bir elin verdiğini(!) diğeri görmeden gizli(!) yardım yapan da, velhasıl her ne varsa, ne olup bitiyorsa hepsi O. BBB yok hiç, yapılan her şey Ahmet Akın şahsında. Çünkü verilen imaj, yazılıp çizilen hep böyle ve basın bülten dili de öyle.</p>

<p>Yani Stan Lee geldi Marvel evrenindeki gibi bir kahraman da Balıkesir için yarattı, böylesine bir algı!</p>

<p>Mazhar Fuat Özkan'ın “Peki peki anladık..." diye başlayan, "Sen neymişsin be abi! Aa!” diye biten bir şarkısı vardı, yerli milli uyarlama yaparsak o gözden de bakabiliriz!</p>

<p>BBB resmi internet sitesine ve basına gönderilen bültenlere baktığınızda bu “ben” dilini; “olağan sınırları olağanüstü aşmış şekilde” farkediyorsunuz.</p>

<p>Keza afiş, reklam ve foto kısmına baktığımızda da…</p>

<p>İnanılmaz derecede ölçüsüz bir fotoğraf kullanımı var. İnanılmaz derecede her ilanda “Ahmet Akın” isminin ön plana çıkarılması var.</p>

<p>Tek “Hoş geldin Ramazan” ve “Ramazan Bayramı” kutlamalarına fotoğraf koymadılar, onda da düşünün Balıkesir’in tüm ilçelerini, beldelerini, merkezi, adım başı, iki metre öteyle bilboard reklamları, foto olmadığı için bu kez üç bilboardlık devasa büyüklükteki kutlamalar…</p>

<p>Gerek var mı?..</p>

<p>Reklama bu kadar bütçe; sokağa atılan ve aslında “ailenizin” parası değil mi?..</p>

<p>Rica ediyoruz lütfen boş bir vaktinizde internet başına geçin, rasgele belediye sitelerine tıklayın, belediyenin kurumsal olarak ötelendiği ve başkanın böylesine ön plana çıkarıldığı başka bir belediye var mı?</p>

<p>Önyargılı olmayın, büyük şehirlerden başlayın biraz vakit harcayın, sitelerin haber ve duyuru kısımlarına bakın; aradaki uçurumu göreceksiniz kolaylıkla.</p>

<p>Soralım, otobüslerde başkanın fotoğrafı hem de uçuk bir devasa boyutta olur mu?</p>

<p>Koyarsan olur elbet.</p>

<p>Olmalı mı, doğru mu, şık mı diye sormak gerek tabi ki.</p>

<p>Market açıyorsunuz, market poşetinde başkanın ismi olur mu?..</p>

<p> </p>

<p>Yani bir Allah’ın kulu, daha doğrusu çevresindeki bürokratlardan biri, onlar korkudan gık çıkaramıyorsa bir partili yönetici, onlardan ses yoksa bir milletvekili demez mi “Başkanım, poşete isminiz yazılmasın, yazılacaksa tek market adı olsun, ötesi doğru değil, çok tepki alır” demez mi?</p>

<p>Şimdi her yer trol, sevgili troller de saldırmasın hemen, “market açılmış da poşete mi takıldınız” diye yaygara koparmasınlar…</p>

<p>Evet marka olarak market ismine ve açılışın ötelenişindeki zaafiyete de takılırız poşetin üstüne ne yazıldığına da… Aynen de öyledir, yapılan hizmeti tam yapmaya gayret ederken lüzumsuz yere kendi ürettiğiniz sorunla eleştirilerin odağı olur ve düşüncesizliğin faturasını çekersiniz çünkü sonra. Gerek var mı böyle acemiliklere?</p>

<p>Gerçekten aklınızı nereye saldınız merak ediyoruz, peynir alıyorsun, Ahmet Akın isminin poşette işi ne, kimin düşüncesi, kimin fikri ve kimin onayıyla?!</p>

<p>Neresinden bakarsanız bakın, şaşılacak, akla ziyan bir durum.</p>

<p>Herhangi bir ilana, bilboarda bakın…</p>

<p>BBB küçücük, ince ve zayıf bir karakter…</p>

<p>Ahmet Akın ismi kalın, koyu ve büyük…</p>

<p>Bir de şu seçim zamanından kalan sloganlar var.</p>

<p>“Balıkesir Benim Ailem”, “Ahmet Akın herkese yakın” gibi…</p>

<p>Yanlış.</p>

<p>Bunlar seçim zamanı kullanılır, gayet güzel etki de yapar ve yapmıştır.</p>

<p>Ama “ben” diline bu kadar sarılmak ve hala vazgeçmemek belli bir noktadan sonra vatandaşı boğar…</p>

<p>Örneğin “Balıkesir Benim Ailem” sloganını, seçim sonrası şöyle değiştirmek gerekirdi:</p>

<p>“Balıkesir: Büyük bir aileyiz” veya “Balıkesir, biz aileyiz”</p>

<p>Keza, “Ahmet Akın herkese yakın” deyişi de “BBB; herkese yakın” olmalıydı.</p>

<p>Bu dil, kurumsal kimlik açısından sorunlu ve zaman içinde bumeranga dönüşecek tehlikeli bir dildir.</p>

<p>Muhalefetken eleştirdiğiniz her şeyi, fazlasıyla yapar hale geldiyseniz bunun yakışığı kalmaz.</p>

<p>Önceki dönem Yücel Yılmaz’ı da bilboardlarda kendini her ön plana çıkardığında eleştirmiştik, hatta birisi vatandaş gözünde mizah konusu olmuştu, Başkan güya belediyenin temizlik işleri çalışanları gibi sessiz ve gizli kahramanlarını onore etmek istemiş, devasa bilboardlarda “Belediyenin Gizli Kahramanları” sloganıyla onların fotoğraflarından karma yapılmıştı ama işgüzar reklamcılar afişin en ortasına devasa bir Yücel Yılmaz fotosu kondurmuşlardı.</p>

<p>E nerede kaldı gizli kahramanlar?..</p>

<p>Geçenlerde Akın’ın gençlerle yaptığı söyleşi sohbet de bu şekilde reklamlandırılmış, öğrenciler arka planda, aynı Yılmaz gibi en ortada devasa Akın fotoğrafı.</p>

<p>Düşüncesizlik mi, öngörememe mi bilmiyoruz ama biraz sadeliğe ve geri plana çekilmeye gerek var.</p>

<p>Herkes BBB başkanının kim olduğunu biliyor.</p>

<p>Yahu, otobüs güzergah değişikliği duyurusunda bile aynı kalıp kullanılıyor. Falan numaralı otobüs güzergahları değişmiştir dersin, altına BBB yazarsın veya BBB yazmana da gerek yok sadece BTT yazar geçersin…</p>

<p>Böyle basit bir duyurunun altına bile, BBB, BTT, Ahmet Akın, Balıkesir Benim Ailem dörtlüsünü kondurmanın gereği var mı?..</p>

<p>Veya ne bilelim üst geçit asansörünün duvarında Ahmet Akın afişine gerek var mı; bunun sağlıklı muhasebesi yapılamıyor mu?..</p>

<p>On On kafelerimiz var ya, On On kafelerde Ahmet Akın’ın çerçeveli fotoları karşılıyor sizi…</p>

<p>Kafede, restoranda böyle bir tablo komik kaçmıyor mu?..</p>

<p>“Bu tesis BBB tarafından işletilmektedir” diye bir yazı koyarsın girişe, yeter.</p>

<p>"Kurumsal Kimlik" başkan da olsa isimlere indirgenemez, indirgenmemelidir.</p>

<p>Takvim, seçim zamanlarında değildir artık ve hizmet süresi hızla ilerlemektedir.</p>

<p>Bu minvalde, yine örnek verelim ki daha iyi anlaşılsın…</p>

<p>Onlarca yılın ayıbı olan Kitap Fuarı’nı hayata geçirirken sizi elimiz kızarana kadar ve sonuna kadar alkışlarken fuara geldiğimizde Atatürk posterinin yanında aynı devasalıkta Başkan posterini görünce bu kez vatandaş olarak yaşanan “bu kadar da olmaz” hayal kırıklığının farkında mı üst yönetim acaba?..</p>

<p>“Balıkesir emanettir” derken, kamu yönetiminde reklam israfını görmezden gelmek “işini en iyi yapmak” demek midir?</p>

<p>Kurumsal kimlik, vatandaşla iletişimi güçlendiren, yapılan hizmetleri öne çıkaran, değerleri ortaya koyan, kentin ve kentlinin kültür unsurlarını yansıtan görsel unsurların bütünüdür.</p>

<p>Bugüne kadar görülen o ki Yücel Yılmaz döneminde var olan ve defalarca eleştirdiğimiz reklamsal ve algısal haller; Ahmet Akın döneminde azalır diye beklerken katlanarak artan ve artarken ipin ucu epey kaçan hazin bir tabloya dönüşmüştür.</p>

<p>Daha hazini; merkezde 6 Eylül, Karesi ve BBB olarak üç belediyeyi gözlemleyebildiğimize göre reklama gark olan ziyadesiyle BBB’dir ki aslında BBB’nin kurumsal kimliği ön plana çıkarıp başkan kimliğini mümkün olduğunda arka plana çekip görünmez olması ve diğer ilçe belediyelerini de takip ederek aynı hataları gördüğü an onları “abi ve başkan” sıfatıyla uyarması olmalıyken maalesef böyle bir yaklaşımın hiç tercih edilmediğini görüyoruz.</p>

<p>Görünmez kahraman olmak, görünürde olmaktan her zaman yeğdir.</p>

<p>Kurumsal kimlik dediğimiz kavram veya olgu; “ciddiyeti” ve “okuduğunu bir kez daha okuyup anlamayı” da gerektirir.</p>

<p>Belediyelerin basın bültenlerini, açıklamalarını, icraatlarını dağıtılmadan önce  Başkan okuyor mu?..</p>

<p>Zira bunlardaki dil de propaganda aracı değil, gerçekleri vatandaşa aktarma aracı olmalıdır.</p>

<p>O yüzden dilin de kurumsal olması ve temsil, ağırlama, açılış vs haller dışında kişilerden bağımsız kamu ciddiyetini yansıtması gerekir.</p>

<p>Yine örneklendirelim…</p>

<p>Eğer Sayın Yasin Sagay ile Sayın BASKİ Genel Müdürü karşılıklı açıklamalar yapıyorsa, siyasi kişilik olan Yasin Sagay’ın söylemleri daha özgürdür ama yerel basına gelen açıklamada “BASKİ Genel Müdürü iddiaları çürüttü” başlığı kullanılmaz, kullanırsanız kamu kurumunu siyaset arenasına indirgemiş olursunuz…  Şöyle denir: “BASKİ Genel Müdürü iddialara açıklama getirdi” veya “Genel Müdür cevap verdi” dersiniz.</p>

<p>“Çürüttü” derseniz hem dilin kalitesini düşürürsünüz hem kurumsal kimlikten bihaber olduğunuz ortaya çıkar. Tek kelimelik hatanın ciddiyet açısından çok yönlü hatalar ve yanlışlar boyutu da kendiliğinden ortaya çıkar.</p>

<p>Bu ve sayısız örnek var iki yıldır Balıkesir’in yaşadığı…</p>

<p>Deli gibi reklam, foto furyasına gerek yok.</p>

<p>Hassasiyet özlemi ve sadelik ararken vatandaş, dolu yağar gibi reklamsal ortamın içine düştü kent.</p>

<p>Yazının en başına dönelim, BBB ve bağlı kuruluşlarında reklam, açıklama ve iletişim ve görsel alanda olağanüstü var olan “ben” dili ile Başkan’ın her daim ön plana çıkarılması zaman içinde Sayın Akın’a en çok puan kaybettirecek husus olacaktır, bir kenara not edin lütfen.</p>

<p>Sessiz ilerlemek ve görünmez olmak market poşetinde koyu karakterli isim olmaktan çok daha iyidir.</p>

<p>Kurumsal kimlik sadece görsellik, imaj, reklam demek değildir. Kurumsal kimlik, belediyenin hedefleri, geleceğe yönelik davranış biçimleri, yatırım planları ve iz bırakacak adımlar demektir.</p>

<p>Dolu yağdırırcasına aşırı reklam ve abartılı içerikler ise zaman içinde ilgi kaybı, yorgunluk ve rahatsızlığa yol açar. Keza bu durum kısa bir süre sonra en çok reklam verene zarar verir.</p>

<p>BBB yönetimi ve Sayın Akın bu durumun ne kadar farkında; onları onlardan çok düşünen naçizane bir sadıçları olarak; bunu da biz sormuş olup takdiri de kentliye bırakalım..</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kurumsal-kimlik-sorunu/670/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇÇölyak ve Gluten: Sağlıklı Bir Yaşam İçin Bilmeniz Gerekenler</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Çölyak ve Gluten: Sağlıklı Bir Yaşam İçin Bilmeniz Gerekenler</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>Bu hafta sizlerle çölyak hastalığını paylaşmak istedim. Çünkü ben 26 yıllık çölyak hastasıyım. Çok acılar çok sıkıntılar çektim. Şimdiki gibi seçenekler yoktur, ekmek yoktu, un yoktu, makarna yoktu…Hayatımı zorlaştıran ve genç bir kız olarak sosyalleşmemi engelleyen bir hastalık oldu. Ama neyse ki artık toplumsal farkındalıklar arttı ve hayat biraz daha kolaylaştı bizler gibi hastalar için…İşte bu nedenle sizlerle son güncel literatürlerden elde ettiğim bilgileri paylaşmak istedim.</p>

<p>Gluten, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Çoğumuz için zararsız olsa da, bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. İşte bu hastalıklardan en bilineni çölyak hastalığı.</p>

<p>Çölyak hastalığı, vücudun glutenle karşılaştığında kendi bağırsak hücrelerine saldırdığı bir otoimmün hastalıktır. Yani bağışıklık sistemi, yanlışlıkla kendi ince bağırsağını “düşman” olarak algılar. Bu durum, bağırsakta hasara, besin emiliminde bozukluklara ve zamanla kansızlık, kemik zayıflığı gibi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Çölyak hastalığı herkeste aynı şekilde görülmez. Bazı kişilerde belirtiler hafif olabilir, bazıları ise ciddi şekilde etkilenir. Deri yoluyla kendini gösterebilir (örneğin kaşıntılı kabarcıklar), sinir sistemiyle ilgili belirtiler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Tanı ve Testler</p>

<p>Çölyak şüphesi olan kişiler, öncelikle kan testleriyle değerlendirilir. Bu testler, vücudun gluten karşısında ürettiği özel antikorları ölçer. Kan testlerinin yanı sıra ince bağırsak biyopsisi de genellikle tanı için gereklidir. Önemli bir not: Tanı için testler, kişinin hâlâ glutenli gıda tüketiyor olması şartıyla yapılmalıdır. Eğer kişi önceden glutenli gıdaları kesmişse, özel testler ve bazen kontrollü bir gluten diyeti gerekebilir.</p>

<p>Tedavinin Temeli: Glutensiz Yaşam</p>

<p>Çölyak hastalığının tedavisi basittir: hayat boyu glutensiz diyet. Gluten içeren ekmek, makarna, kek gibi gıdalar tamamen çıkarılmalı; buğday, arpa ve çavdar içeren her türlü yiyecekten uzak durulmalıdır. Yulaf ise, glutenle kontamine değilse çoğu çölyak hastası tarafından güvenle tüketilebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken noktalar:</p>

<p>Yiyeceklerin hazırlanmasında ayrı mutfak araçları kullanmak veya iyi temizlenmiş araçlarla yemek hazırlamak, gluten bulaşmasını önler.</p>

<p>Gluten içermeyen gıdalar genellikle daha pahalıdır; ancak marketlerde ve internet üzerinden kaliteli seçenekler bulunabilir.</p>

<p>Diyetisyen desteği almak, diyetin doğru uygulanmasını ve besin eksiklerinin önlenmesini sağlar.</p>

<p>Vitamin ve Mineral Takviyeleri</p>

<p>Glutensiz diyete geçen kişilerde bazı vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir:</p>

<p>Demir ve folat: Kansızlığı önler.</p>

<p>B12 vitamini: Sinir sağlığı için önemlidir.</p>

<p>D vitamini ve kalsiyum: Kemik sağlığını korur.</p>

<p>Çinko ve bakır: Büyüme ve metabolizma için gereklidir.</p>

<p>Bu nedenle yeni tanı almış her çölyak hastasının kan testleriyle besin eksiklikleri kontrol edilmelidir.</p>

<p>Takip ve Kontrol</p>

<p>Çölyak hastalığında takip çok önemlidir. Hastaların başlangıçta sık aralıklarla, sonrasında ise yılda bir veya iki yılda bir kontrole gitmeleri önerilir. Kontrollerde hem diyet uyumu hem de bağırsak sağlığı değerlendirilir. Kemik yoğunluğu ölçümü ve kan testleriyle, olası komplikasyonlar erken tespit edilir.</p>

<p>Aile bireyleri de risk altındaysa, onlara da zaman zaman tarama testleri yapılabilir. Bazı çölyak hastalarında dalak fonksiyonları etkilenebilir; bu durumda aşılar (pnömokok gibi) gündeme gelir.</p>

<p>Yavaş İyileşenler ve Dirençli Çölyak</p>

<p>Bazı hastalar, glutensiz diyete rağmen uzun süre iyileşme göstermez. Bu kişilere yavaş yanıt veren çölyak hastaları denir ve durumları titizlikle takip edilmelidir. Daha nadir ama ciddi bir durum da dirençli çölyak hastalığıdır; bu kişiler, özel merkezlerde uzman gastroenterolog ve hematolog eşliğinde tedavi edilmelidir.</p>

<p>Çocuklar ve Gençler</p>

<p>Çölyak çocuklarda da görülebilir. Bazı durumlarda tanı için biyopsi yerine yüksek antikor seviyeleri ve genetik testler yeterli olabilir. Çocuklarda gluten diyeti uygulaması, büyüme ve gelişme açısından kritik önemdedir. Gençlerde ise erişkin bakımıyla koordineli geçiş sağlanmalıdır.</p>

<p>Glutene Hassasiyet (NCGS)</p>

<p>Çölyak dışında bazı kişilerde, gluten yediklerinde karın ağrısı, şişkinlik, yorgunluk gibi belirtiler görülür. Buna non-coeliac gluten sensitivity (NCGS) denir. Bu kişilerde testler çölyak ve buğday alerjisini dışladıktan sonra glutensiz diyetle belirtiler hızla düzelir.</p>

<p>Sonuç olarak:<br />
Çölyak ve glutenle ilişkili rahatsızlıklarda en önemli adım erken tanı ve glutensiz diyettir. Kan testleri, biyopsi ve düzenli takip, hastaların yaşam kalitesini artırır ve komplikasyon riskini azaltır. Diyetisyen desteği ve hasta eğitimine önem verildiğinde, çölyak hastaları sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ccolyak-ve-gluten-saglikli-bir-yasam-icin-bilmeniz-gerekenler/669/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOSYAL MEDYASIZ YAŞAYAMAYANLAR</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>SOSYAL MEDYASIZ YAŞAYAMAYANLAR</strong></p>

<p> </p>

<p>Bir zamanlar insanlar birbirine yüz yüze kızardı. Kırgınlıklar göz göze gelerek yaşanır, gönüller yine göz göze gelerek alınırdı. Şimdi ise başka bir dünya var, sosyal medya.</p>

<p> Artık tartışmalar ekran üzerinden yapılıyor. Bir söz söyleniyor, altına yorumlar geliyor, cevaplar yazılıyor, tartışma büyüyor. İnsanlar birbirine kızıyor, sitem ediyor, hatta küsebiliyor. Üstelik çoğu zaman aynı şehirde, hatta aynı mahallede yaşadıkları halde hatta çok iyi arkadaş olanları bile var.</p>

<p> Sosyal medya, iletişimi kolaylaştırdı deniyor. Doğru. Ama aynı zamanda duyguları da yüzeyselleştirdi. Yazılan bir cümle, çoğu zaman niyetinden farklı anlaşılıyor. Bir yorum, bir bakışın yerini tutmuyor. Ses tonu yok, mimik yok, his yok. Ama buna rağmen en büyük tartışmalar burada yaşanıyor.</p>

<p> Daha ilginci ise şu. İnsanlar artık sosyal medyasız yapamaz hale geldi. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakılıyor, gün içinde sürekli kontrol ediliyor. Kim ne paylaşmış, kim ne yazmış, kim kime ne demiş… Sanki hayatın merkezine yerleşmiş bir takip hali.</p>

<p>Birine kızan, hemen paylaşım yapıyor. Cevap bekliyor. Cevap gelmeyince daha da kızıyor. Bazen tek bir cümle günlerce süren bir küslüğe dönüşüyor. Oysa belki de yüz yüze konuşulsa beş dakikada çözülecek meseleler, ekran başında büyüyüp içinden çıkılmaz hale geliyor.</p>

<p> Sosyal medya aynı zamanda bir sahneye dönüştü. Herkes kendini anlatıyor, savunuyor, gösteriyor. Ama bu sahnede gerçek duygular ne kadar yer buluyor, işte asıl soru bu.</p>

<p> Belki de en büyük sorun, insanların artık susmayı unutması. Her düşünceyi paylaşma ihtiyacı, her olaya yorum yapma isteği… Oysa bazı şeyler konuşulmadan da anlaşılabilir, bazı kırgınlıklar sessizlikle de geçebilir.</p>

<p> Sosyal medyasız yaşayamayan bir toplum haline mi geliyoruz? Belki de evet. Ama asıl mesele şu: Bu kadar bağlantının içinde neden hâlâ bu kadar kopuğuz?</p>

<p> Çünkü bazen en güçlü iletişim, ekrandan değil, gözlerden kurulur.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sosyal-medyasiz-yasayamayanlar/668/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>NADİR KARAAĞAÇ’IN ŞİİR DÜNYASI  Alparslan Ayral</title>
<description><![CDATA[<p><strong>NADİR KARAAĞAÇ’IN ŞİİR DÜNYASI</strong></p>

<p><strong>Alparslan Ayral</strong></p>

<p> </p>

<p>Uzun yıllar Balıkesir’in siyasi hayatında söz sahibi olan Nadir Bey’in bir de yabana</p>

<p>atılmayacak şairlik yönü vardır.</p>

<p>Şiirlerini mani sadeliğinde yazan Karaağaç, vatan sevgisini, hizmet aşkını ve manevî hayatı</p>

<p>tema olarak ele almıştır. Farklı konuları dile getirdiği şiirlerinde olaylara realist bir bakış</p>

<p>açısıyla bakar.</p>

<p>Şiirlerinin büyük bir kısmında birleştirici, uzlaştırıcı bir üslup vardır.</p>

<p>(…)</p>

<p>Türkiye’de cumhur</p>

<p>Yükselen değer</p>

<p>Emperyalist güçler</p>

<p>Bizi bölmek ister.</p>

<p>Kimi şiirlerine çok yönlü kişiliği yansır. Gelişmeleri, sosyolog titizliğinde inceler.</p>

<p>İş ve siyaset adamlığı; sivil toplum yöneticiliği mantığı, şiirlerine yansır.</p>

<p>Seksen öncesi ülkemizdeki kargaşayı insanî bakış açısıyla değerlendirir. Doğru olanı</p>

<p>anlatmaya çalışır. Bu yönüyle didaktik bir üslubu tercih eder.</p>

<p>Anarşiye sapanlar</p>

<p>Kendisinden korkanlar</p>

<p>Aşağılık duyguyla</p>

<p>Saldırır sağa sola</p>

<p>Kıyarlar masum cana</p>

<p>Çalışmayı bilseydi</p>

<p>İlimle yetişseydi</p>

<p>Gelişirdi güveni</p>

<p>Cinayet işlemezdi</p>

<p>Şiirin son dörtlüğünde insanca yaşamanın cehaleti yenmekle olacağını sade bir dille anlatır.</p>

<p>Hep birlikte olalım</p>

<p>Cehaleti kovalım</p>

<p>Bilgiyle donanalım</p>

<p>İnsanca yaşayalım</p>

<p>Aşk şiirleri doğaçlama söylenmiş gibi içten ve doğadır</p>

<p>Mısraların akışında zorlama yok. Okuma kolaylığı ve iç ürperti uyandıracak güce sahip.</p>

<p>Aşka tövbe demedim</p>

<p>Sevildikçe sevenim</p>

<p>Sensin neşem, kaderim</p>

<p>Defalarca söyledim</p>

<p>Karaağaç’ın kul kavramını iç dünyasında yaşadığını anlatan ve hakikatin Tanrı’ya sığınmak</p>

<p>olduğuna yönelik şiirleri de var.</p>

<p>Bu durumu sohbetlerinde bir siyasetçi stratejisi dışında samimi bir Müslüman olarak çoğu</p>

<p>zaman dile getirir.</p>

<p>Yaratana hürmetle</p>

<p>Yaşadığın sürece</p>

<p>Sevgi doğar kalbinde</p>

<p>Son verirsin kedere</p>

<p>Nadir Bey’in şiir dünyasını gazete köşe yazılarına sığdırmak mümkün değildir. Gelecekte bir</p>

<p>döneme çalışmalarıyla hayat veren şairin siyasî hayatı yanında şiirlerini de akademisyenler</p>

<p>inceleyebilir. Ankara’da bazı siyasilere metin yazarlığı yaptığım dönemde Balıkesir’den</p>

<p>kendilerine rey toplayacak iki kişiden biri olarak adı geçmekteydi.</p>

<p>Şiirlerinin büyük bir kısmının yer aldığı “Duygulu İzlenimler, Şiirsel Söyleşiler ”adlı 79</p>

<p>sayfalık kitabı Havran Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıkmıştır.</p>

<p>Balıkesir’in bir dönemini analiz edebilecek son nesilden olan Nadir Bey’e sağlık ve esenlik</p>

<p>dolu nice yıllar dilerim.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//nadir-karaagac-in-siir-dunyasi-alparslan-ayral/667/</link>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞAPKADAN TAVŞAN, AVM’DEN BBB ÇIKARMAK… </title>
<description><![CDATA[<p><strong>ŞAPKADAN TAVŞAN, AVM’DEN BBB ÇIKARMAK…  </strong></p>

<p>Her önünden geçtiğimizde içimizin “cızzz” ettiği bir bina.</p>

<p>Sadece bina da değil, çevresindeki eklentileri, ek yaşam alanları ve hatta küçük bir açık hava tiyatrosu ile beraber dev bir kompleks.</p>

<p>Önceki yönetimin affedilmez hatasıdır, Yay/Ada’yı sözleşme süresi devam ederken geri almak…</p>

<p>İkinci affedilmez hatasıdır, yıllarca boş bırakmak, iktidar gücü varken AVM zincirlerinden biriyle görüşüp burayı yine AVM olarak hayata geçirememek…</p>

<p>Geçen yönetimin ve şimdiki yönetimin affedilmez hatasıdır… Aylar ve aylar boyu çürümeye bırakmak…</p>

<p>Eski yönetimin hatalarından ders almayan yeni yönetim de özellikle çevrenin inanılmaz konut yoğunluğunu ve giderek devam eden/edecek konut yapılaşmasına rağmen bölgenin ve kentin ihtiyaçlarını nazara almaksızın, vatandaşa da bir mikrofon uzatmaksızın küt diye “bu AVM’yi BBB yapacağım” diyerek karar alarak ve bilahare kendi çapında yavaş yavaş tadilata başlayarak affedilmez hatalar zincirine yenilerini eklemeye devam ediyor.</p>

<p>Oysa, tamam arkada iktidar gücü yok da İstanbul BBB desteğiyle ve ikili görüşmelerle bir zincir AVM’yi getirmek için ne kadar çaba harcandı gerçekten sokağın çok merak ettiği hususlardan biri bu nokta. Yani hiç mi kent ihtiyacını, vatandaşın talebini görmüyor duymuyorsunuz?.. Hiç mi kentin şehrin öte ucundaki bir AVM’ye muhtaç olmasıyla kangren hale dönen trafiği ve yoğunluğu görmüyorsunuz?</p>

<p>Yani rahmetli Sabri Uğur’a “helal olsun” bir kez daha o zaman, zira Yay/Ada da Balıkesir’in kaşına gözüne bakıp AVM kurmadı burada, ikili görüşmeler, ikna turları, cazip olanaklarla geldi, kendi gitti AVM’nin, hala Yay/Ada diyoruz baksanıza yadigar!</p>

<p>Dönelim.</p>

<p>Eski yönetimin hatalarını devam ettiren yeni yönetim şapkadan tavşan çıkararak BBB yapıyor bu güzelim biçilmiş ve hazır kaftanı.</p>

<p>Politika’daki haberi okuyunca yine bu konuya eğilmeden duramadık, Politika’nın haberine göre ofis bölme, asma tavan ve alçı levha alınacakmış, ihale açılmış, parça parça ihaleler soru işareti oluşturuyormuş, maliyetlerin şeffaflığı, toplam harcama kalemi ve kamunun kaynak kullanımında etkinlik başlıklarında eleştiriler yoğunlaşıyormuş…</p>

<p>Kim takar ki eleştirileri!</p>

<p>Ama soralım, sormak görev.</p>

<p>BBB’nin bina ihtiyacı varsa, elinde de bir sürü uygun yer varken… Neden BBB’nin büyüklüğüne, şanına, 50 yıllık ihtiyaca uygun devasa bir BBB binası için temel atmaz?...</p>

<p>Yavru 6 Eylül Belediyesi kendi binasını yapıyor, önceki yönetim temel attı, şimdiki yönetim de yavaş yavaş da olsa ilerliyor.</p>

<p>Kendine ait yerde, kendine ait projeyle, kendine ait bir hizmet binası. Olması gereken de bu, doğru olan da bu.</p>

<p>Yav AVM’den BBB yaratmanın maliyeti neye patlar farkında mısınız?..</p>

<p>Tek pencere yok, pencereyi geçin, üst katta dev sinema salonu, restoranlar, cafeler, en alt katta market yeri, tüm AVM’nin mağaza konseptine uygun yapılması…</p>

<p>Şimdi bunların hepsini kırıp döküp kamu hizmet binasına dönüştürüyorsunuz öyle mi?</p>

<p>BBB’nin bina ihtiyacı varsa uygun ve şehri açacak bir araziye 50-60 yıllık ihtiyaca göre dev bir BBB inşaatına temel ataydınız; projenizi buna göre yapaydınız ve bu projeyi hayata geçireydiniz…. Şehirde iz bırakırdınız, 50 yıl anlatılacak eseriniz olurdu.</p>

<p>Bunu yapmak varken AVM’yi BBB’ye çevirmek…</p>

<p>Yay/Ada’yı unutmayan çoktur, düşünün içerisinin AVM konseptli halini…Şimdi buradan kaç paraya mal olacağı şimdiden tahmin edilemeyen kamu hizmet binrası…</p>

<p>Politika, daha çoook ihale haberi yapar…</p>

<p>Daha çooook eleştirilir!</p>

<p>İlk cümleyi alıp son cümle olarak bitirelim…</p>

<p>Her önünden geçtiğimizde içimiz “cızzzz” ediyor.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//sapkadan-tavsan-avm-den-bbb-cikarmak/666/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BUSE TELLİOĞLU ALTINDİŞ</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BUSE TELLİOĞLU ALTINDİŞ</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’den çıkan bazı hikâyeler vardır;  özellikle ticari başarıyı temsil eder. Buse Tellioğlu Altındiş işte tam da böyle bir hikâyenin günümüzdeki güçlü temsilcilerinden biri.</p>

<p> </p>

<p>Köklü bir üretim geleneğinin içinde yetişmiş bir isim. 1950’li yıllarda temeli atılan aile girişimciliği, 1980’lerden itibaren sanayi kimliği kazandı ve bugün Tellioğlu Gıda çatısı altında Türkiye’nin önemli gıda üreticilerinden biri haline geldi. Bu uzun yolculukta yeni kuşağın vizyonu belirleyici oldu. Buse Tellioğlu Altındiş, bu vizyonun en görünür yüzlerinden biri.</p>

<p>Onu farklı kılan yalnızca yönetim pozisyonu değil. Üretimi bilen, sahayı tanıyan ve ihracatın dinamiklerine hâkim bir profil çiziyor. Geleneksel değirmencilik kültürünü modern yönetim anlayışıyla birleştirme çabası, şirketin büyüme çizgisinde net biçimde hissediliyor. Yerel bir markayı ulusal ve uluslararası ölçekte temsil edebilmek ciddi bir perspektif gerektirir. Bu perspektif, onun yönetim anlayışında belirgin şekilde görülüyor.</p>

<p> Aynı zamanda kendi girişimi olan Bonatelli markasıyla üretime farklı bir yorum kattı. Yerli tahıl, sürdürülebilirlik, kalite ve geleneksel üretim disiplinini bir araya getiren bir yaklaşım benimsedi. Bu, yalnızca ticari bir marka oluşturma çabası değil; değer temelli bir üretim anlayışının yansımasıdır. Kadın liderliği de burada bir unvandan ibaret değil, üretimin merkezine konulan bir bakış açısıdır.</p>

<p> Buse Tellioğlu Altındiş’in bir başka önemli yönü ise kadın girişimciliğine verdiği destek. İş dünyasında aktif rol alırken aynı zamanda yeni girişimcilerin önünü açma çabası göstermesi, liderliğinin sosyal tarafını ortaya koyuyor. Sadece kendi şirketi için değil, bulunduğu şehir ve bölge için de sorumluluk üstlenen bir duruş sergiliyor.</p>

<p> Sanayide sürdürülebilir büyüme, sadece kapasite artırmakla olmaz. Kurumsallaşma, vizyon, insan kaynağına yatırım ve uzun vadeli strateji gerektirir. Çok kuşaklı bir aile mirasını bugünün rekabet koşullarına uyarlayabilmek kolay değildir. Bu noktada Buse Tellioğlu Altındiş’in temsil ettiği çizgi; geçmişten güç alan ama geleceğe odaklanan bir yönetim anlayışını ifade ediyor.</p>

<p> Balıkesir gibi üretim potansiyeli yüksek bir şehirde, sanayinin içinde yetişmiş bir kadın liderin ulusal ölçekte adından söz ettirmesi önemlidir. Bu başarı yalnızca kişisel değildir; yerel kalkınma, kadın istihdamı ve sürdürülebilir üretim anlayışı açısından da anlam taşır.</p>

<p> Kimi isimler şirket yönetir. Kimi isimler bir vizyon taşır. Buse Tellioğlu Altındiş, her iki alanda da dikkat çeken bir profil olarak Türk gıda sektöründe güçlü bir yer edinmiş durumda. Bu da gösteriyor ki üretim kültürüyle yoğrulmuş liderlik, kalıcı değer üretmeye devam ediyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//buse-tellioglu-altindis/665/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mezoterapi İğneleri Ağrı Tedavisinde Etkili Mi; Kimlere Yapalım, Kimlere Yapmayalım?</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>Mezoterapi İğneleri Ağrı Tedavisinde Etkili Mi; Kimlere Yapalım, Kimlere Yapmayalım?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Son yıllarda ağrı tedavisi denince en sık duyulan uygulamalardan biri mezoterapi. Açıkcası ben de hastalarıma çok sık mezoterapi yapıyorum. Peki mezoterapi nedir, kimlere yapılır, gerçekten işe yarar mı? En önemlisi de şu: Mezoterapi her ağrıyı geçirir mi? Mezoterapi, çok düşük dozlarda ilaçların ağrılı bölgeye veya çevresindeki yumuşak dokulara küçük enjeksiyonlarla uygulanmasıdır. Burada amacımız ağrılı dokuda dolaşımı artırmak, inflamasyonu azaltmak, kas spazmını çözmek, lokal iyileşme yanıtını desteklemektir. Yani mezoterapi, tüm vücudu etkilemekten çok sorunun olduğu noktaya odaklanmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Peki en çok hastalarıma yapıyorum derseniz işte sorunun cevabı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">En sık kullanıldığı durumlar:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Boyun ve sırt ağrıları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Omuz ağrıları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Bel ağrısı (kas ve yumuşak doku ağırlıklıysa)</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Diz ve kalça çevresi ağrılar</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Tendinitler</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Kas zorlanmaları</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Miyofasyal ağrı sendromu-Kulunç</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Yani mezoterapi, daha çok kas, bağ ve yumuşak doku problemlerinde işe yarar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapinin avantajı şudur:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">İlaç doğrudan problemli bölgeye verilir</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Sistemik yan etkiler daha azdır</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Kas gevşemesi ve ağrı azalması daha hızlı olur</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Ağrı azaldığında hasta:</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Daha rahat hareket eder</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Egzersiz yapabilir hale gelir</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Günlük yaşamda korunma şansı artar</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Yani mezoterapi, çoğu zaman iyileşmenin kapısını açar. Ve bu uygulama sonrası eğer siz ağrılı bölgeniz için uygun hareket ve kas güçlendirme egzersizlerinizi yapıyorsanız hatta mezoterapi kalıcı rahatlama bile sağlayabilir. Ama iğne sonrası kilo vermeniz gerekiyor ama siz kilo vermiyorsanız, egzersiz yapıp kas zayıflığı düzeltilmiyorsanız ve duruş bozukluğunuz var ama göz ardı ediyorsanız ağrınız tekrar başlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi tabii ki bir mucize değil ama etkili bir yöntemdir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi doğru hastada ve doğru bir şekilde yapılırsa ağrıyı azaltır, hareketi kolaylaştırır ve diğer tedavilere zemin hazırlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi ağrının türüne göre değişmekle birlikte genellikle 3–6 seans arasında planlanır. “Bir seans yaptırdım, geçmedi” demek çoğu zaman erken bir yargıdır. Mezoterapi bir süreçtir, tek iğneyle bitmez.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Mezoterapi, ağrı tedavisinde ne abartılmalı ne de küçümsenmelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Doğru hastada, doğru yerde, doğru sıklıkta uygulandığında<br />
etkili ve güvenli bir yöntemdir. Ama unutulmaması gereken şudur:<br />
Mezoterapi tek başına değil, doğru tanı ve doğru yaklaşımla anlam kazanır. Ağrıyı susturmak değil, nedenini doğru ele almak kalıcı rahatlama sağlar.</span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mezoterapi-igneleri-agri-tedavisinde-etkili-mi-kimlere-yapalim-kimlere-yapmayalim/664/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gecenin Sesi  Ramazan Davulcuları</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Gecenin Sesi</strong></p>

<p><strong>Ramazan Davulcuları</strong></p>

<p> </p>

<p>Ramazan geceleri yalnızca sahur sofralarıyla değil, kendine özgü bir sesiyle de hatırlanır. O ses, sokak aralarında yankılanan davulun ritmidir. Kimileri için nostalji, kimileri için çocukluk hatırası, kimileri için de hâlâ süregelen bir gelenektir. Ramazan davulcuları, yıllardan beri süregelen bir âdetin taşıyıcılarıdır; mahalle kültürünün, toplumsal hafızanın bir parçasıdır.</p>

<p> Eskiden saatler, alarmlar, telefonlar yokken insanları sahura kaldıran bu ses bir ihtiyaçtan doğmuştu. Zamanla yalnızca bir işlev olmaktan çıkıp kültürel bir sembole dönüştü. Kapı önlerinde bekleyen çocuklar, pencereden uzatılan küçük bahşişler, davulcunun söylediği maniler… Hepsi bu ayın ruhuna karışan ayrıntılardır. Modern hayatın hızına rağmen bu geleneğin hâlâ sürmesi, toplumun geçmişle bağını koparmadığını gösterir.</p>

<p>Elbette her gelenek gibi bunun da ölçüsü, saygısı olmalıdır. İnsanların huzurunu gözetmek, işi bir hatıra olarak sürdürmek, bu geleneği yaşatanların sorumluluğudur. Çünkü gelenekler ancak karşılıklı anlayış ve saygıyla değerini korur.</p>

<p> </p>

<p>Ramazan davulcusunun dilinden düşmeyen bir mani de bu kültürün ayrılmaz parçasıdır:</p>

<p> Davulum çalar gece,</p>

<p>Uyandırır hece hece,</p>

<p>Kalkan bulur bereketi,</p>

<p>Ramazan’dır başlı başına yüce.</p>

<p> Bugün teknoloji sahur vaktini hatırlatabilir. Ama davulun sesi yalnızca bir hatırlatma değildir; geçmişten bugüne taşınan bir hatıradır. Bu yüzden Ramazan davulcuları, sadece sahura kaldıran kişiler değil, aynı zamanda kültürün yaşayan izleri olarak görülmelidir. Gelenekler yaşadıkça toplum hafızası canlı kalır; Ramazan geceleri de o tanıdık sesle anlamını biraz daha derinleştirir.</p>

<p>-</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//gecenin-sesi-ramazan-davulculari/663/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAŞKANIN BÜTÜN ADAMLARI</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BAŞKANIN BÜTÜN ADAMLARI</strong></p>

<p>Diye bir film vardı, yaşı ilerlemiş olanlar, orta yaşta da sinemaya ilgi duyanlar izlemiştir…</p>

<p>Tee 1976 yapımı, bol ödüllü, Robert Redford ve Dustin Hoffmanlı…</p>

<p>Yazının başlığı aslında “Başkanın talimatlarıyla” olacaktı ama şak diye “Başkan” kelimesini yazarken bu film geldi aklımıza, nostalji olsun diye başlığa taşıdık filmi…</p>

<p>Başkanın bütün adamlarının Başkana yardımcı olması gerekir.</p>

<p>Zira yönetimler ekip işidir.</p>

<p>Tek kişinin ne her şeye yetişmesi mümkündür ne her şeyi bilmesi.</p>

<p>Cumhurbaşkanının da, bakanların da, belediye başkanlarının da yardımcıları, danışmanları olması olağandır ve olağanlığın dışında olmazsa olmazdır.</p>

<p>Özele inelim yerel yönetimlerde de idare, ekip işidir.</p>

<p>Ekip başkanın her şeyidir.</p>

<p>Ekip iyiyse başkan parlar. Ama ekip hata yaparsa yıpranan da başkan olur…</p>

<p>Nereye geleceğiz; “Başkanın talimatıyla” tarafına…</p>

<p>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesine bakmanızı öneririz…</p>

<p>Biz Ankara başta olmak üzere pek çok il ile karşılaştırdık ve hatta Karesi ile Altıeylül sitelerine de baktık…</p>

<p>BBB sitesi sanki seçime hazırlık sitesi gibi bol reklamlı, eleştirilecek tonlarca içerik dolu…</p>

<p>Her cümle, her haberde Sayın “Ahmet Akın”ın isminin kullanılması abartılı reklam ve kurumsal dilin unutulmasıdır.</p>

<p>Örneklendirelim:</p>

<p>“Başkan Akın’ın talimatıyla sahadan ayrılmayan BASKİ……”</p>

<p>“Başkan Akın’ın talimatıyla dere yataklarına hızlı müdahale….”</p>

<p>“Başkan Akın’ın yarıyıl armağanı çocukları da aileleri de sevindirdi.”</p>

<p>“Başkan Akın Berat Kandili’nde hemşehrilerini unutmadı”</p>

<p>Sayısız örnek…</p>

<p>Çok yoğun bir şekilde ismin ön plana çıkarılması…</p>

<p>Sanki seçim çalışması gibi…</p>

<p>Oysa BBB sitesi kurumsal olmalı ve kurum dili kullanılmalıdır.</p>

<p>Ne Başkan Akın çocuklara armağanları cebinden vermektedir ne de Berat Kandili ikramları yine cebindendir…</p>

<p>Bu dil yerine Balıkesir Büyükşehir Belediyesi kullanılsa çok daha doğru ve özellikle Sayın Akın için çok daha faydalı olacaktır…</p>

<p>Bu örnekler dışında olması gereken şekilde yazılmış haber, duyuru ve bilgilendirmeler de var ama özellikle “başkanın talimatlarıyla” haberlerini görünce şok olduk. Ne yani Başkan talimat verince mi BASKİ müdahale ediyor? Böyle bir ifadeden Sayın Akın’ın haberi yoksa kötü, haberi varsa çok daha kötü!</p>

<p>Sayın Akın; web sitesindeki haber dilini görmediyse bir bakmasını tavsiye ederiz…</p>

<p>Biz gerçekten O’nun adına rahatsız olduk.</p>

<p>Ki kendisi görmediyse onca yardımcı, danışman da bu dilden rahatsız olmamış mıdır bunu da anlamış değiliz…</p>

<p>Kurumsal sitelerde böylesine reklama ihtiyaç yok, bu dil gerçekten sorunlu.</p>

<p>Herkes kimin BBB Başkanı olduğunu biliyor ama son bir örnek verelim:</p>

<p>“Başkan Akın’dan ihtiyaç sahibi emeklilere müjde: Kentte sağ elin verdiğini sol elin görmediği bir sistem kuran BBB Başkanı Akın, ihtiyaç sahibi emeklilerin yüzünü güldürecek bir projeyi daha hayata geçirdi”</p>

<p>Habere bakın, gülücük atın, neresini düzeltelim…</p>

<p>Birincisi müjdenin sahibi aslında Akın değil BBB… İkincisi, kentte sağ elin verdiğini sol elin görmediğini gören bir sistem kuran… Nasıl bir sistemmiş bu, nasıl kurulmuş?... BBB yardım ediyor, sağ elin verdiğini görüyor işte cümle alem… Akın projeyi hayata geçirdi… Akın mı geçirdi BBB mi?..</p>

<p>Sağ elin verdiğini sol el görmeyecekse bizden naçizane tavsiye… Gerçekten yapılan yardımları gizli, sessiz ve ilan ile reklama boğmadan yapın. Emin olun fısıltıyla yayılan vatandaş takdiri ve duası milyon kat etkili olup reklam amacına kat be kat fazlasıyla ulaşmış olacaktır.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//baskanin-butun-adamlari/662/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MR TEMİZ AMA BENİM AĞRIM VAR: NEDEN?</title>
<description><![CDATA[<p><strong>MR TEMİZ AMA BENİM AĞRIM VAR: NEDEN?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p>Yıllarca en çok gördüğüm hasta tablom: Elinde kalın bir dosyayla odaya giriyor. MR’lar, tomografiler, raporlar…Hepsi tertipli, hepsi “normal”. Daha oturmadan söylüyor: “Hocam, herkes bana bir şeyin yok diyor ama ben iyi değilim.” İşte modern tıbbın en zor cümlelerinden biri budur. Görüntüler temiz, peki ya ağrılar? Tıp, son yıllarda görüntüleme teknolojilerinde büyük bir ilerleme kaydetti.<br />
MR’lar netleşti, cihazlar güçlendi, raporlar detaylandı. Ama bir sorun var: MR, insanın hayatını göstermez. MR’da eklem düzgündür ama hasta sabah yatağından kalkamaz. Disk fıtığı yoktur ama bel ağrısı vardır. Kaslar sağlam görünür ama kişi gün sonunda tükenmiştir. Ve hasta şu soruyu sorar: “Eğer her şey normalse, ben neden böyleyim?”</p>

<p>Ağrı sadece görünen bir şey değildir ve ağrı her zaman yırtık, fıtık ya da iltihap demek değildir. Sinir sistemi, bağ dokusu, kaslar ve beyin ağrıyı birlikte üretir. Bazen sorun, bir dokuda değil; algı ve yüklenmede yatar. Ama bu, hastaya anlatması en zor gerçektir.<br />
Çünkü görünmeyen bir şey, çoğu zaman “inanılmaz” bulunur. MR temiz çıktığında sıkça söylenen bir cümle vardır: “Bir şey yok, psikolojiktir.” Bu cümle hastayı rahatlatmaz, aksine yaralar.<br />
Çünkü hasta şunu duyar: “Sen uyduruyorsun.” Oysa gerçek bu kadar basit değildir. Ağrının sinir sistemiyle ilişkili olması, hayal olduğu anlamına gelmez. Ama biz bu ayrımı anlatamadığımızda, hasta kendini yalnız hisseder. Hastalar neden daha çok yorulduğunu söylüyor?</p>

<p>Son yıllarda polikliniklerde en sık duyulan şikâyetlerden biri:<br />
“Eskisi gibi değilim.” İnsanlar daha çabuk yoruluyor, daha az dayanıyor, daha fazla ağrı hissediyor. Bunun nedeni yalnızca hastalıklar değil.</p>

<p>Hareketsizlik</p>

<p>Stres</p>

<p>Uykusuzluk</p>

<p>Sürekli alarm halinde bir sinir sistemi</p>

<p>MR bunların hiçbirini göstermez. Ama hayatı bozar. Tedavi sadece görüntüye göre yapılmaz. Gerçek tedavi, yalnızca MR’a bakarak planlanmaz. Muayene, hikâye, yaşam tarzı, beklenti…Hepsi birlikte değerlendirilir. Bazen hastaya verilecek en önemli şey yeni bir tetkik değil, doğru bir açıklamadır. “Bu ağrı neden var?” “Ne zaman geçer?”<br />
“Ne yaparsam azalır, ne yaparsam artar?” Bu sorular cevap bulmadıkça, MR temiz olsa da hayat düzelmez.</p>

<p>İyi olmak ne demek? İyi olmak, sadece raporların normal olması değildir. İyi olmak;</p>

<p>Sabah daha rahat uyanabilmek</p>

<p>Gün içinde tükenmemek</p>

<p>Korkmadan hareket edebilmek</p>

<p>Ağrının hayatı yönetmemesi demektir</p>

<p>Ve bu hedef, bazen ilaçla, bazen egzersizle, bazen de doğru bilgilendirmeyle sağlanır. Tıp, yalnızca gördüğünü değil,<br />
duyduğunu da ciddiye aldığında iyileştirir. Belki de artık şunu söylemenin zamanı gelmiştir: “Raporların güzel, ama gel senin hayatına bakalım.” Çünkü asıl mesele, oradadır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//mr-temiz-ama-benim-agrim-var-neden/661/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>   ESKİ BAKKALLAR YENİ MARKETLER</title>
<description><![CDATA[<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"><o:p> </o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><b><span style="font-size:10.0pt">ESKİ BAKKALLAR YENİ MARKETLER</span></b><span style="font-size:10.0pt"><o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><b><span style="font-size:10.0pt"> </span></b><span style="font-size:10.0pt">Günümüzde bir markete giriyorsunuz; raflar baştan sona çeşit çeşit ürünle dolu. Aynı şeyin beş markası, üç boyu, iki light versiyonu… Seçmekten yoruluyor insan. Oysa çok değil, birkaç on yıl önce Balıkesir’de alışveriş dediğimiz şey bambaşka bir ritüeldi. Mahallenin köşesinde bakkal vardı ve hayatın nabzı biraz da orada atardı.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt">Biz ne yerdik diye sorulduğunda aklıma gelen ilk şey sadelik oluyor. Kahvaltı dediğiniz; beyaz peynir, zeytin, domates, ekmek. Öğlen sofrada çoğu zaman ev yemeği olurdu; mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav. Akşam yine aynı düzen. Mevsim ne verirse onu tüketirdik. Yazın karpuz, kavun; kışın turşu, tarhana. Şimdiki gibi her mevsim her ürün yoktu. Portakal kışın gelirdi, çilek yazın beklenirdi. Beklemenin de bir tadı vardı.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Mahalle bakkalı ise yalnızca alışveriş yapılan yer değildi. Balıkesir’in sokaklarında herkesin tanıdığı, selam verdiği bir esnaf figürüydü. Kapıdan girince raflar sınırlı ama yeterliydi. Cam kavanozlarda şekerler, sakızlar, leblebi; teneke kutularda bisküviler; açıkta satılan peynir ve zeytin; tartılarak verilen pirinç, bulgur, makarna. Ekmek sabah erkenden gelirdi. Tüp gaz, kibrit, çay, sabun, deterjan… Çocukların göz hizasında renkli şekerler olurdu. Defter veresiye hesabını tutardı. Ay sonunda ödenir, güven ilişkisi sürerdi.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Bugün aynı mahallelere bakıyorum. Büyük zincir marketler çoğaldı, ışıklar daha parlak, ürün daha bol. Ama o bakkalın yerini dolduran pek bir şey kalmadı. Balıkesir’in eski mahallelerinde hâlâ direnen birkaç tanesine rastlamak mümkün, fakat sayıları azaldı. Çünkü alışveriş artık hızlı, pratik ve kişisel bağdan uzak bir işleme dönüştü. Kasada kimse sizi isminizle çağırmıyor. Veresiye defteri yok, hal hatır soran da pek yok.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Eski ile yeniyi karşılaştırırken meseleyi yalnızca ürün çeşitliliği olarak görmek eksik olur. Bugün bolluk var, seçenek var, erişim kolay. Ama geçmişte de paylaşım vardı, samimiyet vardı. Bakkalın önünde edilen sohbet, çocukların harçlıkla aldığı tek şekerin verdiği mutluluk, komşunun eksik malzemeyi birbirinden istemesi… Bunlar raflara sığmayan değerlerdi.<o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt"> Zaman değişiyor, alışkanlıklar değişiyor. Balıkesir de değişiyor. Fakat insan bazen o dar dükkânın kapısını aralamayı, içerideki tanıdık yüzü görmeyi, tartının kefesinde yalnızca alışveriş değil güvenin de tartıldığı günleri hatırlıyor. Modern rafların arasında dolaşırken akla düşen soru belki de şu: Çeşit arttı ama biz neyi kaybettik? <o:p></o:p></span></p>

<p class="isselectedend" style="margin:0cm"><span style="font-size:10.0pt">-<o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//eski-bakkallar-yeni-marketler/660/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Balıkesir’de Güvenliğin Adı: İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Balıkesir’de Güvenliğin Adı: İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’de huzur ve güvenlik denildiğinde, bu sorumluluğu omuzlarında taşıyan isimlerin başında İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman geliyor. Sessiz ama kararlı bir duruşla yürütülen emniyet hizmetlerinin arkasında, uzun yıllara dayanan bir birikim ve tecrübe var.</p>

<p> Şükrü Yaman, 1969 yılında Ankara’da doğdu. Aslen Çankırı Ilgazlı olan Yaman, meslek hayatına disiplinin ve eğitimin ön planda olduğu Polis Koleji’nde başladı. Buradan mezun olduktan sonra Polis Akademisi’ni tamamlayarak 1992 yılında Emniyet Teşkilatı’nda göreve adım attı. Eğitim sürecinden itibaren sadece sahada değil, idari ve stratejik alanlarda da kendini yetiştiren bir çizgi izledi.</p>

<p> Meslek hayatı boyunca Türkiye’nin farklı illerinde önemli görevler üstlendi. Asayişten organize suçlarla mücadeleye, eğitim kurumlarından merkez teşkilatına kadar pek çok kritik noktada sorumluluk aldı. Yurt dışında da görev yaparak uluslararası güvenlik tecrübesi kazandı. Almanya ve Avusturya’daki görevleri, ona farklı bakış açıları kazandırırken Türkiye’yi temsil etme sorumluluğunu da beraberinde getirdi.</p>

<p> İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı şehirlerde, sadece rakamlarla ölçülen başarıların değil, vatandaşla kurulan ilişkinin de önemli olduğunu gösterdi. Konya ve Diyarbakır gibi farklı sosyolojik yapıya sahip illerde edindiği tecrübe, güvenlik hizmetlerinde dengeli ve soğukkanlı bir yönetim anlayışını ön plana çıkardı. Özellikle organize suçlarla mücadele alanındaki çalışmaları, mesleki kariyerinin en dikkat çeken başlıklarından biri oldu.</p>

<p> Balıkesir’e atanmasıyla birlikte bu birikimi kente taşıyan Şükrü Yaman, güvenliği sadece polisiye tedbirlerle sınırlı görmeyen bir anlayış sergiliyor. Önleyici hizmetler, toplum destekli polislik ve kurumlar arası işbirliği, yönetim anlayışının temel taşları arasında yer alıyor. Sokakta hissedilen güven duygusu, çoğu zaman görünmeyen ama istikrarlı bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor.</p>

<p> Emniyet teşkilatında uzun yıllar görev yapmış, farklı coğrafyalarda sorumluluk üstlenmiş bir isim olarak Şükrü Yaman, Balıkesir’de devlet ciddiyetini ve kamu düzenini temsil eden önemli bir figür. Güvenliğin sadece bugünü değil, yarını da kapsayan bir mesele olduğunun farkında olan bu yaklaşım, kentin huzuruna katkı sunmaya devam ediyor.</p>

<p> Sonuç olarak Balıkesir İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman, eğitimle başlayan, tecrübeyle olgunlaşan ve sorumluluk bilinciyle şekillenen bir meslek hayatının temsilcisi. Sessizce yürütülen bu görev, kentin sokaklarında hissedilen huzurun en somut göstergesi olarak karşımızda duruyor.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-guvenligin-adi-il-emniyet-muduru-sukru-yaman/659/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİLE BİLE LADES: TAŞIMALI!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>BİLE BİLE LADES: TAŞIMALI!</strong></p>

<p>Muhteşem eğitim politikalarımız sonucunda geldiğimiz nokta belli biliyorsunuz, izliyorsunuz, yaşıyorsunuz…</p>

<p>Durmaksızın değişen müfredat, yap boz haline gelen sınav sistemleri, öğrenmekten ziyade ezbere zorlanan nesiller…</p>

<p>Umudunu daha ortaokul sıralarında sınav stresi arasında yok etmeye başlayan öğrenciler.</p>

<p>Atatürk’ü usul usul çıkarmalar…</p>

<p>Ders kitaplarından, karnelerden, okul köşelerinden…</p>

<p>Eğitim dışı her tür konuya girerek yılbaşı kutlamasında bile öküz altında buzağı arayan bir yaklaşım…</p>

<p>Neresinden bakarsanız bakın cılkı çıkan bir eğitim sistemi.</p>

<p>Karı havada görmeden okul tatil etmeler, 10 Kasım’a ara tatil denk getirmeler…</p>

<p>Türkiye’nin hava ve akıl şartlarına aykırı bir öğretim yılı takvimi yaparak okulları Eylül başında açıp Haziran’ın sonunda kapamalar, dönem içlerine saçma sapan ara tatiller koymalar…</p>

<p>Bakınız bu yıl okullar teeee 26 Haziran’da kapanıyor.</p>

<p>Peki fiiliyatta nasıl durumlar okullarda?</p>

<p>Ortak MEB sınavları bitince ara ki bulasın okulda öğrenci.</p>

<p>Manzara böyle de bilmez mi Milli Eğitim bu tabloyu…</p>

<p>Eğitimin ahı çoktan gitti vahı kaldı mı o da meçhul.</p>

<p>Bir de bu harika tablonun ortasında efsane taşımalı sistemimiz var, unutulabilir mi?..</p>

<p>Müthiş eğitim politikamızın sonucu olarak eşsiz Milli Eğitim Bakanlığı ve netice olarak iktidar, yıllar önce köy okullarına kafayı takıp binlerce köy okulu kapattı.</p>

<p>Kapatılan bölgelerde taşımalı eğitime geçildi.</p>

<p>Ama kapatılır mı okul köyde yav?</p>

<p>Maliyet hesapları ortaya kondu, her köye öğretmen gitmesine gerek yokmuştan tutun da siyasete gerekçe mi yok kendince di mi?</p>

<p>Oysa her köy okulu ve her öğretmen o köye ışık demektir.</p>

<p>Ötesi, lamı cimi yok.</p>

<p>Binlerce köy; ışıksız yıllardır.</p>

<p>Peki gider çokluğundan dem vuran siyasi bakış açısı taşımalı maliyetleri karşısında ne durumda şimdi?</p>

<p>Kara kara düşünür vaziyette.</p>

<p>Çünkü taşıma maliyetleri kara delik olmuş MEB bütçesinde.</p>

<p>2025 yılında taşımalı eğitim gideri 14 milyar TL seviyelerine gelmiş, iyi mi!?</p>

<p>2020 yılında bütçeden taşımalı eğitim için ayrılan kaynak 2 milyar bile değilken 2025 yılı itibariyle “taşıma yoluyla eğitime erişim gideri” ismiyle kamunun yaptığı harcama 14 milyar TL bandında.</p>

<p>Okul kapa tasarruf et, her köyde okula gerek yokmuş falan!</p>

<p>Ne tasarruf ama!</p>

<p>Köyleri okulsuz ve öğretmensiz bırak..</p>

<p>Taşımalıyla kendi kendine lades yap.</p>

<p>Harcamanın haddi hesabı yok, köyleri de okul ışığından yoksun bıraktın, sonuç olarak memnun olan tek köylü ve tek öğrenci yok!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//bile-bile-lades-tasimali/658/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>65 YAŞ SONRASI BESLENME ÖNERİSİ   ASLINDA HERKES İÇİN GEÇERLİ</title>
<description><![CDATA[<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">65 YAŞ SONRASI BESLENME ÖNERİSİ </span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><b><span style="font-size: 14pt;">ASLINDA HERKES İÇİN GEÇERLİ</span></b></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 1. Günlük temel prensipler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Az tuz, az şeker</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Kızartma yerine haşlama, fırın, buğulama</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Küçük ama sık öğün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Akşam yemeği hafif ve erken-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">2. Sabah (kahvaltı)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 adet haşlanmış yumurta veya sebzeli omlet</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1–2 dilim tam buğday veya çavdar ekmeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Az tuzlu beyaz peynir veya lor</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytin (5–6 adet)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Domates, salatalık, yeşillik</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 tatlı kaşığı zeytinyağı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Şekersiz çay veya ıhlamur</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Not: Reçel, bal ve beyaz ekmek alışkanlık hâline getirilmemeli.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">3. Ara öğün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 avuç çiğ badem, ceviz veya fındık</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">veya</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 porsiyon mevsim meyvesi-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 4. Öğle yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytinyağlı sebze yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">(kabak, pırasa, taze fasulye, enginar)</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 kase yoğurt veya ayran</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 3–4 kaşık bulgur veya tam tahıllı pilav</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Mevsim salatası</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Haftada 2 gün baklagil (mercimek, nohut, kuru fasulye) önerilir.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;"> 5. İkindi</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 kase yoğurt veya kefir</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">veya</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• 1 dilim tam buğday ekmeği + az tuzlu peynir-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">6. Akşam yemeği</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Hafif protein:</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">ızgara balık, haşlanmış tavuk veya sebzeli yemek</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Bol sebze</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Ekmek mümkünse tüketilmemeli</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">Akşam yemeği en geç 19.00–19.30.</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">7. Gece</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Papatya, rezene veya melisa çayı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Açlık varsa 1 küçük kase yoğurt-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">8. Haftalık mutlaka yer alması gerekenler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Balık: haftada 2 kez</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Yoğurt/kefir: her gün</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Yeşil yapraklı sebzeler</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Zeytinyağı</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Ceviz ve badem</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Kurubaklagiller-</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">9. Su tüketimi</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Günde en az 1,5 litre</span></p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 11pt; font-family: Calibri, &quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-size: 14pt;">• Susamayı beklemeden içilmeli-</span></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//65-yas-sonrasi-beslenme-onerisi-aslinda-herkes-icin-gecerli/657/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> “YARININ SUYUNU BUGÜNDEN KORU”</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>“YARININ SUYUNU BUGÜNDEN KORU”</strong></p>

<p> </p>

<p>Doğru söze ne denir?</p>

<p>Lakin…..</p>

<p>Lakine geçmeden önce de büyük bir parantez açalım…</p>

<p>3. Dünya Savaşı’nın su sebebiyle çıkacağı pek çok siyasal analizci tarafından yıllardır ileri sürülüyor…</p>

<p>Bugün dünyanın kovboyu haline gelen hukuk dinlemez Trump petrol gibi zenginliklerin peşindeyken asıl önemli olan en bulunmaz değer su, çok yakın bir zamanda dünyanın bir numaralı önceliği haline gelecek.</p>

<p>Ki bu noktada özellikle Türkiye açısından durumun çok vahim bir boyutta olduğu da su götürmez bir gerçek.</p>

<p>Daha da acısı, hani eskilerin tabiriyle ve eskiden “sudan ucuz” denirdi ya artık böyle bir tanımlama yapmaya da imkan yok. Su şimdiden pahalı, sadece evinize gelen faturalardan bahsetmiyoruz, bakkaldan, marketten aldığınız sular, evinize gelen damacanalar da daha da pahalanacak, çünkü bitiyor.</p>

<p>Şimdi musluğu açıp şaldır şaldır akıtıyoruz ya umarsız…</p>

<p>Bahçeleri ve araçlarımızı yıkıyoruz ya…</p>

<p>Şebeke suyu hepsi…</p>

<p>Oysa Türkiye’nin suyu bitiyor.</p>

<p>Nice gölümüz kurudu ve kurumaya devam ediyor, barajlarımız SOS durumunda…</p>

<p>Üç gün sel oluyor, sanmayın barajlara faydası var.</p>

<p>Kar yağmıyor, kar da lazım.. Yağmurun da çokça ve sindire sindire yağması gerek…</p>

<p>Velhasıl yapılması gereken tek şey suyu bilinçli kullanmak, mümkün olduğunca az kullanmak, israf etmemek ve ne merkezi idare ne yerel idareler yarının hesabını sağlıklı yapıyor ya o yüzden aslında şimdiden tehlike çanları çalan şehirlerde azar azar, hayatı sekteye uğratmayacak şekilde kesintiler yapmak gerek.</p>

<p>Lakin popülizm su sıkıntısının önüne geçiyor, sanki suyumuz hiç bitmeyecek gibi bir hal…</p>

<p>Büyük parantezi kapayalım, başlığa dönelim..</p>

<p>“Yarının suyunu bugünden koru”</p>

<p>BBB’nin bilboardlarında suyun konu edildiği ve güzel mesaj veren bir uyarıyla karışık çağrı.</p>

<p>Lakin…</p>

<p>Çağrı böyleyse BBB’nin de buna uygun hareket etmesi gerekmez mi?..</p>

<p>Misal, orta refüjler…</p>

<p>Özellikle şehirler arası yollar, hatta artık şehir içi arterler…</p>

<p>Körfezin pek çok bölümünde orta refüjlerin epey bir kesiminde ponza taşı döşendi, sade mi sade, su israfını önleyen, az ve dayanıklı bitki içeren, çim olmayan güzel düzenlemeler…</p>

<p>Bunların yaygınlaştırılması, 120 km hızla giderken orta refüjlerdeki çime kimsenin puan verdiği yok çünkü, tümüyle ponzaya dönülmesi gerek.</p>

<p>En taze örnek Çay Deresi ve Ahmet Toprak Caddesi düzenlemeleri yapıldı di mi yenilerde…</p>

<p>Neden yine çim ve yüzlerce bitkiye büründü orta refüj?..</p>

<p>Çim demek su demek, ponza taşı ile sade bir süsleme yap, suyu az emen dayanıklı ve yerli/milli ve de ucuz fıstık çamı koy refüje…</p>

<p>Hem görsellik olsun, hem cebinde para kalsın, hem sadelik gelsin ve en önemlisi çim sulama ile giden, heba olan suyun önüne geçilsin…</p>

<p>Ayrıca böyle bitki ile çim aynı zamanda ne demek; işletme, bakım maliyetlerinin artması demek, kesme, budama, biçme, gübre giderleri, sök çıkar, yenile, işçilik vs vs.. Bu külfete ne gerek var buna da bakmak gerek.</p>

<p>Yap ponza, bakma bir daha arkana!</p>

<p>BBB; “yarının suyunu bugünden koru” derken, aynı hassasiyeti kendisi de göstermeli ki örnek teşkil etsin…</p>

<p>O yüzden Ahmet Taprak Caddesi’nde bu fırsat kaçırıldı, kaçırılmanın ötesinde neden su istemeyen bir düzenleme öngörülmedi bunun değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Aynı gerekçelerle hangi bölge olursa olsun viyadük gibi yerlerde de acilen çimden vazgeçilmesi şart.</p>

<p>Tabii bu çağrımızda sadece ve zorunlu olarak park ve dinlenme alanlarını istisna tutuyoruz, tutmak zorundayız, çünkü parklar ve dinlence alanları insanların nefes aldığı yegane mekanlar, haliyle buraları çimsiz ve yeşilsiz olmaz.</p>

<p>Yerel idarelerin refüj ve viyadük yerine park alanlarında yeşile, çime yoğunlaşması gerek, refüjler sade süslemeyle az su isteyen bitkilerle şekillendirilmeli.</p>

<p>Keza; ülke genelinde barajların hali ortada, birkaç gün yağmur yağdı diye elbette sevinelim de Balıkesir’in kaç günlük suyu var?… İlçelerin durumu nasıl, yaz aylarında turizm ile patlayan nüfusa, Körfez’e ve Marmara’ya nasıl yetecek su?..</p>

<p>Balıkesir’i besleyen depolardan çıkan su, hanelere gelene kadar ne kadar kayıp yaşıyor?</p>

<p>Biliyoruz altyapı yılların ihmaliyle berbat durumda ve BBB ile BASKİ önceliği altyapı yenilemelerine veriyor ama BBB’nin elini büken parasızlık malzeme, araç alımını da sekteye uğratıyor, bunu da biliyoruz.</p>

<p>Oysa BASKİ’nin ve BBB’nin itfaiye gibi acil su timi kurması gerek. BASKİ arızalara yetişemiyor, çünkü personel, malzeme, araç sıkıntısı had safhada ve bunun sorumlusu da kuşkusuz bugünün idaresi değil, yılların getirdiği ihmal.</p>

<p>Ancak şu an “su”dan bahsediyorsak muhatap tabi ki bugünün yönetimi.</p>

<p>Bazı illerde su kesintileri oluyor planlı, saatli, Bursa’da kısa bir süre oldu şimdi yok ama Yalova’da su kesintisi arkadaşlarımızın aktardığına göre düzenli olarak sürüyor ve günlük yaşam bireyler açısından epey sıkıntılı sürüyor.</p>

<p>O yüzden suyun muhasebesi çok iyi yapılmalı, gerekiyorsa ve çok tepki de alacak olsa da aylar sonrası hesap edilip bugünden azar azar kesinti modeli bile uygulanabilir.</p>

<p>Hiç kimse istemez su kesintisini…</p>

<p>Ama “işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına” di mi?..</p>

<p>Su israfına ve suyun bittiğine yönelik BBB’nin de sürekli vatandaşı bilinçlendirmesi, okullardan tutun halka açık pek çok konferans ve seminer gibi etkinlikler planlayarak bu konuda vatandaş dikkatinin hiç yok olmamasını sağlaması gerek…</p>

<p>“Yarının suyunu bugünden koru.”</p>

<p>Su bitiyor.</p>

<p>Birkaç ay sonra bahar, yaz…</p>

<p>Sonrası tufan olmasın…</p>

<p>Yarının suyunu bugünden koru deniyorsa; öncelik kamunun örnek olması ve bu konuyu sürekli vatandaş gündeminde tutmak olmalıdır.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//yarinin-suyunu-bugunden-koru/656/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> SÜREKLİ YORGUNUM: İYİ DE NEDEN?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>SÜREKLİ YORGUNUM: İYİ DE NEDEN?</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>“Biraz dinlen geçer.” “Yaş ilerliyor.” “Çok kafaya takıyorsun.” “Eskisi gibi enerjim yok, normal herhalde.” Bu cümleleri duymayan yok. Benim hastalarımın çoğu hep yorgun ve ağrılıdır. Peki sürekli yorgun olmak gerçekten normal midir? Aslında tamam herkes yorgun, ama her yorgunluk aynı değildir. Günün sonunda yorulmak normaldir. Çalışırsınız, koşturursunuz, akşam bitkin düşersiniz. Ama sabah uyanıp hâlâ yorgunsanız…<br />
Dinlenseniz de toparlanamıyorsanız… Hafta sonu bile “kendime gelemedim” diyorsanız…Bu artık basit bir yorgunluk değildir. Bu, kronik yani devamlı olan bir yorgunluktur.</p>

<p>Kendini sürekli yorgun hissetmek aslında tembellik değildir. Toplumda büyük bir yanlış algı var ki o da yorgun olan kişi isteksiz, üşengeç, hayata tutunamayan biri sanılıyor. Oysa kronik yorgunluk yaşayan insanlar, çoğu zaman en çok çabalayanlardır. İsterler ama yapamazlar. Başlamak isterler ama güçleri yetmez. Dinlenirler ama yenilenemezler. Bu tembellik değil, bedenin tükenmişliğidir.</p>

<p>“Uyusam da Geçmiyor” diyorsanız dikkat edin kendinize. Kronik yorgunluğun en önemli özelliği şudur: uyku işe yaramaz. Gece uyursunuz, sabah kalkarsınız ve sanki hiç yatmamış gibisinizdir. Üstelik buna sıklıkla şunlar eşlik eder:<br />
– Konsantrasyon güçlüğü<br />
– Unutkanlık<br />
– Kas ve eklem ağrıları<br />
– Baş ağrısı<br />
– Tahammülsüzlük<br />
– İç sıkıntısı</p>

<p>“Herkes Yorgun” demek işin kolayıdır. Evet, herkes yorgun. Ama herkes sürekli yorgun değil. Kronik yorgunluk, kişinin işini, ilişkilerini, günlük yaşamını bozar. Bir noktadan sonra kişi kendini suçlamaya başlar: “Ben mi güçsüzüm?” “Bende mi sorun var?”  İşte en büyük zarar burada başlar.</p>

<p>Peki neden sürekli kendimizi yorgun hissederiz? Kronik yorgunluk tek başına bir hastalık değildir; çoğu zaman bir işarettir.</p>

<p>Altında;<br />
– Kansızlık<br />
– Tiroid hastalıkları<br />
– Vitamin-mineral eksiklikleri<br />
– Romatizmal hastalıklar<br />
– Kronik inflamasyon<br />
– Uyku bozuklukları<br />
– Depresyon veya tükenmişlik sendromu<br />
olabilir.</p>

<p>Ama bakılmadan bilinmez. “Geçer” denerek anlaşılmaz. En tehlikelisi şudur: yorgunluğun normal kabul edilmesi. Kişi alışır, çevresi alışır ve kimse sorgulamaz. Oysa beden,<br />
“Bir şeyler yolunda gitmiyor” demektedir. Bu sesi bastırmak değil, duymak gerekir. Birçok kişi sırf yorgun diye maalesef doktora gitmez. Ya da gider ama yorgunluğunu anlatmaya çekinir, gereksiz görür. Oysa yorgunluk, en önemli klinik belirtilerden biridir. Ciddiye alınmalıdır ve araştırılmalıdır. Gerekiyorsa tedavi edilmelidir. Bu bir lüks değil, gerekliliktir.</p>

<p>Nedeni bulunabilen bir durum olan yorgunlukla yaşamak zorunda değilsiniz. Yani sürekli yorgun olmak kader değildir, yaşın gereği değildir, hayatın bedeli değildir.Bir sorun varsa, çözümü de vardır. Ama önce kabul etmek gerekir: bu bir karakter sorunu değil,<br />
bir sağlık sorunu olabilir. Yorgunluk, en çok ihmal edilen ama en çok şey anlatan şikâyetlerden biridir.</p>

<p> </p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//surekli-yorgunum-iyi-de-neden/655/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>CUMA NAMAZINDA CEP TELEFONU</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>CUMA NAMAZINDA CEP TELEFONU</strong></p>

<p>Cuma namazları, haftanın en kalabalık vakti. Aynı safı paylaşan yüzlerce insan, aynı duaya “amin” demek için camide buluşuyor. Ne var ki kalabalık arttıkça bir başka manzara da daha görünür hâle geliyor: Hutbe okunurken cep telefonuna gömülen cemaat.</p>

<p>Oysa hutbe, cuma namazının ayrılmaz bir parçası. Dinlenmesi sadece bir edep meselesi değil, dinî bir sorumluluk. Hutbe okunurken konuşmamak, başkasını meşgul etmemek ve dikkati dağıtmamak gerektiği açıkça ifade edilmiş. Buna rağmen hutbe sırasında mesaj yazan, sosyal medyada dolaşan, hatta sessizce oyun oynayan insanlara rastlamak artık şaşırtmıyor.</p>

<p>İşin dikkat çekici tarafı, bu alışkanlığın yalnızca gençlerle sınırlı olmaması. Eskiden “gençlik işte” diyerek geçiştirilen manzara, bugün her yaştan insan için geçerli. Yaş ilerliyor ama telefon elde kalıyor. Hutbe sürerken bir yandan ekrana bakıp bir yandan imamın sesini arka planda bir uğultu gibi duymak, neredeyse normalleşmiş durumda.</p>

<p>Bir de çalan telefonlar meselesi var. Namaz esnasında yankılanan zil sesleri, sadece dikkati dağıtmıyor; caminin ruhuna da zarar veriyor. İlk zamanlar dönüp bakılan bu seslere, şimdi çoğu kişi alışmış gibi. Oysa alışmak, doğru olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Burada mesele sadece teknoloji değil. Mesele, camiye hangi bilinçle girdiğimiz. Cami, gündelik hayatın devam ettiği bir mekân değil; gündelik hayatın dışına çıkılan bir mekân. Telefonu sessize almak, hatta mümkünse kapatmak, hutbeyi dikkatle dinlemek, etrafımızdaki insanlara saygı göstermek aslında zor şeyler değil. Ama bunlar niyet gerektiriyor.</p>

<p>Camide özellikle cuma günü nasıl olunmalı sorusu tam da burada anlam kazanıyor. Camiye girerken aceleyle değil, farkındalıkla girmek gerekiyor. Hutbe okunurken susmak, dinlemek, düşünmek gerekiyor. Yanımızdakini rahatsız edecek her davranıştan kaçınmak, ibadeti bireysel bir alan gibi görmemek gerekiyor. Çünkü cami, birlikte yapılan bir ibadetin mekânı.</p>

<p>Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Hutbeyi dinlemeye niyetli değilsek, cuma vaktinde neden camideyiz? Eğer camideysek, oranın adabına uygun davranmak zorundayız. Aksi hâlde bedenimiz camide, zihnimiz bambaşka yerlerde dolaşıyor demektir.</p>

<p>Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil. Ama en azından haftada bir saat, cuma vaktinde, telefonu cebimizde susturmak mümkün. Belki de asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz sessizlik ve biraz dikkat. Hem kendimize hem de bulunduğumuz mekâna karşı.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//cuma-namazinda-cep-telefonu/654/</link>
<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Ağrı Kesiciyle Yaşamak Normal Değildir!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Ağrı Kesiciyle Yaşamak Normal Değildir!</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Nilay Şahin</strong></p>

<p><strong>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</strong></p>

<p> </p>

<p>Son yıllarda sessiz bir alışkanlık yayıldı: Ağrı kesiciyle günü kurtarmak. Başı ağrıyor, ağrı kesici, dizi sızlıyor, ağrı kesici, bel tutuluyor, ağrı kesici…Çantada var, çekmecede var.<br />
Hatta bazı evlerde şeker gibi ikram edilir hâle geldi. Ama kimse şunu sormuyor: Bu ağrı neden geçmiyor? Ağrı kesici, adından da anlaşılacağı gibi ağrıyı keser ancak nedeni çoğunlukla bazı hastalıklar hariç ortadan kaldırmaz. Ama biz ağrı kesince sorunu çözdüğümüzü sanıyoruz oysa sadece sesi kapatıyoruz. Ağrı sustukça, hastalık konuşmaya devam ediyor.</p>

<p>Unutmayalım ağrı, vücudun alarmıdır yani “Burada bir sorun var” demektir. Alarmı kapatıp uyumaya devam ederseniz, yangın sönmez. Ağrı kesiciyle yaşamak, yangın alarmının pilini çıkarmaya benzer. Sessizlik vardır ama tehlike sürer. Bugün bazı insanlar için ağrı kesici içmeden güne başlamak zordur; “İçmezsem duramıyorum” der. Bu cümle çok tehlikelidir. Çünkü bu noktada sorun artık sadece ağrı değildir. Vücut ilaca alışmıştır, ağrı eşiği düşmüştür ve artık sorunumuz kalıcı olup ilaçlara da dirençli hale gelmiştir.</p>

<p>İşte bu nedenle “ama bu basit bir ağrı kesici” demek çok doğru değildir. Unutmayın aldığınız her ilacın bedeli vardır. Ağrı kesicileri içtiğimizde karşılaşacağımız en önemli sorunlar; mide sorunları, böbrek yükü, tansiyon problemleri, kalp riskleri sayılabilir.</p>

<p>Ağrılı durumlarda aslında sorun ağrıyı tedavi etmek değildir, ağrının nedenini bulup onu tedavi etmektir. Örneğin bel ağrısı mı var; neden duruş bozukluğu mu? Kas zayıflığı mı?<br />
Stres mi? Romatizmal bir durum mu? Diz ağrısı mı var; neden Kilo mu? Kas dengesizliği mi?<br />
Kireçlenme mi?... Bunları ayırt etmeden içilen her ağrı kesici, zaman kaybıdır.</p>

<p>Yani ağrı kesiciyle ertelenen tedavi, zorlaşır. Bugün bir egzersizle düzelebilecek bir sorun,<br />
yarın iğne ister, ertesi yıl ameliyat konuşulur. Çünkü vücut beklemez. Ağrı bastırılsa da süreç ilerler. Ağrı kesici, sorunu ertelemeyi çok iyi öğretir.</p>

<p>Eklem ağrılarınız bir varsa hekime gitmemek için bahaneniz olmamalıdır. Birçok hasta şunu söyler: “Ağrı kesiciyle idare ediyorum.” der. Ama idare etmek, iyileşmek değildir. İdare etmek, sorunu halının altına süpürmektir. Ama halının altı bir gün kabarır.</p>

<p>Tabii ki bu şu anlamada gelmesin ağrı kesici düşman değildir, ama unutmayalım ki dost da değildir. Yerinde, kısa süreli ve doğru amaçla kullanıldığında faydalıdır. Ama yaşam biçimi hâline geldiğinde zararlıdır. Sürekli ağrı kesici içiyorsanız, asıl sorun ağrı değil, ağrıyı ciddiye almamaktır. Ağrıya kulak verin, susturmayın, dinleyin. Çünkü vücut bağırıyorsa,<br />
anlatacak bir derdi vardır.</p>

<p> </p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//agri-kesiciyle-yasamak-normal-degildir/653/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ELEKTRİK FATURASI ÇOK GELENLER DİKKAT!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>ELEKTRİK FATURASI ÇOK GELENLER DİKKAT!</strong></p>

<p> </p>

<p>Elektrik faturası artık ev ekonomisinin sessiz ama en ağır yüklerinden biri oldu. Ay sonunda elektrik faturası gelince yaşanan tedirginlik neredeyse ortak bir duyguya dönüştü. Kira, gıda, akaryakıt zamları konuşulsa da elektrik faturası çoğu zaman “yapacak bir şey yok” denilerek geçiştiriliyor. Oysa var. Hem de sanılandan daha fazla.</p>

<p>DAĞITIM VE TEDARİKÇİ ŞİRKETİ FARKLILIĞI</p>

<p>Bugün Türkiye’de milyonlarca abone, elektriği tek bir yerden almak zorunda olduğunu sanıyor. Dağıtım şirketiyle tedarikçi kavramı birbirine karışmış durumda. Oysa herkes aynı kablolardan, aynı sayaçtan elektrik kullanıyor. Değişen tek şey, elektriği hangi firmadan satın aldığınız. Bu da vatandaşa tanınmış yasal bir hak.</p>

<p> Aylık yaklaşık 150 kilovatsaat ve üzeri tüketimi olan aboneler serbest tüketici sayılıyor. Yani pazarlık yapma, daha düşük birim fiyatla elektrik alma hakkına sahip. Özellikle tüketimi yüksek hanelerde bu fark ayda yüzlerce liraya kadar çıkabiliyor. Bu yüzden faturaya bakarken toplam tutardan çok, kilovatsaat birim fiyatına dikkat etmek gerekiyor. Asıl yük orada.</p>

<p> Piyasada Enerjisa, CK Enerji, Zorlu Enerji, Aksa Enerji, Limak Enerji gibi birçok tedarikçi serbest tüketicilere özel indirimli teklifler sunuyor. Ancak burada vatandaşın dikkatli olması şart. Birim fiyat kaç lira, bu fiyat sabit mi, kaç ay geçerli, ek hizmet ya da dosya bedeli var mı, erken ayrılmada ceza uygulanıyor mu? Bu sorular sorulmadan yapılan anlaşmalar, sonradan pişmanlık yaratabiliyor. Küçük yazılar, büyük faturalar doğurabiliyor.</p>

<p> Şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Tedarikçi değiştirirken elektrik kesilmez, sayaç değişmez, karanlıkta kalınmaz. Sadece sözleşme değişir. Buna rağmen bu hakkı kullananların sayısı hâlâ sınırlı. Alışkanlıklar ve bilgi eksikliği, vatandaşı en pahalı tarifeye mahkûm ediyor.</p>

<p>ELEKTRİK TASARRUFU NELER YAPILMALI?</p>

<p>İşin bir de kullanım boyutu var. Elektriği pahalı alıp pahalı kullanıyoruz. Üç zamanlı sayaç olmasına rağmen çamaşır ve bulaşık makineleri gündüz çalışıyor. Kullanılmayan televizyonlar, modemler, küçük ev aletleri prizde bekliyor. Eski buzdolapları ve derin dondurucular fark edilmeden faturayı şişiriyor. Sonra da her ay aynı cümle kuruluyor: “Bu ay da çok geldi.”</p>

<p>  Elektrik faturası kader değildir. Okunur, karşılaştırılır, sorgulanır ve gerekirse tedarikçi değiştirilir. Birkaç telefon görüşmesi, birkaç teklif talebi bile ciddi tasarruf sağlayabilir.</p>

<p> Ay sonunda gelen faturayı sadece ödemekle yetinmeyin. İnceleyin, alternatifleri araştırın. Çünkü bugün en pahalı elektrik, sorgulanmadan kullanılan elektriktir.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//elektrik-faturasi-cok-gelenler-dikkat/652/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BALIKESİR’DE TANIDIĞIM DOST GÖNÜLLÜ İNSANLARDAN    (AV. FEVZİ ŞEN)</title>
<description><![CDATA[<p>BALIKESİR’DE TANIDIĞIM DOST GÖNÜLLÜ İNSANLARDAN</p>

<p> </p>

<p>(AV. FEVZİ ŞEN)</p>

<p> </p>

<p>Alparslan AYRAL</p>

<p> </p>

<p>Hepimiz faniyiz. Ölüm kapıya dayanıncaya kadar çoğumuz bunun farkına bile varamayız.</p>

<p>Ebedî evine kimse; malını- mülkünü, şöhretini götüremez.</p>

<p>Fakat iyi isimle anılabilir veya eserleriyle ölümsüzleşir.</p>

<p>Fevzi Şen Beyi tanıdıktan sonra sohbetlerimiz, fanilik duygusunun idraki içinde insana,</p>

<p>topluma nasıl hizmet etmeli çerçevesinde dolaşmıştır.</p>

<p>Aslında onu yıllar öncesinde hayırsever kuruluşlar içindeki çalışmalarıyla tanıdım.</p>

<p>Müdürlüğümüzün kültürel etkinliklerine katıldığında Balıkesir için yapılacak çalışmalar</p>

<p>üzerine konuşurduk.</p>

<p>Kültürel miraslarımızın korunması ve nesillere aktarılmasını kültür politikalarıyla</p>

<p>gerçekleşeceğini anlatırdı. Balıkesir’in mimari yapılarının, şehir kültürünün gereği gibi</p>

<p>korunamadığından, sahip olunan değerlerimiz konusunda yeterli bilinç oluşturulamadığından</p>

<p>yakınırdı.</p>

<p>Balıkesir’in gelecek tasavvuru konusunda haklı kaygıları vardı. Çünkü Balıkesir’ son elli</p>

<p>yılı içinde kültürel potansiyeli, bireysel ve sosyal kazanımlara dönüştürülememiştir.</p>

<p>Sivil mimari yapılar; konaklar yıkıldı, tarihi yapıların etrafında estetik duyularımızı rahatsız</p>

<p>edici binalar yükseldi ve ata yadigârı tarihi eserler çirkin binalar arasında kayboldu.</p>

<p>Fevzi Bey, şehir hatıralarının teker teker yok olması karşısında üzüldüğünü söyler maddî ve</p>

<p>manevî katkılara hazır olduğunu gönülden dile getirirdi.</p>

<p>Bu hassasiyetin kamu görevlisi ve vatandaş dayanışmasının gerekliliğini ortaya koyması</p>

<p>bakımından bir zamanlar kültür kenti, şadırvanlar diyarı diye anılan Balıkesir için önemi</p>

<p>vardır.</p>

<p>Şehir estetiğinin kaybolmaması, her seviyedeki insanın sorumlu olması gereken varlık</p>

<p>nedenlerimizdendir.</p>

<p>Bilindiği gibi geçmişinden güç, ilham almayan geleceğin kurulması mümkün değildir. Bunu</p>

<p>her sohbetimizde dile getiren Fevzi Bey’in vakıf ve derneklerinin kuruluşuna öncülük etmesi</p>

<p>de önemli hizmetlerindendir.</p>

<p>Fikirleriyle çeşitli katkılarıyla bu kuruluşlarda başkan ve yönetici olmayı başkasına</p>

<p>bırakmış; emek harcayanları desteklemiştir. Sessizce hizmet etmeyi tercih etmiştir.</p>

<p>Toplumsal ilerlemenin ve çağdaşlaşmanın gerekleri konusunda hukukçu olarak görüşleri</p>

<p>değerlidir. Demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarındaki duyarlıklarından onu tanıyan</p>

<p>herkes etkilenmiştir.</p>

<p>Samimi, güler yüzlü hoşgörülü yaklaşımlarıyla, bulunduğu ortama seviyeli bir renk katan</p>

<p>Fevzi Bey, başarılı avukatların yetişmesinde emeği vardır.</p>

<p>Balıkesir’in sosyal, kültürel ve siyasî, hayatına değer katmak, gelişmesini sağlamak</p>

<p>yönündeki çalışmalarda Fevzi Bey, sadece bir avukat olarak değil iş adamı olarak da gönüllü</p>

<p>olmuştur.</p>

<p>Adaletin önemi konusunda dile getirdiği fikirler, tecrübe yoğunluğunu göstermektedir.</p>

<p>Kırmadan dökmeden gelişmeleri sorgulayan tarafı, onun geniş çevre edinmesini sağlamıştır.</p>

<p> </p>

<p>Kendisine ve diğer degerli hukukçulara ait seçkin dosyalardan oluşan “Hukuk Dosyaları</p>

<p>Müzesini gerçekleştirdiği takdirde örneği olmayan önemli bir hizmet başarılmış olacaktır. Bu</p>

<p>müzeden sadece hukukçular faydalanmayacak, müze Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki</p>

<p>şer’iyye sicilleri gibi Balıkesir’in geçmişindeki sos-ekonomik ve kültürel hayatına ışık</p>

<p>tutacaktır.</p>

<p>Gelecekte Balıkesir’in tarihinde iz bırakacaklar arasında anılacağına inandığım değerli</p>

<p>hukukçu ağabeyimize sağlık, huzur ve esenlik dolu nice yıllar dilerim.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-de-tanidigim-dost-gonullu-insanlardan-av-fevzi-sen/651/</link>
<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>-  BALIKESİR; İZMİR, BURSA VE İSTANBUL ARASINDA SIKIŞIP KALDI MI? </title>
<description><![CDATA[<p>-</p>

<p><strong>BALIKESİR; İZMİR, BURSA VE İSTANBUL ARASINDA SIKIŞIP KALDI MI?</strong> </p>

<p>Haritaya baktığınızda Balıkesir’in yeri insanı kıskandırır. Bir yanında İzmir, diğer yanında Bursa, biraz ileride İstanbul. İki denize kıyısı var, verimli toprakları var, turizmi var, tarımı var, sanayisi için uygun alanları var. Ama iş algıya gelince tablo değişiyor. Sanki Balıkesir, bu üç büyük şehrin arasında sıkışıp kalmış bir geçiş noktası gibi görülüyor.</p>

<p>İzmir denince akla ticaret, liman, yaşam kültürü geliyor. Bursa sanayiyle, İstanbul güç ve merkez olma haliyle anılıyor. Peki! Balıkesir neyle anılıyor. İşte asıl sorun burada başlıyor. Balıkesir’in çok şeyi var ama güçlü bir hikâyesi yok. Ya da daha doğrusu, anlatılan bir hikâyesi yok.</p>

<p>Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Balıkesir gerçekten sıkışıp mı kaldı?, yoksa kendi potansiyelini ortaya koymak için yeterince çaba mı göstermiyor. Cevap ikisinin ortasında bir yerde duruyor ama ikinci ihtimal daha ağır basıyor.</p>

<p>Balıkesir çoğu zaman komşu şehirlerin gölgesinde kalmayı kabullenmiş gibi davranıyor. İzmir büyürken seyrediyor, Bursa sanayisini geliştirirken izliyor, İstanbul çekim merkezi olurken yol üstü olmayı yeterli görüyor. Oysa Balıkesir sadece geçilen bir şehir olmak zorunda değil. Ama bunun için önce kendine ne olmak istediğini sorması gerekiyor.</p>

<p>Şehirlerin kaderini sadece coğrafya belirlemez. Vizyon belirler. Balıkesir’in sorunu kaynak eksikliği değil, yön eksikliği. Tarımda marka olabilecek ürünleri var ama markalaşma zayıf. Turizm potansiyeli yüksek ama dağınık ve plansız. Sanayi gelişebilir ama net bir strateji yok. Üniversite var ama çok hızlı büyüyemiyor. Hepsi var ama hiçbiri güçlü bir iddiaya dönüşemiyor.</p>

<p>Daha acı olanı ise şu: Balıkesir çoğu zaman başkaları için fırsat üretiyor. İstanbul’dan kaçan geliyor, İzmir’den arsa alan yatırım yapıyor, Bursa’dan sanayici depo kuruyor. Ama bu hareketliliğin merkezinde Balıkesir’in kendi aklı, kendi planı, kendi hedefi pek görünmüyor. Şehir büyüyor ama yönsüz büyüyor.</p>

<p>Peki! Balıkesir’in hiç mi çabası yok. Elbette var. Yerel yönetimler, kurumlar, iyi niyetli girişimler mevcut. Ama bu çabalar ortak bir vizyona dönüşmediği sürece etkisi sınırlı kalıyor. Parça parça işler yapılıyor ama büyük resim eksik. Oysa Balıkesir’in ihtiyacı olan şey, İzmir gibi olmak ya da Bursa’yı taklit etmek değil. Kendi kimliğini netleştirmek.</p>

<p>Balıkesir tarım şehri mi olacak, turizm şehri mi, sanayi mi, yoksa hepsini dengeli yürüten bir merkez mi. Bu sorunun cevabı netleşmeden atılan her adım günü kurtarır ama geleceği kurmaz. Ve zaman hızla geçiyor. Komşu şehirler yol alırken, Balıkesir beklerse gerçekten sıkışıp kalır. </p>

<p>Belki de Balıkesir’in en büyük sorunu şudur: Potansiyeline inanıyor ama potansiyelini savunmuyor. Oysa şehirler cesaretle büyür. Kendi iddiasını ortaya koyan şehirler kazanır. Balıkesir’in artık bir geçiş noktası değil, bir varış noktası olmayı istemesi gerekiyor.</p>

<p>Aksi halde sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Balıkesir sıkışıp kalmadı, sıkışmayı kabullendi.</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-izmir-bursa-ve-istanbul-arasinda-sikisip-kaldi-mi/650/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KEMİK ERİMESİ SESSİZ BİR HIRSIZDIR: ÖNLEM ALMAK TEDAVİDEN KOLAYDIR!</title>
<description><![CDATA[<p><strong>KEMİK ERİMESİ SESSİZ BİR HIRSIZDIR: ÖNLEM ALMAK TEDAVİDEN KOLAYDIR!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>İnstagram-profdrnilaysahin</p>

<p> Kemik erimesi, tıpta “osteoporoz” olarak adlandırılır ve adeta sessiz bir hırsız gibi yıllar içinde kemiklerden güç çalar. Hastalarım bana her yerim ağrıyor kemik erimem mi var diye başvururlar ama ne yazık ki kemik erimesi başlangıçta hiçbir belirti vermez; ne ağrı olur ne şişlik. Ancak bir gün, basit bir düşme veya ani bir hareketle kırık oluştuğunda fark edilir. Oysa o noktaya gelene kadar kemikler sessizce zayıflamıştır. Ben annemde bunu yaşadım. Hiçbir şikayeti yokken bir yerden eliyle destek alırken el bileğini kırdı ve ardından bizi çok zorlu bir süreç karşıladı. O nedenle kemik erimesini önemsemek gerektiğini hem annemde hem de hastalarımda gördüm.</p>

<p>Kemik dokusu, sanıldığı gibi cansız değildir; aksine sürekli yenilenen, yaşayan bir dokudur. Genç yaşlarda yapımı yıkımından fazladır, bu sayede kemikler güçlenir. Fakat özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun azalmasıyla kemiklerde yıkım süreci hızlanır. Erkeklerde de yaşla birlikte benzer bir kayıp görülür. Yetersiz beslenme, hareketsiz yaşam, sigara, fazla kafein, D vitamini eksikliği ve bazı ilaçlar kemik erimesini daha da hızlandırır.</p>

<p>Osteoporozun en büyük riski kırıklardır. Kalça, omurga ve el bileği kırıkları, hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür, hatta bazen bağımsız yaşamı sona erdirir. Ancak iyi haber şu: Kemik erimesi önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalıktır.</p>

<p>Korunmanın ilk adımı dengeli beslenmedir. Günlük kalsiyum ve D vitamini alımı, kemik sağlığının temel taşıdır. Süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, badem, susam ve kuru incir kalsiyum açısından zengindir. Güneş ışığı ise D vitamini için en doğal kaynaktır; her gün 15-20 dakika güneşlenmek bu açıdan büyük fayda sağlar. Güneşten uzak kalınan dönemlerde ise D vitamini düzeyinin ölçülmesi ve gerekirse hekim önerisiyle takviye alınması gerekir.</p>

<p>İkinci adım harekettir. Düzenli yürüyüş, merdiven çıkmak, hafif ağırlık çalışmaları veya dans gibi yer çekimine karşı yapılan aktiviteler kemikleri güçlendirir. Hareketsizlik, sadece kasları değil kemikleri de tembelleştirir. Bu nedenle “yaşlandım, hareket etmeyeyim” düşüncesi tam ters etki yapar; hareket ettikçe kemikler yaşlanmaya direnir.</p>

<p>Sigara ve aşırı alkol tüketimi kemik erimesini hızlandırır. Ayrıca fazla kafein, asitli içecekler ve yüksek tuz tüketimi de kalsiyum kaybını artırır. Yani kemik sağlığı yalnızca ilaçla değil, yaşam biçimiyle korunur.</p>

<p>Kemik yoğunluğu ölçümü (DEXA) 50 yaş üzeri her kadına ve risk faktörü olan erkeklere önerilir. Ailesinde osteoporoz öyküsü olan, erken menopoza giren, uzun süre kortizon kullanan veya düşük kilolu bireyler daha yüksek risk altındadır. Bu gruptakiler düzenli kontrol yaptırmalıdır.</p>

<p>Unutmayalım, kemik erimesi fark edilmediği sürece ilerler; ama erken yakalandığında durdurulabilir. Kemiklerimizin gücü, yaşam kalitemizin güvencesidir.</p>

<p>Kemik erimesi sessiz bir hırsızdır — ama siz kapınızı erken kapatırsanız içeri giremez.<br />
Bugün alınacak önlemler, yarının kırıklarını engeller. Sağlam kemikler, sağlam bir gelecek demektir.</p>

<p><strong>-</strong></p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kemik-erimesi-sessiz-bir-hirsizdir-onlem-almak-tedaviden-kolaydir/649/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Balıkesir’in Sokaklarında Büyüyen Bir Neslin Hikâyesi</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Balıkesir’in Sokaklarında Büyüyen Bir Neslin Hikâyesi</strong></p>

<p> </p>

<p>Balıkesir’de doğdum, büyüdüm, okudum. Bu şehir, çocukluğumun tüm izlerini hâlâ sokaklarında saklayan bir yer benim için. İnsan bazen hatırladıkça gülümser ya, işte Balıkesir’i düşündüğümde yüzüme hep öyle bir tebessüm gelir.</p>

<p> </p>

<p>Biz küçükken mahalle aralarında ayı gezdirir, oynatır, sonra da para toplarlardı. “Kader Kısmet” isimli bir çekiliş vardı, ne çıkacağını merakla beklerdik. Hepimizin elinde bir mantar tabancası, özellikle dini bayramlarda patlatıp dururduk… Mahalle maçları ise hayatımızın merkezindeydi.  Kasaplar Mahallesinde oturduğumuz için özellikle “Namık Kemal İlkokulu’nun önü”, bizim için adeta bir futbol sahasıydı.</p>

<p> Süpermarket mi? Cep telefonu mu? Bunlar bizim lügatımızde yoktu. Mahalle bakkalları  vardı: Turan Bakkal, Coşkun Bakkal, Donbay… Herkesin saç modeli “alaburus” olurdu; o zamanın imkânları sınırlıydı ama mutluluk boldu. Frenk gömleği giymek ise bir ayrıcalıktı.</p>

<p> Sünnet düğünlerinde, aile zenginse , oğluna bisiklet hediye ederdi. Saat ve bisiklet o kadar ulaşılmazdı ki, bu iki hediye sünnetlerin en büyük heyecanıydı.</p>

<p> İlkokuldan sonra herkes ya sanayiye çıraklığa gider, ya berberin, terzinin, marangozun yanına verilir veya ortaokul-liseye devam ederdi. Sanat okulunu bitirenler ise toplumda ayrı bir yere sahipti; SEKA’ya veya Ağır Sanayi Fabrikası’na girme ihtimalleri çok yüksek olurdu. O yıllarda lise seçeneği de belliydi.</p>

<p>Ya Balıkesir Lisesi’ne, ya Koray Lisesi’ne gideceksin.</p>

<p>Sanatkâr olacaksan, Sanat Okulu, muhasebeci olacaksan Ticaret Lisesi…</p>

<p>Başka da seçenek yoktu zaten.</p>

<p> O zamanlar AVM yoktu, Avlu yoktu;  Atatürk Parkı’na “fuar alanına”, lunaparka gidilirdi. Köylerden akın akın gelenler olurdu.</p>

<p> Şan Sineması ve Emek Sineması, şehrin en büyük eğlence merkezleriydi. Şan Sineması’nda Sezen Aksu’yu, Melike Demirağ’ı, Berkant’ı izlediğimi hiç unutmam. Şehir Kulübü’nde de Enis Fosforoğlu’nu seyretmek ise bambaşka bir keyifti.</p>

<p> Belediye otobüslerinden 2 numaraya biner, sarı 25 kuruşu kumbaraya atar, Çimento Fabrikası’na kadar giderdik. O yol bize dünyanın en uzun mesafesi gibi gelirdi. Şoför “geri dönüş için tekrar 25 kuruş” dediğinde kızardık ama yine de dünyanın en mutlu çocuklarıydık.</p>

<p> Bilez, 9 kiremit, çelik çomak… Hepsi hayatımızın bir parçasıydı. Ailelerimiz çelik çomağı “tehlikeli” diye yasaklardı ama biz yine bir şekilde oynardık. Şimdiki On Burda’nın (AVM)olduğu yer bize çok uzak gelirdi. Çarşı ise hayatın kalbiydi. Eski Hasan Baba Çarşısı, bizim AVM’mizdi adeta.</p>

<p> Eski Çamlık ve Şevket Kermen’in gazinosunu anmadan geçmek olmaz. Oradan da kimler geldi, kimler geçti!</p>

<p> Yıllar aktı, zaman değişti, insanlar değişti. Çocukluğumuz da, gençliğimiz de güzeldi. Şimdi yavaş yavaş yaşlılık sürecine girmiş olsak da, Balıkesir’in bize bıraktığı hatıralar hiç eskimiyor.</p>

<p> Ama bir şeyi söylemeden geçemeyeceğim:</p>

<p>Balıkesir’i seviyorum.</p>

<p>Yalnız bir tek şeye kızıyorum:</p>

<p>Bu şehre sonradan gelip ev alan, yazlık alan, çocuklarını burada evlendiren, iş güç sahibi olan ama sonra dönüp “biz Balıkesirlilere kızanlara!”</p>

<p>İnsana, yaşadığı, ekmek yediği şehre saygı duyması gerekmez mi?</p>

<p>Balıkesir’in her köşesi, her sokağı bir anı benim için.</p>

<p>İşte ben o anıların içinden büyüyüp gelmiş bir Balıkesirli olarak, bu şehri sevmeye devam ediyorum ve devam edeceğim. </p>

<p>ALABURUS: Kafanın her tarafı üç numara iken ön tarafında bir tutam saç bırakılır. Fransızca fırça anlamına gelen kelime.</p>

<p>FRENK GÖMLEĞİ: Yakası kravat takmaya uygun, çoğu uzun kollu, ceket ya da yelek altına giyilen erkek gömleği.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//balikesir-in-sokaklarinda-buyuyen-bir-neslin-hik-yesi/648/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 10:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> DOĞRU BESLEN, İLTİHABI SUSTUR!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>DOĞRU BESLEN, İLTİHABI SUSTUR!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nilay ŞAHİN</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı</p>

<p>İnstagram-profdrnilaysahin</p>

<p>Bana hastalarımın hemen hemen hepsi hangi tanıyı alırsa alsın hep hocam ne yiyelim, içelim diye soruyor. Bu gerçekten çok güzel bir soru. Çünkü yediğimiz içtiğimiz şeyler bizim hastalıklarımız elbette etkilemektedir. Özellikle son dönemlerde iltahaplı romatizmadan tutun nörolojik hastalıklara kadar pek çok hastalığa neden olan inflamasyon yani iltahap yemekten çok etkilenen bir durumdur. Hata hastalıkların çoğu ilk dönemlerde vücutta başlar ama biz bunu hissetmeyiz. Örneğin iltahaplı romatizma hastalıkları vücutta oluşmaya başlar ancak biz bunu yıllar sonra hissedebiliriz. Çünkü hastalıkların çoğunda ilk dönem ne belirgin bir ağrı olur ne de dikkat çeken bir belirti. Ama vücudun içinde görünmeyen bir savaş sürmektedir: iltihap yani inflamasyon. İltihap aslında kötü bir şey değildir. Vücut kendini savunurken, hasarlı dokuyu onarmak ve mikroplarla savaşmak için bu mekanizmayı kullanır. Ancak sorun, bu savaşın bitmemesidir. Kronik inflamasyon denen bu durum, artık bizi korumak yerine içten içe yıpratmaya başlar.</p>

<p>Bugün şeker hastalığından kalp damar hastalıklarına, obeziteden eklem ağrılarına, hatta bazı kanser türlerine kadar pek çok rahatsızlığın temelinde bu sürekli düşük düzeydeki iltihap hali vardır.<br />
Kısacası, modern çağın sessiz düşmanı budur. Ve bu düşmanı susturmanın en güçlü yolu, ilaç dolabından değil, mutfak rafından geçer.</p>

<p>Bilim artık biliyor ki, yediğimiz her lokma ya bu savaşa benzin döküyor ya da ateşi söndürüyor. İltihabı artıran besinler bellidir:</p>

<p>Şekerli içecekler, tatlılar, beyaz un ve hazır gıdalar</p>

<p>Kızartmalar, işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis)</p>

<p>Aşırı doymuş yağlar ve trans yağlar</p>

<p>Buna karşılık, iltihabı azaltan yani vücudun dengesini yeniden kuran yiyecekler de vardır:</p>

<p>Zeytinyağı, ceviz, badem gibi sağlıklı yağlar</p>

<p>Somon, uskumru gibi omega-3 kaynakları (veya bitkisel olarak keten tohumu, chia)</p>

<p>Renkli sebze ve meyveler: brokoli, yaban mersini, nar, ıspanak</p>

<p>Fermente gıdalar: yoğurt, kefir, turşu</p>

<p>Baharatlar: zerdeçal, zencefil, tarçın</p>

<p>Bu besinler yalnızca mideyi doyurmaz; bağışıklık sistemini dengeler, hücreleri korur ve metabolik iltihabı yatıştırır.</p>

<p>İltihabı susturmak büyük değişimlerle değil, küçük ama kararlı adımlarla olur. Günde bir öğün fast food yerine evde zeytinyağlı sebze yemek, şekerli içecek yerine su veya bitki çayı içmek, gece atıştırması yerine bir avuç ceviz yemek daha sağlıklı olacaktır. Bunların her biri vücudunuzun içindeki savaşta dengeyi değiştirir.</p>

<p>Ayrıca yeterli uyku, düzenli egzersiz ve stres yönetimi de bu savaşın görünmeyen silahlarıdır. Çünkü stres hormonları ve uykusuzluk da tıpkı kötü beslenme gibi inflamasyonu körükler.</p>

<p>Bir hekim olarak şunu net söylüyorum: Sağlıklı olmak için evet genetik önemlidir ama sadece genetik yeterli olmayabilir. Her gün tabağımıza koyduğumuz yiyeceklerle de sağlık durumumuzu belirliyoruz. İşte bu nedenle sağlıklı beslenerek iltihabı susturmak, yaşam kalitemizi artırmak, eklem ağrılarından kurtulmak, zihinsel berraklığı kazanmak mümkündür. Ama bunun anahtarı bilinçli tercihler yaparak doğru beslenmektir.</p>

<p>Vücudunuzda yorgunluk, şişkinlik, eklem ağrısı, ciltte matlık gibi bulgular varsa bunların hepsi “Ben iltihap içindeyim” mesajıdır.<br />
Ve biz doğru beslenmeyi seçtiğimizde, o savaş sessizce kazanılır. İyileşmek, bir tabakla başlar. Bugün tabağınıza ne koyarsanız, yarın onu ekersiniz.</p>

<p>Hepinize sağlıklı beslenmeli günler dilerim…</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//dogru-beslen-iltihabi-sustur/647/</link>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 10:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> ÖĞRETMENLERİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUYUZ?</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>ÖĞRETMENLERİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUYUZ?</strong></p>

<p>24 Kasım Öğretmenler Günü…</p>

<p>Yılın bir günü, öğretmenlere teşekkür etmek için güzel bir vesile. Fakat aslında mesele, o teşekkürün yalnızca bir kutlama cümlesi değil, eğitim hayatımızın merkezindeki bu insanların sesine gerçekten kulak verebilmek önemli.</p>

<p>Bugün o sese biraz yakından bakalım.</p>

<p><strong>Mesleğin Değeri ve Saygınlığı</strong></p>

<p>Öğretmenlik, bir ülkenin geleceğine yön veren en kritik mesleklerin başında geliyor. Ne var ki zaman zaman öğretmenlerin toplum içindeki saygınlığının zedelendiğine tanık oluyoruz. Okullarda yaşanan tartışmalar, öğretmene yönelik şiddet vakaları ya da mesleği değersizleştiren yaklaşımlar, aslında hepimize zarar veriyor.</p>

<p>Öğretmeni güçlü olmayan bir eğitim sistemi, asla güçlü olamaz.</p>

<p><strong>Koşulların İyileştirilmesi: İnce Bir Denge</strong></p>

<p>Öğretmenler, her gün sınıfa sadece bilgi vermek için değil; sabır, anlayış ve rehberlik taşımak için giriyor. Elbette çalışma koşullarının daha düzenli, daha destekleyici hale gelmesi herkesin ortak beklentisi.</p>

<p>Bu konu çokça tartışılsa da, mesele yalnızca ekonomik bir başlık değil; aynı zamanda öğretmenin kendini güvende ve değerli hissetmesiyle ilgili.</p>

<p>Yani burada amaç bir yakınma değil, eğitim kalitesini artırmanın doğal bir parçası olarak meseleye yaklaşmak.</p>

<p><strong>Müfredat, İş Yükü ve Süreklilik Arayışı</strong></p>

<p>Eğitim alanında sık sık değişen uygulamalar, öğretmenlerin planlama yapmasını zorlaştırıyor. Ders süreci kadar, velilerle iletişim, ölçme-değerlendirme, dijital sistemler derken öğretmenin asıl odağının dağılabildiğini görüyoruz.</p>

<p>Daha istikrarlı, daha uzun vadeli adımlar hem öğretmeni hem öğrenciyi rahatlatacaktır.</p>

<p><strong>Genç Öğretmenler ve Atama Beklentileri</strong></p>

<p>Her yıl binlerce genç öğretmen, mesleğini icra edebilmek için umutla bir kadro bekliyor. Bu da eğitimin önemli konularından biri olmaya devam ediyor. Öğrencilerle buluşmayı bekleyen bu enerjinin doğru değerlendirilmesi, ülkemiz adına büyük bir kazanım olur.</p>

<p><strong>Öğretmenlerin Makul Talepleri</strong></p>

<p>Özetle öğretmenlerin beklentileri aslında çok net…</p>

<p>* Saygınlıklarının korunması</p>

<p>* Çalışma koşullarında istikrar</p>

<p>* Eğitim politikalarında uzun vadeli planlama</p>

<p>* Öğretmene yönelik şiddetin engellenmesi</p>

<p>* Atama bekleyen öğretmenlere fırsat sunulması</p>

<p>Bunlar, abartılı talepler değil; eğitimi güçlendirecek doğal ihtiyaçlar. </p>

<p> 24 Kasım, öğretmenlere sadece teşekkür etmek için değil; onlardan yükselen sesi duymak için de önemli bir gün.</p>

<p>Bugün “İyi ki varsınız” derken, yarın o değeri hissettirecek adımları birlikte atabilmek dileğiyle…</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//ogretmenlerin-sesini-duyabiliyor-muyuz/646/</link>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 10:47:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Karlı Bir Sabahın Öğrettiği Meslek</title>
<description><![CDATA[<p><br />
<strong>24 KASIM NEDENİ İLE…</strong></p>

<p><strong>Karlı Bir Sabahın Öğrettiği Meslek</strong></p>

<p> </p>

<p>22 Şubat 1982… Afyonkarahisar’ın karla örtülü o soğuk sabahı, benim için sıradan bir kış günü değildi. Öğretmenlik serüvenimin başladığı, hayatımın rotasının kesin olarak çizildiği gündü. “Depo tayini” ile Kasımpaşa İlköğretim Okulu’nda bekliyordum ama içimdeki heyecan, o soğuk havanın bile bastıramadığı bir sıcaklıktı.</p>

<p> Kısa süre sonra kendi isteğimle İhsaniye’ye tayin oldum. Küçük bir ilçe… Kışı sert, şartları zor, imkânları sınırlı. İlk günlerimde kalacak ev bile bulamamıştım. Okul kapandığında dışarı çıkmak zorunda kaldığım o akşam, ne yapacağımı düşünerek ilçe merkezine doğru yürüyordum. O an, öğretmenliğin sadece sınıf içinde değil, hayatın tam ortasında da bir mücadele olduğunu anladım.</p>

<p> Ama aynı anda bu mesleğin belki de en güzel yanını da gördüm: Dayanışmayı. Tanımadığım bir öğretmen arkadaşın “Ev bulana kadar bende kalırsın” sözünün sıcaklığı, İhsaniye’nin soğuğunu unutturmuştu.</p>

<p> İhsaniye Lisesi’nde geçirdiğim dört yıl, öğretmenliğin özünü öğreten yıllardı. Öğrencilerin öğrenmeye duyduğu istek, derse girerken taşıdığım bütün yükleri hafifletiyordu. Öğretmenlik, kimi zaman bir cümlenin öğrencide nasıl bir karşılık bulduğunu merak etmek; kimi zaman bir bakıştan geleceğe dair umudu okumak demekti.</p>

<p> Tam 34 yıl  ve  30 yılı okul yöneticiliğiyle geçti. Eğitimde hem öğretmenin hem öğrencinin yoluna tanıklık etmek, bana mesleğin ne kadar derin bir emek istediğini gösterdi. Ama bir o kadar da şu gerçeği: Öğretmenlik, insanın hayatına değen en etkili mesleklerden biri.</p>

<p> Bugün hâlâ karşılaştığım eski öğrencilerin, yıllar sonra bile “Hocam beni hatırladınız mı?” diye sorması, bir öğretmenin emeklerinin zamanla nasıl değer kazandığını gösteren en sade, en gerçek cümledir.</p>

<p> 24 Kasım, öğretmenler için sadece bir takvim günü değildir. Mesleğe nasıl adım attığımızı, neden bu yolu seçtiğimizi, hangi güçlüklerle ama hangi inançla yürüdüğümüzü hatırlatan bir gündür. Öğretmenlik, büyük sözlerle değil; sınıfta, koridorda, bahçede yaşanan küçük ama etkisi büyük anlarla anlam kazanır.</p>

<p> Ben bir öğretmenim. Dünyaya bir kez daha gelsem yine öğretmen olurdum. Çünkü insanın emeğinin yıllar sonra bile bir çocuğun hayatında karşılık bulduğu başka bir meslek yok.</p>

<p> Bu 24 Kasım’da dileğim, eğitim camiasının emek veren tüm üyelerinin değerinin her zaman hissedilmesi ve öğrencilerin öğretmenlerinden aldıkları ışığı, geleceğe güvenle taşıması.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//karli-bir-sabahin-ogrettigi-meslek/645/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SOLUK BENİZLİ KENT</title>
<description><![CDATA[<p>SOLUK BENİZLİ KENT</p>

<p>Bugünün okumayan ergen kuşağının elinde Teksas, Tommiks olsaydı da onları bari okusalardı, fayda faydadır misali…</p>

<p>Ne güzeldi Teksas, Tommiksli zamanlar…</p>

<p>Şanslı kuşaklardanmışız…</p>

<p>Okuyanların bilmemesi imkânsız; o kitaplarda kızılderililer beyaz adamlara “soluk benizliler” derdi.</p>

<p>Adı üstünde benizler beyaz olduğu için kendilerinin deri renkleri karşısında, beyazların solukluğuna istinaden.</p>

<p>İşte Balıkesir de gece vakti tam soluk benizli.</p>

<p>Soluk benizli kent.</p>

<p>Sönük, ıssız, fersiz, soluk mu soluk…</p>

<p>Sayın Valim.</p>

<p>Sayın Büyükşehir Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın Karesi Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın Altıeylül Belediye Başkanım.</p>

<p>Sayın milletvekillerim.</p>

<p>Yav lütfen bu kentin caddelerinde geceleri bir vatandaş olarak gezin…</p>

<p>Hangi cadde olursa olsun caddelerimizin fersizliğine bir bakın.</p>

<p>Uludağ Elektrik mi UEDAŞ mı velhasıl hangisiyse bir el atsınlar…</p>

<p>Cadde aydınlatmalarının parası zaten ödeniyor belediyeler ve BBB tarafından…</p>

<p>İyi de bu fersizlik, bu sönüklük, bu loşluk, bu solukluk hiç mi rahatsız etmiyor sizi…</p>

<p>Allasen bir yürüyün, vatandaş çok ama çok şikayetçi…</p>

<p>“Tıkır tıkır elektrik parası ödüyoruz da kentimize niye yatırım, iyileştirme, bakım yapılmıyor” diye bir dokunsanız bin ah işiteceksiniz ışıklarla ilgili…</p>

<p>Hangi cadde olursa olsun bir bakın…</p>

<p>Mehmetçik Caddesi misal… Beyoğlu Caddesi misal… Beyoğlu Cadde sakinleri yol kapatıp eylem yapsa yeridir öylesine fersizlik…</p>

<p>Nereye bakarsanız öyle…</p>

<p>Park Köprüsü kavşağı, Cumhuriyet Meydanı…</p>

<p>Şehri boydan boya sanayi tarafından şehre girdiğiniz Bandırma Caddesi’nden tutun Vasıfçınar Caddesi’ne, oradan Yeni İzmir Yolu’na…</p>

<p>Geçiniz öteki aksa, Edremit Yoluna… Gazi Bulvarı, A. Toprak Caddesi..</p>

<p>Herhangi bir ana arter böyle mi olur ya…</p>

<p>Ülkemizin çok sayıda il merkezini gezdik, açık söyleyelim bu kadar fersiz, bu kadar ışıksız, bu kadar insanın ruhunu daraltan anlaşılmaz bir karanlık görmedik…</p>

<p>Yav lambalar zaten kendini zor aydınlatıyor, bir de ana arterlere bakın bakalım caddedeki direklerde kaç lamba patlak da dönüp bakan yok…</p>

<p>Bir değişim de mi olmaz?</p>

<p>Sorun özellikle kadınlara, nasıl rahatsızlar ve nasıl çekiniyorlar bu karanlık caddelerde yürümeye…</p>

<p>Yazıya bir ton cadde ismi sıralayabiliriz her nokta böyle…</p>

<p>Hiç mi rahatsızlık duyulmuyor gerçekten?..</p>

<p>Soluk benizli kent..</p>

<p>Emsalimiz yok geceleri..</p>

<p>Solgun, ürkek, fersiz…</p>

<p>Kayahan “odalarda ışıksızım” diyor ya… O misal işte halimiz, “Balıkesir’de ışıksızım”!</p>

<p>-</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//soluk-benizli-kent/644/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kısa bir Balkan turu</title>
<description><![CDATA[<p><strong>BALIKESİR-İSTANBUL-MAKEDONYA-ÜSKÜP-SKOPJE-OHRİD</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Kısa bir Balkan turu</strong></p>

<p> </p>

<p>Balkanlarda yer alan Makedonya’ya kısa ve keyifli bir yolculuk. Balıkesir’den Büyükşehir Belediyesine ait BTTBUS ile İstanbul Sabiha Gökçen’e 2,5 saatte varış, ardından Makedonya’nın Üsküp (Skopje)’ye iniş.</p>

<p>Skopje’de 2 günlük turun ardından ülkenin en güzel yerlerinden olan Ohri’d de 2 gün mola ve sonrasında Üsküp-İstanbul Sabiha Gökçen ve Balıkesir’e dönüş.</p>

<p>Üsküp (Skopje) , mimari eserleri ve coğrafyası ile bu tanımlamayı hak eden bir şehir. Balkanlarda Türk-İslam kimliğini büyük oranda devam ettiren bir özelliği var. Üsküp de Euro ve Makedonya Dinarı geçiyor, Türk lirasını da orada bozdurabiliyorsunuz, Havaalanından Üsküp merkeze otobüs, taksi veya araç kiralayarak gidebilirsiniz, arası yaklaşık 15-20 kilometre.</p>

<p>Üsküp merkezinin en gözde ve gezilen yerlerinden birisi  Vardar Nehri üstüne inşa edilen Taş Köprü. Bu köprü şehri ikiye bölüyor, bir tarafa tarihi Türk çarşısının yer aldığı Osmanlı, diğer taraf ise kiliseleri, mimarisiyle Hristiyan kültürün izlerini taşıyor. Bizde nehrin iki tarafını gezdik, Türk çarşısının bulunduğu alanda Türk işyerleri bulmak mümkün, Türk yemekleri lezzetli. Burada gezilecek çok güzel yerler var. Makedonya’da Arnavut, Makedon ve Türk vatandaşları yaşıyor. Şehrin merkezinde taksi hareketliliği ve otobüs mevcut, motorsiklet görmek çok nadir, bisiklet kullanımı da aktif. Doğası, yeşilliği, sessizliği ve temizliği de göze çarpıyor.  Üsküp de Türk çayı ve kahvesi bulmak ve keyifle içmek mümkün, dil anlamında zorluk çekmiyorsunuz. Burada onların diliyle shopska çoban salatasını tadabilir, börek ve köfte yiyebilirsiniz.</p>

<p>Özellikle Arasta Camisinin hemen orada yer alan Adnan Neziri’nin kahvesinde çay içmeden dönmeyin.</p>

<p>Kısacası Üsküp gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Taş Köprünün bir tarafı Avrupa bir tarafı ise Türkiye.</p>

<p>Üsküp'e adım attığınız anda, şehrin Osmanlı geçmişinin izlerine hemen rastlıyorsunuz. Mustafa Paşa Camii ve Saat Kulesi gibi yapılar, şehrin siluetini belirleyen önemli noktalar. Bu camiler, sadece ibadethaneler değil, aynı zamanda Osmanlı mimarisinin en güzel örnekleri olarak dikkat çekiyor. İçeri girdiğinizde, huzurlu atmosfer ve göz alıcı süslemeler sizi büyüleyecek. Davut Paşa Hamamı ise hem tarihi bir yapı hem de dinlendirici bir mekân olarak ziyaretçilerini bekliyor. Gitmişken Üsküp kalesine çıkıp oradaki tarihi ve Üsküp’e kuş bakışı bakabilirsiniz, Üsküp’e gitmişken, Matra Kalyonu, Hayvanat Bahçesini mutlaka ziyaret edin.</p>

<p>Bu nedenle  aynı anda iki farklı yer de görmeniz mümkün. Hem Üsküp hem Ohrid ziyaretimiz de karşılaştığımız insanlar, taksiciler sıcakkanlıydı, oturduğumuz yerde yediğimiz yemek içtiğimiz çaylar sonrası etrafın meraklı bakışı ve nerelisiniz sorusu sonrası “Türkiye Balıkesir” dememiz sonrasında depremi endişe içinde söyleyenler, Türkiye’nin ve Balıkesir’in güzelliğini ifade eden insanlar gördük. Makedonya’da yaşayan Türkler veya Makedon Türkleri Türkiye’yi yakından takip ediyor, televizyonları ve filimleri izliyor.</p>

<p>Ohrid’de ise muhteşem göl manzarası eşliğinde tekne turu, eski evlerin bulunduğu alan çarşı turu atabilirsiniz. Ohrid kış aylarında daha sakin olurken, yaz aylarında daha kalabalık oluyor. Ohrid Makedonya’nın en gözde yerlerinden birisi. Kısa balkanlar turunda Üsküp ve Ohrid’i 4 günde gezmek, görmek mümkün.</p>

<p>Üsküp, tarihi dokusu, modern mimarisi ve kültürel zenginliğiyle ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunuyor.</p>
]]></description>
<link>https://www.balikesirtakip.com/yazarlar//kisa-bir-balkan-turu/643/</link>
<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:30:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>