SOSYAL MEDYASIZ YAŞAYAMAYANLAR
Bir zamanlar insanlar birbirine yüz yüze kızardı. Kırgınlıklar göz göze gelerek yaşanır, gönüller yine göz göze gelerek alınırdı. Şimdi ise başka bir dünya var, sosyal medya.
Artık tartışmalar ekran üzerinden yapılıyor. Bir söz söyleniyor, altına yorumlar geliyor, cevaplar yazılıyor, tartışma büyüyor. İnsanlar birbirine kızıyor, sitem ediyor, hatta küsebiliyor. Üstelik çoğu zaman aynı şehirde, hatta aynı mahallede yaşadıkları halde hatta çok iyi arkadaş olanları bile var.
Sosyal medya, iletişimi kolaylaştırdı deniyor. Doğru. Ama aynı zamanda duyguları da yüzeyselleştirdi. Yazılan bir cümle, çoğu zaman niyetinden farklı anlaşılıyor. Bir yorum, bir bakışın yerini tutmuyor. Ses tonu yok, mimik yok, his yok. Ama buna rağmen en büyük tartışmalar burada yaşanıyor.
Daha ilginci ise şu. İnsanlar artık sosyal medyasız yapamaz hale geldi. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakılıyor, gün içinde sürekli kontrol ediliyor. Kim ne paylaşmış, kim ne yazmış, kim kime ne demiş… Sanki hayatın merkezine yerleşmiş bir takip hali.
Birine kızan, hemen paylaşım yapıyor. Cevap bekliyor. Cevap gelmeyince daha da kızıyor. Bazen tek bir cümle günlerce süren bir küslüğe dönüşüyor. Oysa belki de yüz yüze konuşulsa beş dakikada çözülecek meseleler, ekran başında büyüyüp içinden çıkılmaz hale geliyor.
Sosyal medya aynı zamanda bir sahneye dönüştü. Herkes kendini anlatıyor, savunuyor, gösteriyor. Ama bu sahnede gerçek duygular ne kadar yer buluyor, işte asıl soru bu.
Belki de en büyük sorun, insanların artık susmayı unutması. Her düşünceyi paylaşma ihtiyacı, her olaya yorum yapma isteği… Oysa bazı şeyler konuşulmadan da anlaşılabilir, bazı kırgınlıklar sessizlikle de geçebilir.
Sosyal medyasız yaşayamayan bir toplum haline mi geliyoruz? Belki de evet. Ama asıl mesele şu: Bu kadar bağlantının içinde neden hâlâ bu kadar kopuğuz?
Çünkü bazen en güçlü iletişim, ekrandan değil, gözlerden kurulur.
-