AĞRIDAN KORKMAYIN: ASLINDA ŞÜKREDİN!
Prof. Dr. Nilay ŞAHİN
Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı
www.drnilaysahin.com
Benim hasta gurubum tamamen ağrılı hastalardan oluşmaktadır. Elbette ağrı da çoğumuzun en istemediği duygulardan biridir. Başımız, belimiz, dizimiz ya da boynumuz ağrıdığında hemen bir ilaç alır, sessizce geçmesini bekleriz. Ama bu yaptığımız ne kadar doğru işte bugün sizlerle bu konuyu paylaşacağım. İlk olarak şunu söylebilirim ki ağrı bir düşman değil, aslında vücudun bir yardım çığlığıdır.
Tıpkı evimizdeki yangın alarmı gibi, ağrı da bize bir şeylerin yolunda gitmediğini haber verir. Sorun alarmın sesi değil, yangının kendisidir. Ancak çoğumuz ağrıyı susturmakla yetinir, yangını söndürmeyi unuturuz. Hatta bazen ağrıyı susturmak, sorunu büyütebilir. Vücudumuzun her ağrısının bir nedeni vardır. Kimi zaman uzun süreli yanlış oturuş, kimi zaman fazla kilo, bazen de stres ya da kas zayıflığı ağrıya neden olabilir. Ama ağrının kaynağını anlamadan sürekli ağrı kesici kullanmak, yalnızca sorunu gizler. Benim hep şöyle bir örneğim vardır hastalarıma verdiğim: yerde şeker var ve her yeri karınca basmış; biz burada ne yapalım? Karıncaları yok etmeye çalışmak yerine şekeri ortadan kaldırmak en mantıklısıdır. Yani burada ağrıyı bastırmak yerine, nedenini bulmak gerekir.
Bel ağrısı yaşayan birinde kas zayıflığı olabilir; omuz ağrısı, duruş bozukluğundan kaynaklanabilir; baş ağrısı, boyun kaslarının gerilmesine ya da stresin artmasına bağlı olabilir. İşte bu durumların hepsinde ilaç içmek ana tedavi değildir. Yani çözüm, sadece ilaçta değil; hareket, duruş, kilo kontrolü ve kas dengesi gibi temel noktalardadır.
Ne yazık ki birçok insan yıllarca ağrıyla yaşamayı “alışkanlık” haline getiriyor. “Benim belim hep ağrır”, “Dizim zaten kötü” gibi cümleler sık duyduğumuz ifadelerdir. Oysa ağrı kronikleşmişse yani hep ağrılı hale gelmişsek tekrarlayan bir yanlış vardır. Örneğin diz ağrısı olan kilolu birinde vücut sürekli aynı bölgeye yük bindiriyorsa, o bölgedeki kaslar zayıflıyor, dolaşım azalıyor ve ağrı kalıcı hale geliyor.
Kronik ağrı aslında bir kader değildir. Doğru egzersiz, uygun kilo, dengeli beslenme ve stres kontrolüyle vücut yeniden dengeye kavuşabilir. Birçok hasta, küçük değişikliklerle yıllardır süren ağrılarından kurtulabiliyor.
Ağrı, vücudun bize söylediği bir cümledir: “Beni fark et.” Kısa süreli ağrılar, genellikle uyarı niteliğindedir. Ama ağrı haftalarca sürüyorsa, vücut artık yardım istiyor demektir. Bir başka önemli nokta da duygularımızın bedene yansımasıdır.Stres, öfke, kaygı gibi duygular kasları kasar, kan dolaşımını yavaşlatır ve ağrıyı artırır.
Bu nedenle ağrıyı sadece bedensel değil, ruhsal bir sinyal olarak da görmek gerekir.
Elbette ağrının tamamen ortadan kalkması her zaman hemen mümkün olmayabilir. Ancak doğru yöntemlerle ağrıyı yönetmek ve kontrol altına almak mümkündür. Düzenli yürüyüş, esneme hareketleri, kas güçlendirme egzersizleri, derin nefes teknikleri ve yeterli su tüketimi, ağrının şiddetini belirgin biçimde azaltır. Bazı durumlarda fizik tedavi uygulamaları, sıcak-soğuk kompres tedavileri de fayda sağlar.
Ağrıdan korkmayın, onu dinleyin. Vücudunuz size zarar vermeye çalışmıyor, sizi korumaya çalışıyor. Ağrı susturulması gereken bir ses değil, dikkate alınması gereken bir öğretmendir. İlaç kutusuna değil, aynaya bakın: belki de çözüm orada; duruşunuzda, kilonuzda ya da stresinizdedir. Unutmayın; ağrıyı susturmak kolaydır, ama anlamak iyileştirir.
Ağrısız bir hayat dilerim…