AYVALIK'TAN MİDİLLİ'YE, MİDİLLİ'DEN AYVALIK'A
YARIM KALAN HİKÂYE
Ege Denizi'ne kıyısı olan şehirlerde yaşayanlar iyi bilir; deniz bazen insanları birbirinden ayıran değil, birbirine bağlayan bir yoldur. Özellikle Ayvalık ile Midilli arasındaki ilişki, sadece coğrafi yakınlıktan ibaret değildir. Bu iki kıyı, yüzlerce yıl boyunca aynı kültürün, aynı sofranın, aynı türkülerin ve aynı hayatların paylaşıldığı iki komşu olmuştur.
Bugün Ayvalık sahilinden baktığınızda, açık havalarda Midilli Adası'nı tüm heybetiyle görebilirsiniz. Aradaki mesafe yalnızca birkaç kilometredir. Ancak bundan yaklaşık bir asır önce, bu kısa mesafe binlerce insan için hayatlarının en uzun yolculuğuna dönüşmüştür.
1923 yılında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, Ege'nin iki yakasında yaşayan insanların kaderini bir gecede değiştirdi. Ayvalık'ta doğup büyüyen Rum aileler, nesillerdir yaşadıkları evleri, işyerlerini, zeytinliklerini ve anılarını geride bırakarak Midilli'ye gitmek zorunda kaldılar. Aynı dönemde Midilli'de yaşayan Türk aileler de doğdukları toprakları terk ederek Ayvalık'a yerleştiler.
Anlatılan hikâyelere göre, Midilli'den ayrılan birçok Türk ailesi, evlerinin anahtarlarını ömürleri boyunca sakladı. Aynı şekilde Ayvalık'tan Midilli'ye giden Rum aileler de arkalarında bıraktıkları evlerine bir gün geri döneceklerine inandılar. O anahtarlar yıllar boyunca sandıklarda, çekmecelerde ve aile yadigârlarının arasında korundu. Çünkü insanlar, evlerini terk etmiş olsalar da umutlarını terk etmemişlerdi.
Ayvalık'a gelen mübadiller, daha önce hiç görmedikleri bir şehirde yeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Yerleştirildikleri evlerin duvarlarında başka ailelerin fotoğrafları vardı. Bahçelerde başkalarının diktiği ağaçlar büyüyordu. Aynı acıyı yaşamış insanlar, birbirlerinin bıraktığı hayatların içine yerleşmek zorunda kalmışlardı.
Belki de bu hikâyenin en dokunaklı tarafı, iki tarafın da birbirini düşman olarak görmemesiydi. Çünkü onlar birbirlerinin kültürünü tanıyor, yemeklerini biliyor, şarkılarını söylüyorlardı. Aynı zeytini topluyor, aynı denize açılıyor ve aynı rüzgârı soluyorlardı.
Aradan onlarca yıl geçti. Mübadeleyi yaşayan nesiller büyük ölçüde aramızdan ayrıldı. Ancak onların çocukları ve torunları, dedelerinden ve ninelerinden dinledikleri hikâyelerin peşine düşmeye başladı. Midilli'den gelen ailelerin torunları, dedelerinin doğduğu köyleri görmek için adaya gidiyor. Ayvalık'tan ayrılan Rum ailelerin torunları ise çocukluk hikâyelerinde duydukları sokakları bulmak için Ayvalık'a geliyor.
Karşılaştıkları manzara çoğu zaman şaşırtıcı oluyor. Çünkü aradan geçen bir asra rağmen, aynı yemekler pişiriliyor, aynı türküler söyleniyor ve aynı kelimeler kullanılmaya devam ediyor. İnsanlar, kaybettikleri vatanların aslında tamamen kaybolmadığını, sadece denizin karşı kıyısında yaşamaya devam ettiğini görüyor.
Bugün Ayvalık'ta gezerken gördüğümüz tarihi taş evler, eski kiliseler, dar sokaklar ve zeytin ağaçları yalnızca mimari bir miras değildir. Bunlar aynı zamanda Ege'nin ortak hafızasının sessiz tanıklarıdır. Midilli'deki eski Türk mahalleleri, camiler ve çeşmeler de aynı hikâyenin diğer yarısını anlatmaktadır.
Bir zamanlar komşu olan insanlar, tarihin akışı içinde birbirlerinden ayrılmış olabilirler. Ancak ortak acılar, ortak hatıralar ve ortak kültür, onları birbirine bağlamaya devam etmektedir.
Bugün Ayvalık sahilinde gün batımını izlerken karşı kıyıda görünen Midilli'ye bakmak, aslında sadece bir adaya bakmak değildir. Bu bakış, geride bırakılmış hayatlara, yarım kalmış hikâyelere ve Ege'nin hiçbir zaman unutulmayan ortak geçmişine bakmaktır.
Ancak bu göç, bildiğimiz göçlerden farklıydı. İnsanlar ekonomik nedenlerle değil, savaş nedeniyle değil, yalnızca yeni çizilen sınırlar ve alınan siyasi kararlar nedeniyle evlerinden ayrılmışlardı. Yanlarına alabildikleri birkaç eşya, birkaç fotoğraf ve çoğu zaman evlerinin anahtarları dışında hiçbir şeyleri yoktu.