-
Kullandığımız ve Anlamını Bilmediğimiz Kelimelerden "Marsık" Üzerine Bir Yazı
Dün arkadaşlarla bir kafede otururken sohbet koyulaşmıştı. Yazın en çok konuşulan konularından biri de deniz, güneş ve tatildi. Yaklaşık yirmi gündür Akçay'ın serin sularına kendini bırakan arkadaşlarımızdan biri hemen yanı başımızdaydı. Teni öylesine kararmıştı ki, masadaki arkadaşlardan biri gülümseyerek;
"Sadıç, marsık gibi yanmışsın." dedi.
O cümleyi duyunca duraksadım.
"Marsık..."
Çocukluğumdan beri ara sıra duyduğum, zaman zaman benim de kullandığım bir kelimeydi. Ama o an kendime şu soruyu sordum:
Marsık ne demek?
Masadaki arkadaşlara döndüm.
"Arkadaşlar, marsık ne demek biliyor musunuz?"
Herkes birbirinin yüzüne baktı. Kimse kesin bir cevap veremedi. Bir arkadaş, "Galiba bir hayvanın adı." dedi. Başkası, "Büyüklerimiz çok söylerdi." diye ekledi. Hepimiz kelimeyi biliyorduk ama anlamını bilmiyorduk.
İşte o anda fark ettim ki günlük hayatta kullandığımız bazı kelimelerin gerçek anlamını bilmiyoruz.
Merak ettim ve araştırdım.
Türk Dil Kurumu'na göre "marsık", yapılırken yeterince pişmediği için yanarken yoğun duman çıkaran, ağır koku yayan, is gibi siyah kalmış niteliksiz odun kömürüne verilen addır. Halk arasında ise güneşte iyice kararmış kişiler için "marsık gibi olmuş" denilir. Yani aslında bu benzetme, kömürün o kapkara görüntüsünden geliyor.
Bir kelimeyi yıllarca kullanıyoruz ama hikâyesini bilmiyoruz. Ne kadar ilginç değil mi?
Dil, yalnızca konuşma aracı değildir; aynı zamanda kültürün hafızasıdır. Her kelimenin arkasında bir yaşam biçimi, bir meslek, bir gelenek ve bazen de unutulmuş bir hatıra vardır.
Eskiden insanlar mangalını odun kömürüyle yakardı. İyi kömürle kötü kömürü ayırt ederdi. Yanarken duman çıkaran, is yapan, kaliteli olmayan kömüre "marsık" denirdi. Zamanla bu kelime, kapkara olmuş insanlar için bir benzetmeye dönüştü. Bugün ise çoğumuz bu sözü kullanıyor ama kömürle olan bağını bilmiyoruz.
Aslında sadece "marsık" değil…
Anneannelerimizin, dedelerimizin kullandığı onlarca kelime yavaş yavaş hayatımızdan çekiliyor. Yerlerine yabancı kelimeler geliyor. Kendi dilimizin zenginliklerini unuturken, başka dillerden gelen sözcükleri hiç düşünmeden benimsiyoruz.
Oysa bir milletin hafızası, kelimelerinde saklıdır.
Bir kelime unutulduğunda sadece bir sözcük kaybolmaz; onun taşıdığı kültür, yaşam biçimi ve geçmiş de biraz daha silinir.
Dün bir arkadaşın yaptığı espri sayesinde yıllardır kullandığım bir kelimenin gerçek anlamını öğrendim.
Belki de bundan sonra duyduğumuz her eski kelimede bir an durup düşünmeliyiz.
"Bu kelime nereden geliyor?"
Çünkü bazen tek bir kelimenin peşine düşmek, bizi çocukluğumuza, dedelerimizin sohbetlerine ve dilimizin zenginliğine götürür.
Kim bilir…
Belki de dilimizi yaşatmanın en güzel yolu, sık kullandığımız kelimelerin anlamını yeniden öğrenmekten geçiyordur.
-