BİR İYİLİK HİKÂYESİ
Sabahın erken saatlerinde kardeşim işe giderken uyuklamış ve yoldan çıkıp bir ağaca çarpmış. Kardeşimin durumu çok ciddi idi. Ağır bir beyin sarsıntısı geçiriyordu ve bilinci yerinde değildi. Kazanın meydana geldiği yol, Bursa’nın kırsal kesiminde çok işlek olmayan bir yol olduğundan, kardeşim uzun süre öylece kalmış. Yarım saat sonra köyüne gitmekte olan biri arabasıyla geçerken onu fark etmiş ve araçtan duman çıktığını görünce ciddi bir kaza olduğunu düşünüp 112’yi aramış.
15 – 20 dakika sonra da yardım gelmiş. Yardım gelinceye kadar kazayı haber veren adam arabasını kardeşimin arabasına yanaştırıp, yardım geliyor. Haber verdim, hemen gelecekler, kurtulacaksın gibi şeyler söyleyerek kardeşime ümit vermiş.
Adamcağız, arabasından çıkıp yardım ekibi gelinceye kadar daha fazla yardımcı olmaya da çalışsa da tam olarak yapamamış. Çünkü kullandığı engelliler için yapılmış özel bir araçmış. Adam yürüyemiyormuş. Daha sonra ambulans kardeşimi Bursa Şehir Hastanesi’ne çok kısa bir süre de ulaştırmış. Yarası çok ciddi olduğundan kardeşim üç hafta hastanede yattı. Şimdi ise evde ve birkaç hafta içinde tamamen iyileşmiş olacak.
Kardeşimin ziyaretine gelen bazı arkadaşlar, kazanın büyüklüğünü anlayınca sordular. Kardeşin nasıl sağ kurtuldu? Orada melekler mi vardı? Evet, vardı dedim, bazen melekler insan suretinde yanınızda olur.
GÜNÜN FIKRASI
Tatbikat
Temel ve Dursun Askerliklerini birlikte yapıyorlarmış ve bir gün aynı askeri tatbikata katılmışlar. Tatbikat paraşüt ile uçaktan atlamakmış. Diğer askerler gibi sıra bizimkilere gelmiş ve kendilerini boşluğa bırakmışlar. Aksilik bu ya! Temel’in paraşütü açılmış lakin Dursun’un paraşütü açılmamış. Dursun Temel’e:
Ula Temel benim bu paraşüt açılmayi da!... Temel’de hemen cevap vermiş:
Ula uşağum yardımcı paraşütü aç, yardımcı paraşütü…
Dursun ne kadar uğraştıysa da bir türlü yardımcı paraşütü de açmayı başaramamış ve Temel’e:
Ula Temel bu da açılmayi da!... Deyince Temel:
Boş ver uşağum nasıl olsa tatbikattayız da! Demiş
GÜNÜN SÖZÜ
“Hayat kısa, yıllar ise uzundur.„
—Robert A. Heinlein